Son mesaj - Gönderen: İSLAMOĞLU - Cumartesi, 29 May 2010 14:58
Alemlerin Efendisine En Güzel Hediye, Her Gün 100 Salatı-ı Şerife .."Allahumme Salli Ala Seyyidina Muhammedin Ve Ala Seyyidina Muhammed"
 
Haberler

Haberler->Dünyadan Haberler->Avrupa’da kadının adı var mı? /   
Avrupa’da kadının adı var mı? /

Avrupa’da kadının adı var mı?


ÖZET:

Son yıllarda azımsanamayacak ölçüde hem “kadına yönelik şiddet” hem de “kadın hakları” ile ilgili toplumda bir farkındalık gelişmiştir.(1) Türkiye’nin demokrasi geçmişinden gelen arızaların oluşturduğu zeminde, AB süreci olumlu kazanımlar getirmiştir hiç şüphesiz. Ancak bu kazanımların ardından ciddi bir tahakküm, yapay eklemlendirme gelmektedir. “Kadına yönelik şiddet” sorunu bu eklemlendirme sonucunda varılmış yanlış tespitlerle çözümlenmeye çalışılmaktadır. İşte tam bu noktadan ele alırsak özelde Türkiye, genelde tüm İslam coğrafyası sorunlarına kendi dinamikleri ile çözüm bulmalıdır. “Kadına yönelik şiddet” tanımı ve çözümleri tamamen ithal kavramlardır. Evet, Türkiye’de kadınlar sözel, cinsel ve bedensel şiddete maruz kalmaktadır. Hem ailede hem toplumda erkeklere nispetle ciddi şiddet görmektedirler. Ama bu istenmeyen şiddetin çözümü Batının bize dayattıklarında hele hele batıda hiç değildir. Halk hikmeti ne güzel söylemiştir: Kelin ilacı olsa kendi başına sürer! Bunu söylerken de kendini doğrulamak için ötekini olumsuzlama formuna girmekten korkuyorum. Ancak Kimsenin sorunlarından haberdar olmadığı ya da olmak istemediği Ulukışlalı, Yeniceli sıradan Türk köylü kadının gündemi/ihtiyaçları çoook başka. Hükümetler tarafından pompalanan “kadına şiddet” tartışmaları Anadolu’da bambaşka değerlendiriliyor, yabancılaştırılıyor o kadar ki:”Döven mi dövdüren mi?” diye bir halk hikmeti bile türemesine neden oluyor!
Bu yazıda, WHO raporlarından hareketle Avrupa’da kadına şiddeti ve kendi sorunlarına çözüm bulamamış bir topluluğun bize nasıl kılavuz olacağını sorgulayacağız.

GİRİŞ

“Kızını dövmeyen dizini döver”; erkeğe gelince ise o isterse kumar oynar, isterse meyhaneye gider, ah aslan oğlum!” diyen ana- babalar olduğu sürece bu ülkede kadına şiddet azalmayacaktır. Burada bu tür düşünce, dünyanın başka bir yerinde başka türlü bir zihinsel sapma, kadına yönelik şiddeti beslemektedir. Ancak kadına yönelik şiddet, sadece doğu toplumlarının problemi değildir. Tüm ülkelerde çeşitli biçimlerde karşımıza çıkmaktadır. Şiddet, ülkelerin refah düzeylerinden de bağımsızdır. Birçok gelişmiş ülke, kadına yönelik şiddeti haklı gösterecek tüm politikaları terk etmiş bile olsa durum çok da değişmemiştir. Şiddetin nedeni tek bir unsur olmadığı gibi şiddeti ortadan kaldıracak önlemlerde sadece yasalarla sınırlı olmamalıdır. Yasalar tek başına bir etken olabilseydi, Fransa’da her 4 günde bir kadın sevgilisi ya da eşinin darbeleriyle öldürülmez, Avusturya'da boşanmaların 59'unun nedeni şiddet olmaz; ABD'de her yıl 4 bin kadın öldürülünceye kadar dövülmezdi!

Avrupa; eski kıta… Sosyal adaletin beşiği, kimileri için Paris’i Prag’ı ile aşk kıtası! Kimileri için adeta dünyada ki cennet. İdealler dünyası… Ah Avrupa! Rüyalar kentleri ile özgürlüklerin beşiği Avrupa, zengin Avrupa… Gidenlerin yaşayanların kendilerini ayrıcalıklı hissettikleri Avrupa… Kadın haklarının zirvede olduğu Avrupa…

Gerçekten öyle mi acaba? Bu durumu daha net ortaya koyabilmek için WHO raporlarını incelemek yeterli. Araştırmalar, kadına yönelik şiddetin sadece yoksul ve eğitimsiz ailelerde görülen bir olgu olmadığını ortaya koymaktadır. Şiddet, eğitimli ve ekonomik geliri yüksek ailelerde de görülmektedir. Ancak eğitimli ve zengin ailelerde şiddetin varlığını saklama eğiliminin daha yüksek olduğu açıktır. Aşağıda yer alan rakamlar BM (2), WHO ve hükümetler ve hükümet dışı örgütlerin istatistiklerine dayanarak verilmektedir.(3)
BATI’da Kadına Yönelik Şiddete İlişkin Birkaç Veri;

Avrupa Konseyi'nin çalışma raporuna göre, Avrupa'nın her ülkesinde kadınlara yönelik şiddet görülüyor. Kadınların yaklaşık 47’si ilk cinsel ilişkilerinin zorla olduğunu bildirmektedir.(4) • Kadın cinayet kurbanlarının yaklaşık 70’i erkek partnerleri tarafından öldürülmüştür. Kanada’da aileye yönelik şiddetin maliyeti, tıbbi bakım ve verim kaybı dahil yılda 1.6 milyar dolardır.(5) ABD’de her 15 saniyede bir kadın, genellikle kocası/partneri tarafından, dövülmekte.(6) İspanya’da 2000 yılında her beş günde bir kadın erkek partneri tarafından öldürülmüştür(7). Britanya’da haftada yaklaşık 2 kadın partnerleri tarafından öldürülüyor.(8)

İSVEÇ’TE KADIN HAKLARI SADECE KAĞIT ÜZERİNDE

Yine WHO raporlarına göre İsveç, son 10 yılın en yüksek şiddet olaylarını yaşıyor. Suç Önleme Ve Araştırma Komisyonu tarafından yapılan en son araştırmalara göre özellikle Kadına Yönelik Şiddet oranında yüzde 20 artış söz konusu.

ROKS(9) tarafından yapılan araştırma 2006 yılının ilk dört ayı dikkate alındı. Her iki raporu yorumlayan akademik çevreler ve polis, özellikle 15 ile 50 yaş arası kadına yönelik şiddet oranında yüzde 20'e varan bir artış olduğunu belirtiyor.
BM Kadına Yönelik Şiddet raportörü Ertürk'ün(10) raporunun önemle ele alınması üzerinde durulurken, Avrupa'nın kadın hakları alanında en gelişmiş ülkelerinden biri sayılan İsveç'teki durum basında büyük yankı buldu.

BELÇİKA İLE İLGİLİ İSTATİSTİKSEL GERÇEKLER

Juliette(11) arkadaşlarına ve ailesine, erkek arkadaşının onu dövdüğünü söylemeye cesaret edemedi. “Kendini kirli hissediyorsun… onu savunuyor, onun için üzülüyorsun… dışlanmaktan korktum ve utanç duydum, böylece yavaş yavaş etrafımdaki herkesten uzaklaştım. Doktoruma da sokakta saldırıya uğradığımı söyledim. “Bu sözler, Belçika’da şiddet gören bir kadının dokunaklı duyguları. 1998’de yapılan bir çalışma; Belçika’da kadınların 50’sinden fazlasının aile içi şiddete maruz kaldığını, bunun da 30’unun partnerleri tarafından uygulanan şiddet biçiminde olduğunu gösterdi.

İSPANYA KADINA YÖNELİK ŞİDDETTE BİRİNCİ

Ülkede 2 milyon kadının eşleri tarafından kötü muamele gördüğünü açıklayan İspanyol hükümeti, \"Şiddete Karşı Duyarlılık Planı\" hazırladı.(12)

HOLLANDA’DA NAFİLE EMANSİPASYON POLİTİKASI

TransAct Politika Danışmanı Sezai Aydoğan uzun süre yaşlı, çocuk ve kadınlar üzerine çalıştığını belirterek, Hollanda'da aile içi şiddete ilişkin projelerde aktif olarak yer aldığını söyledi.

Aydoğan \"1997'de yapılan bir araştırma, çok endişe verici bir durumu, Hollanda nüfusunun yaklaşık yarısının aile içi şiddet yaşamış olduğunu ortaya koydu. Bu araştırmanın sonuçları, Hollanda devletini acilen harekete geçmeye sevk etti\" dedi.
Ve Hollanda, kadınlara dönük emansipasyon politikası uygulayan ülkeler arasında yerini aldı. Bu politikanın amacı kadınların eşit haklara, şanslara ve özgürlüklere sahip olmasını sağlamak ve kadınların sosyal yaşama katılımını teşvik etmektir. Ancak raporlar bu oranın hala hiç de azalmadığını gösteriyor.

DANİMARKA’DA KADINA ŞİDDET

Danimarka'da kadınların yüzde 25'i fiziksel şiddeti başlıca boşanma nedeni olarak gösteriyor.(13)
Danimarka’da her yıl 64.000 kadın şiddete maruz kalmakta, bunların yüzde 60’ı şiddeti kendi evlerinde yaşamaktadır. Danimarka’daki en eski kadın sığınma evi olan Dannerhuset, her yıl 1.000’in üstünde kadına yardım etmekte. Yardım isteyenler ya partnerlerinin ya da kocalarının uyguladığı şiddetten ve kötü muameleden kaçmaktalar.(14)

UOA’nın ŞOK RAPORU

Fransa'da şiddet kurbanlarının yüzde 95'i kadın ve bunların yüzde 55'i de koca şiddeti kurbanı. Fransa’da ilk kez 2006’da bu konuda hazırlanan raporda, “ülkede her 10 kadından yaklaşık birinin şiddete maruz kaldığı, bunun da insan hakları konusundaki en büyük skandallardan biri olduğu” belirtildi. “Devletin sorumluluğuna” atıfta bulunan ve “adaletin ürkekliğini” kınayan UAÖ, kurbanların haklarının yanlış bilindiğinden, gerçek tedbirlerin olmayışından ve polis, yargıç ya da doktorların yeterli eğitimi almamasından duyduğu üzüntüyü dile getirdi. UAÖ raporda, “karı-koca arasındaki şiddetin kurbanlarının, sessizliği bozmaya cesaret ettikten sonra, ekonomik misillemeye maruz kalarak yaşadıkları cehenneme “de vurgu yaptı. Rapora imza atan Prune Montvalon, “Devlet şiddeti yeteri kadar ciddiye almadıkça ve toplum bunu gerçek bir kazanç olarak gördükçe şiddet sona ermeyecektir” dedi.

ŞİDDETİN EN ŞİDDETLİ BİÇİMİ: TECAVÜZ

Tecavüz, cinsel şiddetin en şiddetli biçimidir. Ayrıca istenmeyen gebelik ve HIV/AIDS gibi cinsel yolla bulaşan hastalıklara da yol açmaktadır. Ancak, tecavüz, içinde damgalanmayı barındırdığı için, büyük oranda gerçeğin altında belgelenmektedir. ABD’de her 90 saniyede bir kadın tecavüze uğruyor.(15) Fransa’da her yıl 25,000 kadın tecavüze uğruyor.(16) Üstelik bu kadınların sadece 16’sı tecavüzü polise rapor etmektedir; bildirmeyenlerin yaklaşık 50’si, isimlerinin ve özel ayrıntıların açıklanmayacağı garanti edilirse bunu yapacaklar (Ulusal Mağdur Merkezi/Suç Kurbanları Araştırma ve Tedavi Merkezi, 1992). İngiltere'de her 7 kadından biri kocası tarafından tecavüze uğramaktadır.(17)
ABD’de(18), özellikle yasal statüleri olmayan birçok ev içi hizmetli zorla çalıştırılmakta, pasaportlarlarına el konmakta ve birçok tacize uğramaktadır. BK’da, 1987-1998 yılları arasında kadın ev içi hizmetlilere fiziksel saldırı ve cinsel şiddeti de içeren iki binden fazla ihlal olayı belgelenmiştir. Kadınların çoğu, iş değiştirmelerine izin vermeyen göçmen statüsüne sahip yabancı uyruklulardı. İşverenlerini bıraktıkları takdirde, “yasadışı göçmen” oluyorlardı.

İSRAİL’DE KADINA YÖNELİK ŞİDDET VE VAHŞİ KADIN TİCARETİ

WHO raporlarından çok ilginç bir belge;
“Sinir krizi geçiriyordum. Bu yerden kaçmak istiyordum ve bir müşteriden yardım etmesini istedim. Meğer onlardan biriymiş ve sahiplerim tarafından dövüldüm. Kaçacak hiçbir yer yoktu – pencerede parmaklıklar vardı ve gece gündüz sürekli badigardlar etraftaydı.”

27 yaşında Ukraynalı bir psikolog ve sosyal hizmetli olan Valentina İsrail’e Ağustos 1998’de vardı. Bir şirket temsilcisi olarak çalışacağını sanıyordu. Parası, pasaportu ve dönüş biletine el konularak bir daireye götürüldü ve burada iki ay boyunca fahişe olarak çalışmaya zorlandı.

“Şartlar korkunçtu. Bir kız apartman bodrumunda sekiz ay boyunca çalışmaya zorlandı. Orası nemliydi ve kız sonunda tüberküloz oldu. Kızların birçoğunda cinsel ve diğer üreme organları hastalıkları vardı. Yaşadıklarımın düşmanımın başına gelmesini istemem.”

Valentina nihayet kaçmayı başardı ama Mart 1999’da gerekli evrakları veya bir vizesi olmadığı için tutuklandı. Kendisini genelev patronlarına satan adam aleyhinde, Ukrayna’daki ailesinin nerede olduğunu bildiği için, ifade vermeye korktu. UAÖ kendisiyle görüştüğünde Valentina, İsrail yetkililerinin kendisini daha ne kadar tutmayı düşündükleri veya eve dönmesine ne zaman izin verecekleri konusunda bir bilgiye sahip değildi.

İnsan Hakları Komitesi, İsrail’de pazarlanan kadınlara yönelik muameleyle ilgili görüş bildirdi. Komite, “Birçoğu hile veya aldatma sonucu, fahişelik yapmaları için İsrail’e getirilen kadınların ticaret kurbanları olarak değil de, İsrail’de yasadışı bulunmalarının cezasını büyük olasılıkla sınır dışı edilmekle çekecek olmalarından üzüntü duyduğunu” ifade etmiştir.
SONUÇ:

Her ne kadar batılı olmayana zararı daha çok dokunsa da Batı medeniyetinin küresel anlamda insanlığa katkıları oldu.(19) Bu fenomeni rasyonel biçimde algılayıp değerlendirmemiz gerekmektedir. Bunu yaparken de kendi geçmişimize ve değerlerimizi yaşama şeklimize ilişkin yeni ve eleştirel bir anlayışa ihtiyacımız var.(20) Kadına yönelik şiddeti sonlandırma ihtiyacımız kendi dinamiklerimizden doğarsa çözümde bir ilerleme kaydedebiliriz.

Hegemonik kültür ve zihniyet tarafından pompalanan“kadına şiddet” tartışmalarının bir de neden acaba bu dönemde Türkiye’nin önüne sürüldüğü düşünülmelidir. Acaba “Kadın hakları” bitecek, 'Çevre hakları ihlalleri' söylemi mi başlayacak o bitecek “çocuk hakları” mı diyecekler. ondan sonra kürt- alevi -çingene başlar. Bunların hedefi nedir? Kimsenin sorunlarından haberdar olmadığı ya da olmak istemediği Ulukışlalı, Yeniceli sıradan Türk köylü kadının gündemi/ihtiyaçları çoook başka. Anadolu’da bambaşka değerlendiriliyor, yabancılaştırılıyor o kadar ki: ”Döven mi dövdüren mi?” diye bir halk hikmeti bile türemesine neden oluyor! “Kadına yönelik şiddet” sorunu bu eklemlendirme sonucunda varılmış yanlış tespitlerle çözümlenmeye çalışılmaktadır. İşte tam bu noktadan ele alırsak özelde Türkiye, genelde tüm İslam coğrafyası sorunlarına kendi dinamikleri ile çözüm bulmalıdır.



Gülenay Pınarbaşı



Gönderen Firtina_Gençlik, Cumartesi, 09 Şubat 2008 01:40, Yorumlar(0)
Yorumlar


MKPNews ©2003-2008 mkportal.it
 
 

MKPortal ©2003-2008 mkportal.it