<?xml version="1.0" encoding="Latin5"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[(*) GÜLE SEVDALI GENÇLİK (*) - Tüm Forumlar]]></title>
		<link>http://www.firtinagenclik.com/forum/</link>
		<description><![CDATA[(*) GÜLE SEVDALI GENÇLİK (*) - http://www.firtinagenclik.com/forum]]></description>
		<pubDate>Tue, 07 Feb 2012 02:20:28 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[ALEMİ AYDINLATAN NURLU DOĞUM]]></title>
			<link>http://www.firtinagenclik.com/forum/thread---5214</link>
			<pubDate>Thu, 02 Feb 2012 16:15:44 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.firtinagenclik.com/forum/thread---5214</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #FF0000;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-weight: bold;"><br />
<br />
<br />
     Allahu tealaya hamd ve habibine salat ve selam olsun! <br />
Muhterem kardeşlerim; Allaha hakd olsun ki yeni bir doğum mevsimine yani mevlid-i şerife kavuştuk&#8230; Allahu Teala hakikatından haberdar eylesin; son derece istifade etmeye muvaffak eylesin&#8230;. <br />
  <br />
     Mevlid Kutlaması Bidat Midir ? <br />
  <br />
     Kardeşlerimiz diyor ki; Hocam! &#8220;Mevlid kutlaması bid&#8217;attır&#8221; diyorlar, ne dersiniz?  <br />
Önce bu itiraza kısa bir cevap verelim: <br />
     Bu gün ki diyanet ve mevlit-hanların tatbiki tabiî ki bid&#8217;attır ve gayeleri insanları uyuşturmak ve bilgisizce oyalamaktır. Asıl hedefi (Allaha vasıl olmayı) unutturmak ve işi saptırmaktır. <br />
     İslam tarihinde bazı halifeler döneminde yapılan mevlid merasimlerinin asıl amacı, halkı Peygamber sevgisiyle devamlı canlı tutmak, cihad aşkını sürekli hareketlendirmektir. Bu sebeble bir takım hediyeler bahşişler verilerek hayır hasenat işlemektir. Aynen mehter takımı ve marşlarına cihad için müsaade edilmesi gibidir. <br />
      Biz ilmi yönünde şunu diyebiliriz: Bid&#8217;at, dinde aslı olmayıp dini konulara yapılan ilavelerdir. Hadisi şerifte &#8220;Kim şu din işimizde olmayan şeyi ihdas (icad) ederse, o rettir.&#8221;  Buyrulmuştur.  <br />
Buna göre meselenin aslı, yapılan uygulamanın dinin özüne uygun olup olmamasıdır. Mevlid gecesinin ihyasında, okunan Kur&#8217;an, zikir, salavat ve dualar, yapılan vaaz ve irşadlar bakımından elbette büyük faideleri vardır ve bir bakıma zaruridir, zira halkımızı camiye getirip dinden bahsetmek, onlara bir kere Allah, subhanellah v.s. zikirleri yaptırmak, itikadını dözeltmek çok büyük bir meseledir.  <br />
      Ayrıca &#8220;Müslümanların güzel gördüğü şey, Allah katında da güzeldir.&#8221; Kaidesine göre, bu merasim-lerde dinin ihyasına, sünnetin icrasına vesile olacak uygulamaları yapmak için güzel bir vesile olan Mevlid gecesini ihya etmenin, elzem olduğunu görüşüne gitmek hiç te zor olmasa gerektir.  <br />
      İnkarcıların, bilhassa selefiyye takma adındaki yeni vehhabi-reformistlerin itirazlarına aldırmayalım, sünneti seniyyeye uygun olmaya çalışarak bu geceyi ihya edelim. Bizler de Zeytinburnu&#8217;nda bulunan İLFED FEDERASYONU&#8217;NUN bünyesindeki SEDA MESCİDİ&#8217;nde sohbet proğramı tertipledik. Ayırca Mevlidi Şerif kitabının bazı bölümlerinin açıklamasını yaparak mevlütçülerin istismarına dur demeye çalışacağız. Bazılarının yaptığı bid&#8217;atleri hedef tutarak, elde edilecek faideleri inkar etmek, isabetli anlayış ürünü değildir.  <br />
Günün önemine binaen, hem mevlid gecenizi tebrik etmek ve hem de bazı hususları beyan etmek istedik.  <br />
  <br />
1- Efendimizin (sallallahu aleyhi ve selem) dünyaya gelişinin haber veren deliller. <br />
2- Doğumu anında zuhur eden harikulâde haller. <br />
3- Bazı mucizeleri. <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
MEVLİD  GECESİ  YAPILMASINI TAVSİYE EDECEĞİMİZ  HUSUSLAR <br />
  <br />
1- Namazlarımızı cemaatle kılmalıyız. Bir mescitte sohbet dinleyerek günün önemi hakkında bilgimiz olmalıdır. <br />
2- Sohbetten sonra bir miktar kaza ve nafile namazlar kılınır. Nafilelerde hacet namazı ve imanı korumak niyetiyle kılınan namazlar unutulmamalıdır. <br />
3- Bol bol zikir, istiğfar ve özellikle salavatı Şerifeler okunur. <br />
4- Ayrıca yasini şerif, Tebareke ve kısa sureler okunur. <br />
5- teheccüd namazını kılmalı ve sabah namazını da cemaatle kılmalıyız. <br />
6- Sadaka ve hediye verilir. Ev halkına rızıklarında genişlik temin edilir.  <br />
  <br />
1-Efendimizin (sallallahu aleyhi ve selem) dünyaya gelişinin haber veren deliller.<br />
  <br />
<br />
Nebi sallallahu aleyhi ve sellem&#8217;in aleme gelişini bazı ayetler haber vermektedir: <br />
<br />
&#8220;Hatırla şu vakti ki, Meryem oğlu İsa: Ey İsrailoğulları! Ben size Allah'ın resulüyüm, benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir peygamberi de müjdeleyici olarak geldim, demişti. Fakat o, kendilerine açık deliller getirince: Bu apaçık bir sihirdir, dediler.&#8221;  (Saff: 6) <br />
<br />
Bu ayeti kerimede bizzat ismi şerifi zikredilerek gelişi kesin olarak haber verilmiştir. <br />
<br />
Bakara suresinin 146. ayeti de, ehli kitabın, Nebi sallallahu aleyhi ve selemi tanıdığını haber vermektedir: <br />
<br />
&#8220;Kendilerine kitap verdiklerimiz O&#8217;nu (Muhammed&#8217;i s.a.v) çocuklarını tanır gibi tanırlar. Buna rağmen içlerinde bir bölümü bildikleri halde hakkı gizlerler.&#8221; <br />
<br />
 Şu ayette İbrahim aleyhisselam, özellikle dua ederek Rabbisinden resul göndermesini dilemişti. Bu duası, Efendimiz sallallahu aleyhi ve selem hakkında tahakkuk etmiştir. <br />
<br />
&#8220;Rabbimiz, içlerinden onlara bir Resul gönder, onlara ayetlerini okusun. Kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları temizlesin. Şüphesiz sen güçlü ve üstün olansın, hüküm ve hikmet sahibisin.&#8221;  (Bakara: 129) <br />
<br />
Ebul Hasen el Kabisi der ki: Allahu Teala başkasına vemediği bir  faziletle Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem&#8217;i seçti, O&#8217;nu diğerlerinden ayırdı. Bu, şu ayette zikredilen şeylerdir. <br />
<br />
Allahu teala buyurdu: <br />
<br />
&#8220;Hani Allah, peygamberlerden: "Ben size Kitap ve hikmet verdikten sonra yanınızdakileri tasdik eden bir peygamber geldiğinde ona mutlaka inanıp yardım edeceksiniz" diye söz almış, "Kabul ettiniz ve bu ahdimi yüklendiniz mi?" dediğinde, "Kabul ettik" cevabını vermişler, bunun üzerine Allah: O halde şahit olun; ben de sizinle birlikte şahitlik edenlerdenim, buyurmuştu.&#8221;       (Ali İmran: 81) <br />
<br />
  <br />
<br />
2- Doğumu ve o vakitte zuhur eden harikulâde haller.<br />
  <br />
<br />
 Arabların Fil yılı adını verdikleri bu 571 yılının Rabiu-l Evvel ayının on ikinci Pazartesi, tan yeri ağarırken dünya başka bir dünya olmuştu. Çünkü o gün alemlere rahmet olan Muhammed (Sallallahu aleyhi ve sellem) dünyaya teşrif etti. <br />
<br />
  <br />
<br />
Peygamberimiz, İsmail Aleyhisselamın nese bindendir. Kabilesi de en asil, en şerefli kabile olan Haşim oğulla-rıdır. <br />
<br />
  <br />
<br />
Dedelerinin isimleri şöyledir: <br />
<br />
  <br />
<br />
Abdullah, Abdülmuttalib, Haşim, Abdi Me-naf, Kusay, Kilab, Mürre, Kaab, Lüey, Galib, Fihr, Malik, Nadr, Kinane, Hüzeyme, Müdrike, İlyas, Mudar, Nizar, Maad, Adnan. <br />
<br />
  <br />
<br />
Muhammed (Sallallahu aleyhi ve sellem) Mek-ke&#8217;de dünyaya gelmiştir. Babasının adı Abdullah, annesinin adı Âmine&#8217;dir. Babası, o henüz doğma-dan vefat etmiştir. Ebesi Şifa hatundur. <br />
<br />
  <br />
<br />
Arabların adeti gereği Muhammed&#8217;i (Sallalla-hu aleyhi ve sellem) de süt anneye verdiler. Onun süt annesi Sâd oğullarından Halime&#8217;dir. 5 yaşına kadar bu kabilenin yanında kalmıştır. Diğer çocuklardan daha hızlı gelişmiştir. <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Peygamber efendimiz 571 yılı, Nisan&#8217;ın yirmisine rastlayan, Ra-biülevvel ayının 12. pazartesi gecesi, tan yeri ağarırken Mekke de dünyaya geldi. Ebesi; Abdurrahman bin Avf&#8217;ın annesi Şifa Hatun&#8217;dur. <br />
<br />
Annesi Âmine&#8217;nin naklettiği ve yanında bulunanların müşahede ettiği acaib haller, doğduğunda başını kaldırması, gözünü semaya çevirmiş olması, doğumunda onunla birlikte zuhur eden nuru görmesi, o anda Osman bin Ebi-l As&#8217;ın annesinin gördüğü yıldızların sarkması, doğumunda zuhur eden nuru görmesi; hatta nurdan başka bir şey görememesi gibi harikulade haller.  <br />
<br />
Abdurrahman bin Avf&#8217;ın annesi Şifa hatunun sözü; Nebi sallallahu aleyhi ve sellem (anne rahminden doğup) elime düşünce, sesini yükseltti; şöyle dediğini işittim: Allah sana rahmet etsin. Doğu ile batı arasını benim için aydınlattı, hatta rum saraylarına baktım. <br />
<br />
Süt annesi olan Halime ve kocasının bereketinden, hayvanlarının sütünün bollaşmasın-dan, yaşlı devenin süt vermesinden, koyunlarına isabet eden bolluktan, süratli (boy ve bedence) gençliğe ulaşmasından, güzel yaşantısından (ahlakından) anlattıkları şeylerde bu kabil (harikulade hallerden) dir. <br />
<br />
Doğduğu gece meydana gelen ve Kisra&#8217;nın balkonlarının yıkılması, burçlarının düşmesi, Taberiyye&#8217;nin suyunun çekilmesi, Farisin (mecusilerin), bin seneden beri yanmakta olan ateşinin sönmesi gibi haller. <br />
<br />
Hazreti Amine, nur topu gibi bir çocuk dünyaya getirince, dedesi Abdulmuttalib büyük bir ziyafet vererek, sevgili torununa (Övülmüş, Övülen manasında olan) Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) adını koyar. <br />
<br />
Hazreti Amine şöyle demiştir: <br />
<br />
&#8220;Ben diğer kadınlar gibi hamilelik zahmeti çekmedim. Hamilelerde meydana gelen ağırlıkların (sıkıntıları) görmedim. Fakat gece rüyamda gördüm ki bir kimse gelip, ey Amine! Muhakkak bilmelisin ki sen Alemlerin en hayırlısına hamilesin. Doğduğu vakit adını Muhammed koyasınız. <br />
<br />
Doğum zamanı geldiğinde kulağıma bir büyük ses geldi ürktüm. Hemen bir beyaz kuş geldi. Kanadı ile arkamı sıvadı. Benden korkma ve ürkme halleri geçti. Bir yanıma baktım, beyaz bir kâse ile şerbet sundular. Aldım içtim her tarafımı nur kapladı. <br />
<br />
O anda Muhammed dünyaya geldi. Etrafıma bakıp gördüm ki, Abdi Menaf kızlarına benzer fakat gayet uzun boylu bir çok kız benim etrafımda dolaşıyordu. Hayret ettim&#8221; <br />
<br />
  <br />
<br />
Peygamberimizin Doğduğu Gece Olan Olaylar: <br />
<br />
Peygamberimizin Sallallahu aleyhi ve sellem&#8217;in doğduğu gece, dünyada olağanüstü birçok olaylar meydana geldi. O gece, Kâbe&#8217;deki bütün putlar yüzüstü devrilmiş, İran&#8217;da hükümdar Kisranın 14 sütunu yıkılmış, bin yıldan beri yanan Mecusilerin tapındıkları ateşleri birden bire sönmüş, Sava gölü kurumuş ve Kûfe ile Şam arasında Kelp arazisinin taşsız bir çölü olan Semave vadisini sular  basmıştı. <br />
<br />
Bu olaylar, gelecekte İran saltanatının yıkılacağını, Bizans imparatorluğunun çökeceğine ve putperestliğin ortadan kalkacağına işaret ediyordu. Gerçektende öyle oldu. <br />
<br />
İranlıların kadılar kadısı da o gece rüyasında şöyle görmüştü: <br />
<br />
Bir grup sert ve başıboş develer, bir grup Arap atlarını sürüp önüne katarak Dicle nehrini geçip Fars ülkesi içine dağılmışlar. <br />
<br />
O zaman Sasan ailesinden İran Şahı olan Nuşirevan o şekilde sarayın sarsılıp ta odanın dışarıya doğru olan balkonlarının yıkılmasından üzgün olarak, yakınları ile bu meseleyi konuşurken ateş tapınağının söndüğü haberi geldi. Yine bu sırada Save gölünün battığı ve Semavede suların taştığı işitildi. Hesap ettiler baktılarki, hepsi şahın binalarının yıkıldığı zamana rastladı. <br />
<br />
Nuşirevan bu yüzden daha fazla endişeye düşüp acaba bu alametler ne olabilir, diyerek Arap hükümdarlarından bilgiç bir adam istemiştir. Abdul Mesih adında bir zat gönderilmiştir. <br />
<br />
Abdulmesih Nuşveranın huzuruna girer. Olayı anlatan Kral yorum isteyince Abdulmesih: <br />
<br />
&#8220;Benim Şam&#8217;da oturan Satih adında kardeşim var, bunların manasını ancak o verebilir&#8221; der. <br />
<br />
Bunun üzerine Nuşirevan, haydi çabuk ona git ve tüm bu olanların tabirini sor, diyerek emir verir. <br />
<br />
Abdulmesih gece gündüz demeden yol alır ve Satih&#8217;e varır. Rüuyayı anlatır: <br />
<br />
Bunun üzerine Satih gözlerini açtı ve şöyle dedi: <br />
<br />
&#8220;Abdülmesih acele ile Satihe geldi. Satih ise kabre girmek üzeredir. Seni İran meliki gönderdi. Sarayının sarsılmasının, ateş tapınağının sönmesinin neye delalet ettiğini soruyor. Birde Mubedanın gördüğü rüyanın tabirini istiyor ki, rüyasında bir grup başı boş develerin bir grup arap atını önüne katarak Dicleyi geçip memleketi içlerine dağıldığını görmüş. Ey Abdulmesih ne zaman tilavet çoğalır, Hazreti Muham-med(sallallahu aleyhi ve sellem) ortaya çıkar, İranın ateşi söner. Semave vadisi taşar ve Save gölü batar. <br />
<br />
Şam artık Satih için Şam değildir. Sasani oğullarından yıkılan sütunlar sayısınca 14 kral ve kraliçe gelir, artık olan olur, dedi ve hemen vefat etti. <br />
<br />
Abdulmesih kardeşinden aldığı bu haberi Nuşirevana götürdü. Baştan sona anlattı, kral on dört melik gelene kadar neler olur, der ve önemsemez. <br />
<br />
Halbuki Nüşirevandan sonra yalnız dört yıl içinde on dört kral gelir, memleketleri Müslümanların eline geçer ve böylece devletleri sona erer. <br />
<br />
  <br />
<br />
RESULULLLLAH&#8217;IN (sallallahu aleyhi ve sellem) YÜCE VASIFLARI<br />
  <br />
<br />
Ey şu keremli Nebi&#8217;yi seven ve O&#8217;nun bütün faziletlerini inceleyen kişi bil ki! Beşerde bulunan celal ve kemal vasıfları iki kısımdır: <br />
<br />
1-Dünyevi zaruretler gereği, yaratılışın icabı olan şeyler. <br />
<br />
2- Dini kazançlar ki, bunları işleyen övülür ve Allahu teala&#8217;ya yakınlık elde eder. <br />
<br />
Celal ve kemal vasıfları yine iki neviye ayrılır: Birisi, evvelki iki vasıftan birine has olanlar. Diğeri birbirine girmiş-karışmış olanlar. <br />
<br />
Sırf bir neviye ait olan zarurilere gelince, kişinin bunda ihtiyarı ve kesbi olmaz. Mesela yaratılışı itibarıyla ahlakının mükemmeliğinden, suretini güzelliğinden, aklının kuvveti, anlayışının sahihliği, lisanının fesahatı, hisler ve azalarının kuvveti, hareketlerinin düzgün olması, nesebinin şerefi, kavminin yüceliği, memleketinin kıymetinden olan hususlar gibi. Bu zarurilere, hayatının gerektirdiği hususlardan uykusu ve gıdalanması, giyimi ve meskeni, nikahlanması, malı ve kadri kıymeti gibileri de katılır. <br />
<br />
İkinci kısım olarak sayılanlar, kendileriyle kuvvet ve ahıret yollarına destek kastıyla olursa, şeriat kurallarına göre zaruri sınırlar üzere bulunurlarsa, (bunlar da) ahıret işlerine katılır. <br />
<br />
Ahıret işi olarak kesbedilenlere gelince; diğer yüce ahlaklar, şer&#8217;î edebler olup, din, ilim, hılm, sabır, şükür, adalet, zühd, tevazu&#8217;, afv, iffet, cömertlik, şecaat, haya, mürüet, sukut üzere olmak, ağırbaşlı, vakarlı, rahmet, güzel edeb ve yaşantı ve benzeri ahlaklardır ki, bunların hepsini güzel ahlak cem eder. <br />
<br />
Bazı kere bunlardan bazıları, tabiat ve yaratılış itibarıyla bazı kimselerde bulunur. Bazıları onda bulunmaz da onları kesb ile elde eder. Fakat, mutlaka asıl yaratılışında, bunlardan bir hissenin bulunması lazımdır. <br />
<br />
Şu ahlaklar ile Allah&#8217;ın rızası ve ahıret yurdu kasdedilmezse, dünyalık için olurlar; her ne kadar bunların güzellik ve fazilet sebebinde ihtilaf olduysa da, bunların hepsi doğru sözlülerin ittifakıyla güzellikler ve faziletlerdir. <br />
<br />
Peki şu sayılamayacak kadar çok olan, söz ile tabir edilemeyen, çalışmakla ve çarelerle elde edilemeyip, ancak yüce olan Mevla teala&#8217;nın tahsis etmesiyle elde edilebilen nübüvvet ve risaletin, dostluk ve muhabbetin, O&#8217;nu kendine şeçmesi, İsra  ve ru&#8217;yet, yakınlık ve kurbiyyet, vahiy, şefaat ve vesile, fazilet ve yüksek derece, makamı Mahmud, Burak ve Mi&#8217;raç, kırmızı ve siyaha gönderilme, Peygamberlere namaz kıldırmak, peygamberler ve ümmetleri arasında şehadet, Âdemoğularının Efendisi olmak, hamd sancağını eline almak, müjdeci ve korkutucu olmak, Arş&#8217;ın sahibi yanında makamı olmak, emanet ve hidayet, alemlere rahmet olmak, rıza ve istediklerinin verilmesi, Havzu Kevser, sözünün dinlenilmesi, nimetin üzerine tamamlanması, gelmiş geçmiş bütün (hataların) affedilmesi, göğsünün genişletilmesi, üzerindeki yükünün kaldırılması, zikrinin yüceltilmesi, yardımın yüceliği, sekinetin inmesi, meleklerle kuvvetlendirilmesi, kitap, hikmet, Seb&#8217;u-l Mesani ve Büyük Kur&#8217;anın verilmesi, ümmetinin temizlenmesi, Allah&#8217;a daveti, Allah ve meleklerin üzerine salat etmesi, Allah&#8217;ın kendisine gösterdiği şekilde insanlar arasında hükmetmesi, ümmetinden ağır yüklerin meşakkatlerin indirilmesi, ismi üzerine yemin, duasına icabet, cansız maddeler ve hayvanlarla konuşması, ölüleri diriltmesi, sağırı işittirmesi, parmakları arasından suyun fışkırması, azı çoğaltması, ayı yarması, güneşi geri döndürmesi, eşyayı başka hale dönüş-türmesi, korku ile yardım edilmesi, gabya muttali olması, bulutların gölgelemesi, taşların tesbihi, hastalık ve acıları dindirmesi, insanlardan korunması gibi saymak isteyenin sayamayacağı; ancak bunları verip ihsan edenin (kendinden başka ilah olmayan Allahu Teala&#8217;nın) sayabileceği kadar çok olan vasıfların tamamını kendinde toplayan Zat hakkında ne dersin! (Allahumme salli ala Muhammedin ve ala âli Muhammed.) <br />
<br />
O&#8217;nun için ahıret yurdunda hazırladığı kıymetli menziller, kudsi dereceler, saadet mertebeleri, cennet ve cemali ki; bunların düşüğünü anlamakta akıl durur, fehimler hayrette kalır. <br />
<br />
  <br />
<br />
Peygamberimizin şefaat ve Makamı Mahmud ile üstünlüğü: <br />
<br />
  <br />
<br />
Allahu Teala buyurdu: <br />
<br />
&#8220;(Böylece) Rabbinin, seni, övgüye değer bir makama (Şefaat makamına) göndereceğini umabilirsin.&#8221; <br />
<br />
İbni Ömer (radıyellahu anhumâ) şöyle diyordu: Muhakkak insanlar kıyamet günü bir araya toplanacaklardır. Her ümmet Peygamberine tabi olur. Şöyle derler: Ey Filan (peygamberlerini kasdederek) bize şefaat et! Ey Filan bize şefaat et! Taki şefaat işi, Peygamberimizde nihayet bulur. İşte bu, Allahu teala&#8217;nın O&#8217;nu yükselttiği Makamı Mahmud&#8217;dur. <br />
<br />
Ebu Hureyreden rivayetle, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem&#8217;e ayetten soruldu:  Yani: &#8220;(Böylece) Rabbinin, seni, övgüye değer bir makama (Şefaat makamına) göndereceğini umabilirsin.&#8221; ayeti.  Buyurdu: O, şefaattır. <br />
<br />
Ka&#8217;b bin malik, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem&#8217;den rivayet etti: &#8220;İnsanlar kıyamet günü haşrolunurlar (toplanırlar), ben ve ümmetim yüksek bir yerdeyiz. Rabbim beni yeşil hulle (cübbe) ile giyindirmiştir. Sonra bana izin verilir, Allah&#8217;ın söylemesini dilediği şeyleri derim. İşte bu, Makamı Mahmud&#8217;dur.&#8221; <br />
<br />
İbni Ömer radıyellahu anhuma, şefaat hadisini zikretti ve dedi: &#8220;Yürür, taki cennetin kapısındaki halkayı tutar. O günde Allahu Teala O&#8217;nu vaad ettiği makamı Mahmud&#8217;a gönderir.&#8221; <br />
<br />
 İbni Mes&#8217;ud, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem&#8217;den şöyle nakletti: &#8220;Makamı Mahmud Arş&#8217;ın sağ tarafındaki bir makamdır, O&#8217;ndan başkası orda bulunmaz. Evvelkiler ve sonrakiler O&#8217;na gıbta ederler.&#8221; <br />
<br />
Başka bir rivayette: &#8220;Makamı Mahmud, kendisinde ümmetime şefaat ettiğim makamdır.&#8221; <br />
<br />
İbni Mes&#8217;ud, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem&#8217;in şöyle dediğini nakletti: &#8220;Ben Makamı Mahmud&#8217;da kaim olacağım.&#8221; <br />
<br />
Denildi ki: O nedir? <br />
<br />
Buyurdu: &#8220;O gün, Allahu teala&#8217;nın Kürsisi&#8217;ne indiği [1] gündür&#8230;.&#8221; <br />
<br />
Ebu Musa (radıyellahu anhu) Nebi sallallahu aleyhi ve sellem&#8217;den şöyle dediğini rivayet etti:&#8220;Ümmetimin yarısını cennete girdirmek ve şefaat arasında muhayyer bırakıldım; ben de şefaati seçtim. Zira şefaat daha umumidir. Onu müttekilere hası mı zanneder-siniz! Hayır! Şefaat, günahkarlar hata işleyenler içindir.&#8221; <br />
<br />
Ebu Hureyre (radıyellahu anhu) derki, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem&#8217;e dedim ki: Ya Resulallah! Şefaatte sana ne cevap verildi? <br />
<br />
Buyurdu: &#8220;Şefaatim, halis kalple &#8216;Allah&#8217;tan başka ilah olmadığına şehadet eden herkes içindir.&#8217;  Kalbi, dilini tasdik eder. &#8220; <br />
<br />
Ümmi Habibe (radıyellahu anhâ) der ki; Resulallah! sallallahu aleyhi ve sellem şöyle demiştir:&#8220;Ümmetimin benden sonra başına gelecek olan şeyler bana bildirildi. Allah&#8217;tan, onlar hakkında kıyamet günü bana şefaat (etme yetkisi) vermesini istedim. Bunu yaptı.&#8221; <br />
<br />
Allahu Teala dostları gibi bu ve diğer geceleri değerlendirmeye cümlemizi muvaffak eylesin. Selam ve dua ile&#8230;  <br />
<br />
<br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
[1] Keyfiyeti bilinmeksizin tecelli ettiği gün.   <br />
</span></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #FF0000;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-weight: bold;"><br />
<br />
<br />
     Allahu tealaya hamd ve habibine salat ve selam olsun! <br />
Muhterem kardeşlerim; Allaha hakd olsun ki yeni bir doğum mevsimine yani mevlid-i şerife kavuştuk&#8230; Allahu Teala hakikatından haberdar eylesin; son derece istifade etmeye muvaffak eylesin&#8230;. <br />
  <br />
     Mevlid Kutlaması Bidat Midir ? <br />
  <br />
     Kardeşlerimiz diyor ki; Hocam! &#8220;Mevlid kutlaması bid&#8217;attır&#8221; diyorlar, ne dersiniz?  <br />
Önce bu itiraza kısa bir cevap verelim: <br />
     Bu gün ki diyanet ve mevlit-hanların tatbiki tabiî ki bid&#8217;attır ve gayeleri insanları uyuşturmak ve bilgisizce oyalamaktır. Asıl hedefi (Allaha vasıl olmayı) unutturmak ve işi saptırmaktır. <br />
     İslam tarihinde bazı halifeler döneminde yapılan mevlid merasimlerinin asıl amacı, halkı Peygamber sevgisiyle devamlı canlı tutmak, cihad aşkını sürekli hareketlendirmektir. Bu sebeble bir takım hediyeler bahşişler verilerek hayır hasenat işlemektir. Aynen mehter takımı ve marşlarına cihad için müsaade edilmesi gibidir. <br />
      Biz ilmi yönünde şunu diyebiliriz: Bid&#8217;at, dinde aslı olmayıp dini konulara yapılan ilavelerdir. Hadisi şerifte &#8220;Kim şu din işimizde olmayan şeyi ihdas (icad) ederse, o rettir.&#8221;  Buyrulmuştur.  <br />
Buna göre meselenin aslı, yapılan uygulamanın dinin özüne uygun olup olmamasıdır. Mevlid gecesinin ihyasında, okunan Kur&#8217;an, zikir, salavat ve dualar, yapılan vaaz ve irşadlar bakımından elbette büyük faideleri vardır ve bir bakıma zaruridir, zira halkımızı camiye getirip dinden bahsetmek, onlara bir kere Allah, subhanellah v.s. zikirleri yaptırmak, itikadını dözeltmek çok büyük bir meseledir.  <br />
      Ayrıca &#8220;Müslümanların güzel gördüğü şey, Allah katında da güzeldir.&#8221; Kaidesine göre, bu merasim-lerde dinin ihyasına, sünnetin icrasına vesile olacak uygulamaları yapmak için güzel bir vesile olan Mevlid gecesini ihya etmenin, elzem olduğunu görüşüne gitmek hiç te zor olmasa gerektir.  <br />
      İnkarcıların, bilhassa selefiyye takma adındaki yeni vehhabi-reformistlerin itirazlarına aldırmayalım, sünneti seniyyeye uygun olmaya çalışarak bu geceyi ihya edelim. Bizler de Zeytinburnu&#8217;nda bulunan İLFED FEDERASYONU&#8217;NUN bünyesindeki SEDA MESCİDİ&#8217;nde sohbet proğramı tertipledik. Ayırca Mevlidi Şerif kitabının bazı bölümlerinin açıklamasını yaparak mevlütçülerin istismarına dur demeye çalışacağız. Bazılarının yaptığı bid&#8217;atleri hedef tutarak, elde edilecek faideleri inkar etmek, isabetli anlayış ürünü değildir.  <br />
Günün önemine binaen, hem mevlid gecenizi tebrik etmek ve hem de bazı hususları beyan etmek istedik.  <br />
  <br />
1- Efendimizin (sallallahu aleyhi ve selem) dünyaya gelişinin haber veren deliller. <br />
2- Doğumu anında zuhur eden harikulâde haller. <br />
3- Bazı mucizeleri. <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
MEVLİD  GECESİ  YAPILMASINI TAVSİYE EDECEĞİMİZ  HUSUSLAR <br />
  <br />
1- Namazlarımızı cemaatle kılmalıyız. Bir mescitte sohbet dinleyerek günün önemi hakkında bilgimiz olmalıdır. <br />
2- Sohbetten sonra bir miktar kaza ve nafile namazlar kılınır. Nafilelerde hacet namazı ve imanı korumak niyetiyle kılınan namazlar unutulmamalıdır. <br />
3- Bol bol zikir, istiğfar ve özellikle salavatı Şerifeler okunur. <br />
4- Ayrıca yasini şerif, Tebareke ve kısa sureler okunur. <br />
5- teheccüd namazını kılmalı ve sabah namazını da cemaatle kılmalıyız. <br />
6- Sadaka ve hediye verilir. Ev halkına rızıklarında genişlik temin edilir.  <br />
  <br />
1-Efendimizin (sallallahu aleyhi ve selem) dünyaya gelişinin haber veren deliller.<br />
  <br />
<br />
Nebi sallallahu aleyhi ve sellem&#8217;in aleme gelişini bazı ayetler haber vermektedir: <br />
<br />
&#8220;Hatırla şu vakti ki, Meryem oğlu İsa: Ey İsrailoğulları! Ben size Allah'ın resulüyüm, benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir peygamberi de müjdeleyici olarak geldim, demişti. Fakat o, kendilerine açık deliller getirince: Bu apaçık bir sihirdir, dediler.&#8221;  (Saff: 6) <br />
<br />
Bu ayeti kerimede bizzat ismi şerifi zikredilerek gelişi kesin olarak haber verilmiştir. <br />
<br />
Bakara suresinin 146. ayeti de, ehli kitabın, Nebi sallallahu aleyhi ve selemi tanıdığını haber vermektedir: <br />
<br />
&#8220;Kendilerine kitap verdiklerimiz O&#8217;nu (Muhammed&#8217;i s.a.v) çocuklarını tanır gibi tanırlar. Buna rağmen içlerinde bir bölümü bildikleri halde hakkı gizlerler.&#8221; <br />
<br />
 Şu ayette İbrahim aleyhisselam, özellikle dua ederek Rabbisinden resul göndermesini dilemişti. Bu duası, Efendimiz sallallahu aleyhi ve selem hakkında tahakkuk etmiştir. <br />
<br />
&#8220;Rabbimiz, içlerinden onlara bir Resul gönder, onlara ayetlerini okusun. Kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları temizlesin. Şüphesiz sen güçlü ve üstün olansın, hüküm ve hikmet sahibisin.&#8221;  (Bakara: 129) <br />
<br />
Ebul Hasen el Kabisi der ki: Allahu Teala başkasına vemediği bir  faziletle Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem&#8217;i seçti, O&#8217;nu diğerlerinden ayırdı. Bu, şu ayette zikredilen şeylerdir. <br />
<br />
Allahu teala buyurdu: <br />
<br />
&#8220;Hani Allah, peygamberlerden: "Ben size Kitap ve hikmet verdikten sonra yanınızdakileri tasdik eden bir peygamber geldiğinde ona mutlaka inanıp yardım edeceksiniz" diye söz almış, "Kabul ettiniz ve bu ahdimi yüklendiniz mi?" dediğinde, "Kabul ettik" cevabını vermişler, bunun üzerine Allah: O halde şahit olun; ben de sizinle birlikte şahitlik edenlerdenim, buyurmuştu.&#8221;       (Ali İmran: 81) <br />
<br />
  <br />
<br />
2- Doğumu ve o vakitte zuhur eden harikulâde haller.<br />
  <br />
<br />
 Arabların Fil yılı adını verdikleri bu 571 yılının Rabiu-l Evvel ayının on ikinci Pazartesi, tan yeri ağarırken dünya başka bir dünya olmuştu. Çünkü o gün alemlere rahmet olan Muhammed (Sallallahu aleyhi ve sellem) dünyaya teşrif etti. <br />
<br />
  <br />
<br />
Peygamberimiz, İsmail Aleyhisselamın nese bindendir. Kabilesi de en asil, en şerefli kabile olan Haşim oğulla-rıdır. <br />
<br />
  <br />
<br />
Dedelerinin isimleri şöyledir: <br />
<br />
  <br />
<br />
Abdullah, Abdülmuttalib, Haşim, Abdi Me-naf, Kusay, Kilab, Mürre, Kaab, Lüey, Galib, Fihr, Malik, Nadr, Kinane, Hüzeyme, Müdrike, İlyas, Mudar, Nizar, Maad, Adnan. <br />
<br />
  <br />
<br />
Muhammed (Sallallahu aleyhi ve sellem) Mek-ke&#8217;de dünyaya gelmiştir. Babasının adı Abdullah, annesinin adı Âmine&#8217;dir. Babası, o henüz doğma-dan vefat etmiştir. Ebesi Şifa hatundur. <br />
<br />
  <br />
<br />
Arabların adeti gereği Muhammed&#8217;i (Sallalla-hu aleyhi ve sellem) de süt anneye verdiler. Onun süt annesi Sâd oğullarından Halime&#8217;dir. 5 yaşına kadar bu kabilenin yanında kalmıştır. Diğer çocuklardan daha hızlı gelişmiştir. <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Peygamber efendimiz 571 yılı, Nisan&#8217;ın yirmisine rastlayan, Ra-biülevvel ayının 12. pazartesi gecesi, tan yeri ağarırken Mekke de dünyaya geldi. Ebesi; Abdurrahman bin Avf&#8217;ın annesi Şifa Hatun&#8217;dur. <br />
<br />
Annesi Âmine&#8217;nin naklettiği ve yanında bulunanların müşahede ettiği acaib haller, doğduğunda başını kaldırması, gözünü semaya çevirmiş olması, doğumunda onunla birlikte zuhur eden nuru görmesi, o anda Osman bin Ebi-l As&#8217;ın annesinin gördüğü yıldızların sarkması, doğumunda zuhur eden nuru görmesi; hatta nurdan başka bir şey görememesi gibi harikulade haller.  <br />
<br />
Abdurrahman bin Avf&#8217;ın annesi Şifa hatunun sözü; Nebi sallallahu aleyhi ve sellem (anne rahminden doğup) elime düşünce, sesini yükseltti; şöyle dediğini işittim: Allah sana rahmet etsin. Doğu ile batı arasını benim için aydınlattı, hatta rum saraylarına baktım. <br />
<br />
Süt annesi olan Halime ve kocasının bereketinden, hayvanlarının sütünün bollaşmasın-dan, yaşlı devenin süt vermesinden, koyunlarına isabet eden bolluktan, süratli (boy ve bedence) gençliğe ulaşmasından, güzel yaşantısından (ahlakından) anlattıkları şeylerde bu kabil (harikulade hallerden) dir. <br />
<br />
Doğduğu gece meydana gelen ve Kisra&#8217;nın balkonlarının yıkılması, burçlarının düşmesi, Taberiyye&#8217;nin suyunun çekilmesi, Farisin (mecusilerin), bin seneden beri yanmakta olan ateşinin sönmesi gibi haller. <br />
<br />
Hazreti Amine, nur topu gibi bir çocuk dünyaya getirince, dedesi Abdulmuttalib büyük bir ziyafet vererek, sevgili torununa (Övülmüş, Övülen manasında olan) Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) adını koyar. <br />
<br />
Hazreti Amine şöyle demiştir: <br />
<br />
&#8220;Ben diğer kadınlar gibi hamilelik zahmeti çekmedim. Hamilelerde meydana gelen ağırlıkların (sıkıntıları) görmedim. Fakat gece rüyamda gördüm ki bir kimse gelip, ey Amine! Muhakkak bilmelisin ki sen Alemlerin en hayırlısına hamilesin. Doğduğu vakit adını Muhammed koyasınız. <br />
<br />
Doğum zamanı geldiğinde kulağıma bir büyük ses geldi ürktüm. Hemen bir beyaz kuş geldi. Kanadı ile arkamı sıvadı. Benden korkma ve ürkme halleri geçti. Bir yanıma baktım, beyaz bir kâse ile şerbet sundular. Aldım içtim her tarafımı nur kapladı. <br />
<br />
O anda Muhammed dünyaya geldi. Etrafıma bakıp gördüm ki, Abdi Menaf kızlarına benzer fakat gayet uzun boylu bir çok kız benim etrafımda dolaşıyordu. Hayret ettim&#8221; <br />
<br />
  <br />
<br />
Peygamberimizin Doğduğu Gece Olan Olaylar: <br />
<br />
Peygamberimizin Sallallahu aleyhi ve sellem&#8217;in doğduğu gece, dünyada olağanüstü birçok olaylar meydana geldi. O gece, Kâbe&#8217;deki bütün putlar yüzüstü devrilmiş, İran&#8217;da hükümdar Kisranın 14 sütunu yıkılmış, bin yıldan beri yanan Mecusilerin tapındıkları ateşleri birden bire sönmüş, Sava gölü kurumuş ve Kûfe ile Şam arasında Kelp arazisinin taşsız bir çölü olan Semave vadisini sular  basmıştı. <br />
<br />
Bu olaylar, gelecekte İran saltanatının yıkılacağını, Bizans imparatorluğunun çökeceğine ve putperestliğin ortadan kalkacağına işaret ediyordu. Gerçektende öyle oldu. <br />
<br />
İranlıların kadılar kadısı da o gece rüyasında şöyle görmüştü: <br />
<br />
Bir grup sert ve başıboş develer, bir grup Arap atlarını sürüp önüne katarak Dicle nehrini geçip Fars ülkesi içine dağılmışlar. <br />
<br />
O zaman Sasan ailesinden İran Şahı olan Nuşirevan o şekilde sarayın sarsılıp ta odanın dışarıya doğru olan balkonlarının yıkılmasından üzgün olarak, yakınları ile bu meseleyi konuşurken ateş tapınağının söndüğü haberi geldi. Yine bu sırada Save gölünün battığı ve Semavede suların taştığı işitildi. Hesap ettiler baktılarki, hepsi şahın binalarının yıkıldığı zamana rastladı. <br />
<br />
Nuşirevan bu yüzden daha fazla endişeye düşüp acaba bu alametler ne olabilir, diyerek Arap hükümdarlarından bilgiç bir adam istemiştir. Abdul Mesih adında bir zat gönderilmiştir. <br />
<br />
Abdulmesih Nuşveranın huzuruna girer. Olayı anlatan Kral yorum isteyince Abdulmesih: <br />
<br />
&#8220;Benim Şam&#8217;da oturan Satih adında kardeşim var, bunların manasını ancak o verebilir&#8221; der. <br />
<br />
Bunun üzerine Nuşirevan, haydi çabuk ona git ve tüm bu olanların tabirini sor, diyerek emir verir. <br />
<br />
Abdulmesih gece gündüz demeden yol alır ve Satih&#8217;e varır. Rüuyayı anlatır: <br />
<br />
Bunun üzerine Satih gözlerini açtı ve şöyle dedi: <br />
<br />
&#8220;Abdülmesih acele ile Satihe geldi. Satih ise kabre girmek üzeredir. Seni İran meliki gönderdi. Sarayının sarsılmasının, ateş tapınağının sönmesinin neye delalet ettiğini soruyor. Birde Mubedanın gördüğü rüyanın tabirini istiyor ki, rüyasında bir grup başı boş develerin bir grup arap atını önüne katarak Dicleyi geçip memleketi içlerine dağıldığını görmüş. Ey Abdulmesih ne zaman tilavet çoğalır, Hazreti Muham-med(sallallahu aleyhi ve sellem) ortaya çıkar, İranın ateşi söner. Semave vadisi taşar ve Save gölü batar. <br />
<br />
Şam artık Satih için Şam değildir. Sasani oğullarından yıkılan sütunlar sayısınca 14 kral ve kraliçe gelir, artık olan olur, dedi ve hemen vefat etti. <br />
<br />
Abdulmesih kardeşinden aldığı bu haberi Nuşirevana götürdü. Baştan sona anlattı, kral on dört melik gelene kadar neler olur, der ve önemsemez. <br />
<br />
Halbuki Nüşirevandan sonra yalnız dört yıl içinde on dört kral gelir, memleketleri Müslümanların eline geçer ve böylece devletleri sona erer. <br />
<br />
  <br />
<br />
RESULULLLLAH&#8217;IN (sallallahu aleyhi ve sellem) YÜCE VASIFLARI<br />
  <br />
<br />
Ey şu keremli Nebi&#8217;yi seven ve O&#8217;nun bütün faziletlerini inceleyen kişi bil ki! Beşerde bulunan celal ve kemal vasıfları iki kısımdır: <br />
<br />
1-Dünyevi zaruretler gereği, yaratılışın icabı olan şeyler. <br />
<br />
2- Dini kazançlar ki, bunları işleyen övülür ve Allahu teala&#8217;ya yakınlık elde eder. <br />
<br />
Celal ve kemal vasıfları yine iki neviye ayrılır: Birisi, evvelki iki vasıftan birine has olanlar. Diğeri birbirine girmiş-karışmış olanlar. <br />
<br />
Sırf bir neviye ait olan zarurilere gelince, kişinin bunda ihtiyarı ve kesbi olmaz. Mesela yaratılışı itibarıyla ahlakının mükemmeliğinden, suretini güzelliğinden, aklının kuvveti, anlayışının sahihliği, lisanının fesahatı, hisler ve azalarının kuvveti, hareketlerinin düzgün olması, nesebinin şerefi, kavminin yüceliği, memleketinin kıymetinden olan hususlar gibi. Bu zarurilere, hayatının gerektirdiği hususlardan uykusu ve gıdalanması, giyimi ve meskeni, nikahlanması, malı ve kadri kıymeti gibileri de katılır. <br />
<br />
İkinci kısım olarak sayılanlar, kendileriyle kuvvet ve ahıret yollarına destek kastıyla olursa, şeriat kurallarına göre zaruri sınırlar üzere bulunurlarsa, (bunlar da) ahıret işlerine katılır. <br />
<br />
Ahıret işi olarak kesbedilenlere gelince; diğer yüce ahlaklar, şer&#8217;î edebler olup, din, ilim, hılm, sabır, şükür, adalet, zühd, tevazu&#8217;, afv, iffet, cömertlik, şecaat, haya, mürüet, sukut üzere olmak, ağırbaşlı, vakarlı, rahmet, güzel edeb ve yaşantı ve benzeri ahlaklardır ki, bunların hepsini güzel ahlak cem eder. <br />
<br />
Bazı kere bunlardan bazıları, tabiat ve yaratılış itibarıyla bazı kimselerde bulunur. Bazıları onda bulunmaz da onları kesb ile elde eder. Fakat, mutlaka asıl yaratılışında, bunlardan bir hissenin bulunması lazımdır. <br />
<br />
Şu ahlaklar ile Allah&#8217;ın rızası ve ahıret yurdu kasdedilmezse, dünyalık için olurlar; her ne kadar bunların güzellik ve fazilet sebebinde ihtilaf olduysa da, bunların hepsi doğru sözlülerin ittifakıyla güzellikler ve faziletlerdir. <br />
<br />
Peki şu sayılamayacak kadar çok olan, söz ile tabir edilemeyen, çalışmakla ve çarelerle elde edilemeyip, ancak yüce olan Mevla teala&#8217;nın tahsis etmesiyle elde edilebilen nübüvvet ve risaletin, dostluk ve muhabbetin, O&#8217;nu kendine şeçmesi, İsra  ve ru&#8217;yet, yakınlık ve kurbiyyet, vahiy, şefaat ve vesile, fazilet ve yüksek derece, makamı Mahmud, Burak ve Mi&#8217;raç, kırmızı ve siyaha gönderilme, Peygamberlere namaz kıldırmak, peygamberler ve ümmetleri arasında şehadet, Âdemoğularının Efendisi olmak, hamd sancağını eline almak, müjdeci ve korkutucu olmak, Arş&#8217;ın sahibi yanında makamı olmak, emanet ve hidayet, alemlere rahmet olmak, rıza ve istediklerinin verilmesi, Havzu Kevser, sözünün dinlenilmesi, nimetin üzerine tamamlanması, gelmiş geçmiş bütün (hataların) affedilmesi, göğsünün genişletilmesi, üzerindeki yükünün kaldırılması, zikrinin yüceltilmesi, yardımın yüceliği, sekinetin inmesi, meleklerle kuvvetlendirilmesi, kitap, hikmet, Seb&#8217;u-l Mesani ve Büyük Kur&#8217;anın verilmesi, ümmetinin temizlenmesi, Allah&#8217;a daveti, Allah ve meleklerin üzerine salat etmesi, Allah&#8217;ın kendisine gösterdiği şekilde insanlar arasında hükmetmesi, ümmetinden ağır yüklerin meşakkatlerin indirilmesi, ismi üzerine yemin, duasına icabet, cansız maddeler ve hayvanlarla konuşması, ölüleri diriltmesi, sağırı işittirmesi, parmakları arasından suyun fışkırması, azı çoğaltması, ayı yarması, güneşi geri döndürmesi, eşyayı başka hale dönüş-türmesi, korku ile yardım edilmesi, gabya muttali olması, bulutların gölgelemesi, taşların tesbihi, hastalık ve acıları dindirmesi, insanlardan korunması gibi saymak isteyenin sayamayacağı; ancak bunları verip ihsan edenin (kendinden başka ilah olmayan Allahu Teala&#8217;nın) sayabileceği kadar çok olan vasıfların tamamını kendinde toplayan Zat hakkında ne dersin! (Allahumme salli ala Muhammedin ve ala âli Muhammed.) <br />
<br />
O&#8217;nun için ahıret yurdunda hazırladığı kıymetli menziller, kudsi dereceler, saadet mertebeleri, cennet ve cemali ki; bunların düşüğünü anlamakta akıl durur, fehimler hayrette kalır. <br />
<br />
  <br />
<br />
Peygamberimizin şefaat ve Makamı Mahmud ile üstünlüğü: <br />
<br />
  <br />
<br />
Allahu Teala buyurdu: <br />
<br />
&#8220;(Böylece) Rabbinin, seni, övgüye değer bir makama (Şefaat makamına) göndereceğini umabilirsin.&#8221; <br />
<br />
İbni Ömer (radıyellahu anhumâ) şöyle diyordu: Muhakkak insanlar kıyamet günü bir araya toplanacaklardır. Her ümmet Peygamberine tabi olur. Şöyle derler: Ey Filan (peygamberlerini kasdederek) bize şefaat et! Ey Filan bize şefaat et! Taki şefaat işi, Peygamberimizde nihayet bulur. İşte bu, Allahu teala&#8217;nın O&#8217;nu yükselttiği Makamı Mahmud&#8217;dur. <br />
<br />
Ebu Hureyreden rivayetle, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem&#8217;e ayetten soruldu:  Yani: &#8220;(Böylece) Rabbinin, seni, övgüye değer bir makama (Şefaat makamına) göndereceğini umabilirsin.&#8221; ayeti.  Buyurdu: O, şefaattır. <br />
<br />
Ka&#8217;b bin malik, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem&#8217;den rivayet etti: &#8220;İnsanlar kıyamet günü haşrolunurlar (toplanırlar), ben ve ümmetim yüksek bir yerdeyiz. Rabbim beni yeşil hulle (cübbe) ile giyindirmiştir. Sonra bana izin verilir, Allah&#8217;ın söylemesini dilediği şeyleri derim. İşte bu, Makamı Mahmud&#8217;dur.&#8221; <br />
<br />
İbni Ömer radıyellahu anhuma, şefaat hadisini zikretti ve dedi: &#8220;Yürür, taki cennetin kapısındaki halkayı tutar. O günde Allahu Teala O&#8217;nu vaad ettiği makamı Mahmud&#8217;a gönderir.&#8221; <br />
<br />
 İbni Mes&#8217;ud, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem&#8217;den şöyle nakletti: &#8220;Makamı Mahmud Arş&#8217;ın sağ tarafındaki bir makamdır, O&#8217;ndan başkası orda bulunmaz. Evvelkiler ve sonrakiler O&#8217;na gıbta ederler.&#8221; <br />
<br />
Başka bir rivayette: &#8220;Makamı Mahmud, kendisinde ümmetime şefaat ettiğim makamdır.&#8221; <br />
<br />
İbni Mes&#8217;ud, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem&#8217;in şöyle dediğini nakletti: &#8220;Ben Makamı Mahmud&#8217;da kaim olacağım.&#8221; <br />
<br />
Denildi ki: O nedir? <br />
<br />
Buyurdu: &#8220;O gün, Allahu teala&#8217;nın Kürsisi&#8217;ne indiği [1] gündür&#8230;.&#8221; <br />
<br />
Ebu Musa (radıyellahu anhu) Nebi sallallahu aleyhi ve sellem&#8217;den şöyle dediğini rivayet etti:&#8220;Ümmetimin yarısını cennete girdirmek ve şefaat arasında muhayyer bırakıldım; ben de şefaati seçtim. Zira şefaat daha umumidir. Onu müttekilere hası mı zanneder-siniz! Hayır! Şefaat, günahkarlar hata işleyenler içindir.&#8221; <br />
<br />
Ebu Hureyre (radıyellahu anhu) derki, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem&#8217;e dedim ki: Ya Resulallah! Şefaatte sana ne cevap verildi? <br />
<br />
Buyurdu: &#8220;Şefaatim, halis kalple &#8216;Allah&#8217;tan başka ilah olmadığına şehadet eden herkes içindir.&#8217;  Kalbi, dilini tasdik eder. &#8220; <br />
<br />
Ümmi Habibe (radıyellahu anhâ) der ki; Resulallah! sallallahu aleyhi ve sellem şöyle demiştir:&#8220;Ümmetimin benden sonra başına gelecek olan şeyler bana bildirildi. Allah&#8217;tan, onlar hakkında kıyamet günü bana şefaat (etme yetkisi) vermesini istedim. Bunu yaptı.&#8221; <br />
<br />
Allahu Teala dostları gibi bu ve diğer geceleri değerlendirmeye cümlemizi muvaffak eylesin. Selam ve dua ile&#8230;  <br />
<br />
<br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
[1] Keyfiyeti bilinmeksizin tecelli ettiği gün.   <br />
</span></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[DİYALOGCU &#8211; ERGENEKON MÜCADELESİNİN ARKA PLANI]]></title>
			<link>http://www.firtinagenclik.com/forum/thread---5213</link>
			<pubDate>Sun, 29 Jan 2012 20:37:10 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.firtinagenclik.com/forum/thread---5213</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #FF0000;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-weight: bold;"><br />
<br />
<br />
   Kitabın ortasından yazmak gerekirse bütün patırtının ve gürültünün sebebi devlet kavgasıdır. Devleti ele geçirme kavgası&#8230;<br />
<br />
   Hükümet, Amerika&#8217;nın da desteği ile Ergenekon Terör Örgütünü çökertmiş gözüküyor. En azından meydanda olanların büyük bir bölümünü pasif hale getirdiği söylenebilir. Örgüt hakkında ortaya atılan iddialar gerçekten çok vahim. Cami bombalamak, insanları stadyuma toplamak, yaptığı işe, mesleğe göre insanları fişlemek vs&#8230; Klasörlerce deliller ve iddialar. Tutuklamalar ve cezalar&#8230;<br />
<br />
   Hemen ardından devlette müthiş bir kadrolaşma. Adalet ve emniyet kurumları başta olmak üzere her yerde bir istila göze çarpıyor. Sanki bir yerler el değiştiriyor.<br />
<br />
   Yani çetin bir mücadele var. Ama bildiğiniz gibi değil.<br />
<br />
ERGENEKON İLE MENFAAT ÇARPIŞMASI<br />
   Planların daha süratli işlemesini sağlayan, imkânların ve kaynakların bol olduğu devlet mekanizması kavganın büyük sebebi.<br />
<br />
   Amaç, Devleti bir ideoloji için kullanmak. hani din devlete karışamaz diyorlar ya, Devlete din hariç her şey karışmış.<br />
<br />
   ETÖ, devleti kendilerine hizmet için kullandıysa, diyalogcular da Amerika&#8217;ya hizmet için kullanıyor.<br />
   ETÖ, devleti Kürtlere zulmetmek için kullandıysa, Diyalogcular da şeriatçıları ezmek için kullanıyor.<br />
   ETÖ, devleti kargaşa çıkarmak için kullandıysa, Diyalogcular da &#8220;dinde reform&#8221; için kullanıyorlar.<br />
<br />
   Peki, İslam açısından ne fark var! Olan Kur&#8217;ana oluyor, olan Kitaba, sünnete, şeriata oluyor&#8230;<br />
<br />
HOROZ DÖĞÜŞÜ<br />
   Bakın ETÖ ile Diyalogcuların ortak noktası nedir biliyor musunuz? İki takım da birbirlerini kullanarak pirim yapmaya çalışmışlar.<br />
<br />
   ETÖ, Aman bunlar şeriatı getirecek, Cumhuriyet elden gidecek&#8230; derken<br />
   Diyalogcular, ETÖ İslama karşı, hizmete karşı, eğer ETÖ olursa biz olamayız&#8230; diyorlar<br />
<br />
   Yani aslında Müslümanlar diyalogcuların kucağına itiliyordu. Diyalogcuları sanki Türkiye&#8217;de İslamın temsilcisi, İslamı yaşayan tek gurup olarak gösteriyorlardı. Okul açmalarını İslam hizmeti gibi aksettiriyorlardı.<br />
<br />
   Düşünsenize, kendilerine &#8220;şeriatçı&#8221; denilmesini hakaret addeden, İslamın cihad emrinin günümüzde geçerliliğini yitirdiğini savunanları yıllardır &#8220;devleti ele geçirip şeriatı getirecek&#8221; diyerek müslümanlara dayattılar.<br />
   Müslümanlarda: &#8220;bunlar yavaş yavaş devlete sızıp, tamamen kontrolü alınca bir emirle İslam gelecek&#8221; diye avunup durdular ve hizmet adı altında yapılan hezimete kol kanat gerdiler.<br />
<br />
ZULMÜ BİZ GÖRÜYORUZ, ONLAR PİRİM YAPIYOR<br />
<br />
   Haklı olduğumuzu şuradan anlayabilirsiniz. Bu Ergenekon 10 yıl öncede vardı. 28 Şubat&#8217;ta da vardı. Doğru mu? Doğru!<br />
<br />
   Peki, bu zaman diliminde zulme kim uğradı, baskıyı kim gördü? Soruyoruz kim hapislerde yattı?<br />
<br />
   Yaptığımız Külliye&#8217;ye el konulmadı mı? Cübbeli Hocamızı o süreçte da içeri atmadılar mı? Kur&#8217;an Kursları basılıp dağıtılmadı mı? Kur&#8217;an talebeleri karakollarda sabahlamadı mı?<br />
<br />
   Eee, hani Ergenekon Diyalogcu düşmanıydı? Hani bunların hareketine düşmandı ve karşıydı?<br />
<br />
   Hapiste yatan biz, baskıyı gören biz, zulme uğrayan biz&#8230; Olan bize oluyor, herkes işine bakıyor.<br />
<br />
<br />
<div style="text-align: center;"><img class="postimage" src="http://ismailagam.files.wordpress.com/2012/01/fethullah-gulen-refah-partisi1.jpg" border="0" alt="[Resim: fethullah-gulen-refah-partisi1.jpg]" /></div>
<br />
<br />
DÜN ASKERE &#8220;DEMOKRAT&#8221; DİYEN GÜLEN<br />
<br />
   Bakın yakın tarihe. Hocaefendi bazı siyasilerle poz veriyor. Bunların arasında bu gün Ergenekoncu ve derin devletin reislerinden olmakla suçlanan Süleyman Demirel&#8217;de var. Ama dün, menfaatleri gereği Süleyman Demirel, Bülent Ecevit ile de işbirliği yapıyorlar, destek bulmak için kapı kapı geziyorlardı.<br />
<br />
<br />
   İşte bir başka örnek. Fethullah Gülen Erbakan&#8217;a karşı yaptığı açıklamalarla gündemde. Bu gün terörist ilan etikleri askeri dün &#8220;demokrat&#8221; ilan etmişler ve Erbakan&#8217;a karşı kullanmış, galeyana getirmişler.<br />
<br />
     Peki, bu ergenekon o zaman da yok muydu? Neden umudunuzu onlara bağlayıp &#8220;demokrat&#8221; ilan ettiniz. Bu gün darbeyi telin eden sizler, dün neden çanak tuttunuz?<br />
<br />
   Yoksa Erbakan işinize gelmedi mi?<br />
   Hani siz şeriatçıydınız? Erbakan&#8217;dan iyi şeriatçı mı bulacaktınız? Neden Erbakan&#8217;ı devirmeye kalktınız? Aleyhinde beyanatlar verdiniz? Yoksa işinize mi gelmedi? Sizinle anlaşmadı mı? Tekliflerinizi geri mi çevirdi?<br />
<br />
   İşte bugün Diyalogcular neden hükümete destek veriyor zannediyorsunuz? Kasımpaşalı&#8217;nın uzun boyu için mi? Obama&#8217;nın karşısında uzun bacağını, diğer bacağının üzerine atabiliyor diye mi? Elbette hayır.<br />
<br />
   Belki gün gelecek ve bu hükümeti veya başbakanı da bir diğeri ile takas edeceklerdir. Şimdilik vazgeçemezler ama yeni günler neler getirecek hep beraber göreceğiz.</span></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #FF0000;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-weight: bold;"><br />
<br />
<br />
   Kitabın ortasından yazmak gerekirse bütün patırtının ve gürültünün sebebi devlet kavgasıdır. Devleti ele geçirme kavgası&#8230;<br />
<br />
   Hükümet, Amerika&#8217;nın da desteği ile Ergenekon Terör Örgütünü çökertmiş gözüküyor. En azından meydanda olanların büyük bir bölümünü pasif hale getirdiği söylenebilir. Örgüt hakkında ortaya atılan iddialar gerçekten çok vahim. Cami bombalamak, insanları stadyuma toplamak, yaptığı işe, mesleğe göre insanları fişlemek vs&#8230; Klasörlerce deliller ve iddialar. Tutuklamalar ve cezalar&#8230;<br />
<br />
   Hemen ardından devlette müthiş bir kadrolaşma. Adalet ve emniyet kurumları başta olmak üzere her yerde bir istila göze çarpıyor. Sanki bir yerler el değiştiriyor.<br />
<br />
   Yani çetin bir mücadele var. Ama bildiğiniz gibi değil.<br />
<br />
ERGENEKON İLE MENFAAT ÇARPIŞMASI<br />
   Planların daha süratli işlemesini sağlayan, imkânların ve kaynakların bol olduğu devlet mekanizması kavganın büyük sebebi.<br />
<br />
   Amaç, Devleti bir ideoloji için kullanmak. hani din devlete karışamaz diyorlar ya, Devlete din hariç her şey karışmış.<br />
<br />
   ETÖ, devleti kendilerine hizmet için kullandıysa, diyalogcular da Amerika&#8217;ya hizmet için kullanıyor.<br />
   ETÖ, devleti Kürtlere zulmetmek için kullandıysa, Diyalogcular da şeriatçıları ezmek için kullanıyor.<br />
   ETÖ, devleti kargaşa çıkarmak için kullandıysa, Diyalogcular da &#8220;dinde reform&#8221; için kullanıyorlar.<br />
<br />
   Peki, İslam açısından ne fark var! Olan Kur&#8217;ana oluyor, olan Kitaba, sünnete, şeriata oluyor&#8230;<br />
<br />
HOROZ DÖĞÜŞÜ<br />
   Bakın ETÖ ile Diyalogcuların ortak noktası nedir biliyor musunuz? İki takım da birbirlerini kullanarak pirim yapmaya çalışmışlar.<br />
<br />
   ETÖ, Aman bunlar şeriatı getirecek, Cumhuriyet elden gidecek&#8230; derken<br />
   Diyalogcular, ETÖ İslama karşı, hizmete karşı, eğer ETÖ olursa biz olamayız&#8230; diyorlar<br />
<br />
   Yani aslında Müslümanlar diyalogcuların kucağına itiliyordu. Diyalogcuları sanki Türkiye&#8217;de İslamın temsilcisi, İslamı yaşayan tek gurup olarak gösteriyorlardı. Okul açmalarını İslam hizmeti gibi aksettiriyorlardı.<br />
<br />
   Düşünsenize, kendilerine &#8220;şeriatçı&#8221; denilmesini hakaret addeden, İslamın cihad emrinin günümüzde geçerliliğini yitirdiğini savunanları yıllardır &#8220;devleti ele geçirip şeriatı getirecek&#8221; diyerek müslümanlara dayattılar.<br />
   Müslümanlarda: &#8220;bunlar yavaş yavaş devlete sızıp, tamamen kontrolü alınca bir emirle İslam gelecek&#8221; diye avunup durdular ve hizmet adı altında yapılan hezimete kol kanat gerdiler.<br />
<br />
ZULMÜ BİZ GÖRÜYORUZ, ONLAR PİRİM YAPIYOR<br />
<br />
   Haklı olduğumuzu şuradan anlayabilirsiniz. Bu Ergenekon 10 yıl öncede vardı. 28 Şubat&#8217;ta da vardı. Doğru mu? Doğru!<br />
<br />
   Peki, bu zaman diliminde zulme kim uğradı, baskıyı kim gördü? Soruyoruz kim hapislerde yattı?<br />
<br />
   Yaptığımız Külliye&#8217;ye el konulmadı mı? Cübbeli Hocamızı o süreçte da içeri atmadılar mı? Kur&#8217;an Kursları basılıp dağıtılmadı mı? Kur&#8217;an talebeleri karakollarda sabahlamadı mı?<br />
<br />
   Eee, hani Ergenekon Diyalogcu düşmanıydı? Hani bunların hareketine düşmandı ve karşıydı?<br />
<br />
   Hapiste yatan biz, baskıyı gören biz, zulme uğrayan biz&#8230; Olan bize oluyor, herkes işine bakıyor.<br />
<br />
<br />
<div style="text-align: center;"><img class="postimage" src="http://ismailagam.files.wordpress.com/2012/01/fethullah-gulen-refah-partisi1.jpg" border="0" alt="[Resim: fethullah-gulen-refah-partisi1.jpg]" /></div>
<br />
<br />
DÜN ASKERE &#8220;DEMOKRAT&#8221; DİYEN GÜLEN<br />
<br />
   Bakın yakın tarihe. Hocaefendi bazı siyasilerle poz veriyor. Bunların arasında bu gün Ergenekoncu ve derin devletin reislerinden olmakla suçlanan Süleyman Demirel&#8217;de var. Ama dün, menfaatleri gereği Süleyman Demirel, Bülent Ecevit ile de işbirliği yapıyorlar, destek bulmak için kapı kapı geziyorlardı.<br />
<br />
<br />
   İşte bir başka örnek. Fethullah Gülen Erbakan&#8217;a karşı yaptığı açıklamalarla gündemde. Bu gün terörist ilan etikleri askeri dün &#8220;demokrat&#8221; ilan etmişler ve Erbakan&#8217;a karşı kullanmış, galeyana getirmişler.<br />
<br />
     Peki, bu ergenekon o zaman da yok muydu? Neden umudunuzu onlara bağlayıp &#8220;demokrat&#8221; ilan ettiniz. Bu gün darbeyi telin eden sizler, dün neden çanak tuttunuz?<br />
<br />
   Yoksa Erbakan işinize gelmedi mi?<br />
   Hani siz şeriatçıydınız? Erbakan&#8217;dan iyi şeriatçı mı bulacaktınız? Neden Erbakan&#8217;ı devirmeye kalktınız? Aleyhinde beyanatlar verdiniz? Yoksa işinize mi gelmedi? Sizinle anlaşmadı mı? Tekliflerinizi geri mi çevirdi?<br />
<br />
   İşte bugün Diyalogcular neden hükümete destek veriyor zannediyorsunuz? Kasımpaşalı&#8217;nın uzun boyu için mi? Obama&#8217;nın karşısında uzun bacağını, diğer bacağının üzerine atabiliyor diye mi? Elbette hayır.<br />
<br />
   Belki gün gelecek ve bu hükümeti veya başbakanı da bir diğeri ile takas edeceklerdir. Şimdilik vazgeçemezler ama yeni günler neler getirecek hep beraber göreceğiz.</span></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[KUR&#x26;8217;AN EĞİTİMİNDE YAŞ SINIRI KALKTI ALDATMACASI]]></title>
			<link>http://www.firtinagenclik.com/forum/thread---5212</link>
			<pubDate>Sun, 29 Jan 2012 20:08:17 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.firtinagenclik.com/forum/thread---5212</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;"><br />
<br />
<br />
   Malumunuz geçtiğimiz aylarda bir haberle sevinmiş gibiydik. Aslında bizleri sevindiren haberi başlığıydı. Haber sitelerinde ve gazetelerde büyük bir devrimmiş, çok büyük bir işmiş gibi verildi. Gerçek, haberin içeriğinde ve ayrıntılarda saklıydı.<br />
<br />
   Önce habere bir bakalım:<br />
<br />
   Başlık: KURAN EĞİTİMİNDE YAŞ SINIRI KALDIRILDI<br />
   Haber:  Kanun Hükmünde Kararname ile 633 sayılı Kanunun&#8217;a 199 yılında eklenen ve ek 3&#8217;üncü maddesinde yer alan yaş sınırı düzenlemesi yürürlükten kaldırıldı. Söz konusu madde şöyle deniyordu:<br />
   &#8220;İlk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi dersleri dışında, Kur&#8217;an-ı Kerim ve mealini öğrenmek, hafızlık yapmak ve dini bilgiler almak isteyenlerden ilköğretimi bitirenler için Diyanet İşleri Başkanlığınca Kuran kursları açılır. Bu kurslardaki din eğitim ve öğretimi kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcilerinin talebine bağlıdır.<br />
Ayrıca ilköğretimin 5&#8217;inci sınıfını bitirenler için tatillerde ve Milli Eğitim Bakanlığının denetim ve gözetiminde yaz Kuran kursları açılır.<br />
   Kuran kurslarının açılış, eğitim öğretim ve denetimleriyle bu kurslarda okuyan öğrencilerin barındığı yurt veya pansiyonların açılış ve çalışmalarına dair hususlar yönetmelikle düzenlenir.&#8221;<br />
<br />
   Kısaca yukarıdaki madde, yapılan düzenleme ile kaldırıldı. Peki, neydi, ne oldu?<br />
<br />
YAZ KURSLARINA ENGEL KALKTI<br />
   Yukarıdaki madde de önemli olan nokta : &#8220;Ayrıca ilköğretimin 5&#8217;inci sınıfını bitirenler için tatillerde ve Milli Eğitim Bakanlığının denetim ve gözetiminde yaz Kuran kursları açılır.&#8221; Cümlesidir.<br />
<br />
   Önceden imamlarımız, yazın camilerde açılan Kur&#8217;an Kurslarına 5. Sınıfı bitirmeyen çocukları alamıyordu. Alan imamlarda kendileri idare ediyordu. Yani yasal olarak böyle bir zorunluluk vardı. Bu maddenin kaldırılmasıyla birlikte artık böyle bir zorunluluk olmadığından yaş sınırı olmaksızın her çocuk yaz kurslarına katılabilecek.<br />
<br />
8. SINIF ŞARTI VAR<br />
   Ancak bu karar Diyanete Bağlı Kur&#8217;an Kursları için geçerli değil. Yani bu gün 7. Sınıfa giden bir çocuğunuzun elinden tutup: &#8220;Ben çocuğuma hafızlık yaptırmak istiyorum&#8221; dediğiniz zaman size &#8220;olmaz! 8. Sınıfı bitirmeden alamayız&#8221; diyorlar.<br />
   Ya 8. Sınıfı bitirmiş olması gerekiyor, ya da o yaşı tamamlamış olması gerekiyor.<br />
   İşte bu konuda Diyanetin resmi sitesindeki maddeler:<br />
Kursların Açılışı ve Kayıt İşlemleri Bölümünde şartlar belirtiliyor. Zorunlu eğitime paralel olarak kayıt için 8. sınıfı bitirmek şart koşuluyor.<br />
a) Türk vatandaşı olmak, (yabancı uyruklu olanlar, Dışişleri Bakanlığının görüşü alındıktan sonra, Başkanlığın izni ile kursa kaydedilebilirler),<br />
b) İlköğretimi bitirmiş olmak veya ilköğretim çağını geçmiş ve okur-yazar olmak.<br />
(<a href="http://www.diyanet.gov.tr/turkish/mevzuat/mevzuaticerik.asp?id=2301)" target="_blank">http://www.diyanet.gov.tr/turkish/mevzua...p?id=2301)</a><br />
<br />
   Bu konuda Diyaneti suçlayamayız, çünkü yasal zorunluluk var. Diyanetin bu konuda baskı yapması ve diretmesi gerekiyor, halkın bu talebini ısrarla yetkililere ulaştırması gerekiyor. Velakin Diyanetin de sessiz kalması çok manidar.<br />
<br />
ÖNCE TATLI SONRA ZEHİR<br />
   Şimdi halkın arasında dolaşırken: &#8220;Elhamdülillah Kur&#8217;an Kurslarından yaş sınırı da kalktı&#8221; gibi bir algı oluştuğunu fark ediyoruz. Çünkü medya bunu büyük sütunlarla manşet yaptı ama içeriğindeki ayrıntıyı görmezlikten geldi.<br />
<br />
   Yani kalkan sınırın yaz kurslarına ait olduğunu kimse söyleyemedi.<br />
<br />
   Çünkü bu sonradan alınacak 13 yıl kararına bir zemin hazrılama, psikolojik bir taktikti.<br />
<br />
   İnsanlara: &#8220;Zorunlu eğitim 13 yıla çıkacakmış&#8221; denildiği zaman verdikleri &#8220;Çıkarsa çıksın, ne de olsa Kur&#8217;an Kurslarından yaş sınırı kalktı&#8221; tepkisi ne kadar başarılı olduklarını gösteriyor.<br />
<br />
   Adama: &#8220;Kur&#8217;an Kursları zorunlu eğitimin 13 yıla çıkmasından zarar görecek&#8221; dediğimiz zaman, &#8220;Peki, o halde yaş sınırı neden kalktı&#8221; diyor. Adamın birşeyden haberi yok ki&#8230;<br />
<br />
 ZORUNLU EĞİTİM 13 YILA ÇIKINCA NE OLACAK?<br />
    Diyanetin sitesinden de gördüğünüz gibi 8. Sınıfı bitirmeyenler Kur&#8217;an Kursuna kayıt edilemiyor. Neden? Zorunlu eğitim sisteminden dolayı.<br />
<br />
   Peki, zorunlu eğitim 13 yıla çıkınca ne olacak?<br />
<br />
   Zorunlu eğitimin 13 yıla çıkması demek, bir gencin Lise&#8217;yi bitirmeden Kur&#8217;an Kursuna gidememesi demektir.<br />
   Yani bu eğer yasalaşırsa Lise&#8217;yi bitirmeyen veya yaşı tutmayan bir genç Kur&#8217;an Kursu&#8217;na alınamayacak.<br />
<br />
   Lise&#8217;yi bitiren ve zaten askerliği gelmiş, karma eğitimle maneviyatı boşaltılmış bir gencin de Kur&#8217;an Kursuna ne kadar eğilimli olabileceğini varın siz düşünün. Gitse bile haıfzlığa ne kadar elverişli olabileceğini siz hesaplayın.<br />
<br />
HAFIZLIK MÜSESESİNE DARBE<br />
   Bu proje hafızlık müessesinin ortadan kaldırılmasına yönelik büyük bir adım olacaktır. Kafirlerin &#8220;İslamı yok etme&#8221; planına destek olacaktır. Müslümanların elinden &#8220;Kitaplarını alma&#8221; projesine katkı sağlayacaktır.<br />
<br />
   Çünkü Kur&#8217;an-ı Kerim diğer ilahi kitaplardan farklı olarak ezberlenme mucizesi ile gelmiş ve bu gün Kur&#8217;an-ı Kerimin harfine, virgülüne kadar yazacak binlerce genç hafızımız vardır.<br />
<br />
   İşte büyük hedef Türkiye&#8217;deki hafızlık müessesine en azından darbe vurmaktır.<br />
<br />
BU İŞTE BİR OYUN VAR!<br />
<br />
  Bakın bir haber yapıp &#8220;Kur&#8217;an eğitiminde yaş sınırı kaldırıldı&#8221; diyorlar sonra da &#8220;zorunlu eğitimi 13 yıla çıkarmayı&#8221; planlıyorlar.<br />
<br />
   Zorunlu eğitimin 13 yıla çıkmasıyla Kur&#8217;an Kursları büyük bir darbe alacak ise yapılmak istenilen de bu mudur? Yani müslümanların tepkisini çekmemek için önce böyle bir yol mu izleniyor?<br />
<br />
   Kardeşlerimiz verdiğimiz bu tepkiler Allah içindir, İslam içindir. Kimseye hakaret etmeden uyarıyoruz. Biz böyle şeylere tepki vermez isek Müslümanlığımız nerede kalıyor?<br />
<br />
   Biz Allah için uyarıyoruz. Dinimize, Kitabımıza sahip çıkmamız için Amerika&#8217;nın tepemize binmesini beklemeyelim. Uyanalım, uyandıralım inşallah&#8230;</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;"><br />
<br />
<br />
   Malumunuz geçtiğimiz aylarda bir haberle sevinmiş gibiydik. Aslında bizleri sevindiren haberi başlığıydı. Haber sitelerinde ve gazetelerde büyük bir devrimmiş, çok büyük bir işmiş gibi verildi. Gerçek, haberin içeriğinde ve ayrıntılarda saklıydı.<br />
<br />
   Önce habere bir bakalım:<br />
<br />
   Başlık: KURAN EĞİTİMİNDE YAŞ SINIRI KALDIRILDI<br />
   Haber:  Kanun Hükmünde Kararname ile 633 sayılı Kanunun&#8217;a 199 yılında eklenen ve ek 3&#8217;üncü maddesinde yer alan yaş sınırı düzenlemesi yürürlükten kaldırıldı. Söz konusu madde şöyle deniyordu:<br />
   &#8220;İlk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi dersleri dışında, Kur&#8217;an-ı Kerim ve mealini öğrenmek, hafızlık yapmak ve dini bilgiler almak isteyenlerden ilköğretimi bitirenler için Diyanet İşleri Başkanlığınca Kuran kursları açılır. Bu kurslardaki din eğitim ve öğretimi kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcilerinin talebine bağlıdır.<br />
Ayrıca ilköğretimin 5&#8217;inci sınıfını bitirenler için tatillerde ve Milli Eğitim Bakanlığının denetim ve gözetiminde yaz Kuran kursları açılır.<br />
   Kuran kurslarının açılış, eğitim öğretim ve denetimleriyle bu kurslarda okuyan öğrencilerin barındığı yurt veya pansiyonların açılış ve çalışmalarına dair hususlar yönetmelikle düzenlenir.&#8221;<br />
<br />
   Kısaca yukarıdaki madde, yapılan düzenleme ile kaldırıldı. Peki, neydi, ne oldu?<br />
<br />
YAZ KURSLARINA ENGEL KALKTI<br />
   Yukarıdaki madde de önemli olan nokta : &#8220;Ayrıca ilköğretimin 5&#8217;inci sınıfını bitirenler için tatillerde ve Milli Eğitim Bakanlığının denetim ve gözetiminde yaz Kuran kursları açılır.&#8221; Cümlesidir.<br />
<br />
   Önceden imamlarımız, yazın camilerde açılan Kur&#8217;an Kurslarına 5. Sınıfı bitirmeyen çocukları alamıyordu. Alan imamlarda kendileri idare ediyordu. Yani yasal olarak böyle bir zorunluluk vardı. Bu maddenin kaldırılmasıyla birlikte artık böyle bir zorunluluk olmadığından yaş sınırı olmaksızın her çocuk yaz kurslarına katılabilecek.<br />
<br />
8. SINIF ŞARTI VAR<br />
   Ancak bu karar Diyanete Bağlı Kur&#8217;an Kursları için geçerli değil. Yani bu gün 7. Sınıfa giden bir çocuğunuzun elinden tutup: &#8220;Ben çocuğuma hafızlık yaptırmak istiyorum&#8221; dediğiniz zaman size &#8220;olmaz! 8. Sınıfı bitirmeden alamayız&#8221; diyorlar.<br />
   Ya 8. Sınıfı bitirmiş olması gerekiyor, ya da o yaşı tamamlamış olması gerekiyor.<br />
   İşte bu konuda Diyanetin resmi sitesindeki maddeler:<br />
Kursların Açılışı ve Kayıt İşlemleri Bölümünde şartlar belirtiliyor. Zorunlu eğitime paralel olarak kayıt için 8. sınıfı bitirmek şart koşuluyor.<br />
a) Türk vatandaşı olmak, (yabancı uyruklu olanlar, Dışişleri Bakanlığının görüşü alındıktan sonra, Başkanlığın izni ile kursa kaydedilebilirler),<br />
b) İlköğretimi bitirmiş olmak veya ilköğretim çağını geçmiş ve okur-yazar olmak.<br />
(<a href="http://www.diyanet.gov.tr/turkish/mevzuat/mevzuaticerik.asp?id=2301)" target="_blank">http://www.diyanet.gov.tr/turkish/mevzua...p?id=2301)</a><br />
<br />
   Bu konuda Diyaneti suçlayamayız, çünkü yasal zorunluluk var. Diyanetin bu konuda baskı yapması ve diretmesi gerekiyor, halkın bu talebini ısrarla yetkililere ulaştırması gerekiyor. Velakin Diyanetin de sessiz kalması çok manidar.<br />
<br />
ÖNCE TATLI SONRA ZEHİR<br />
   Şimdi halkın arasında dolaşırken: &#8220;Elhamdülillah Kur&#8217;an Kurslarından yaş sınırı da kalktı&#8221; gibi bir algı oluştuğunu fark ediyoruz. Çünkü medya bunu büyük sütunlarla manşet yaptı ama içeriğindeki ayrıntıyı görmezlikten geldi.<br />
<br />
   Yani kalkan sınırın yaz kurslarına ait olduğunu kimse söyleyemedi.<br />
<br />
   Çünkü bu sonradan alınacak 13 yıl kararına bir zemin hazrılama, psikolojik bir taktikti.<br />
<br />
   İnsanlara: &#8220;Zorunlu eğitim 13 yıla çıkacakmış&#8221; denildiği zaman verdikleri &#8220;Çıkarsa çıksın, ne de olsa Kur&#8217;an Kurslarından yaş sınırı kalktı&#8221; tepkisi ne kadar başarılı olduklarını gösteriyor.<br />
<br />
   Adama: &#8220;Kur&#8217;an Kursları zorunlu eğitimin 13 yıla çıkmasından zarar görecek&#8221; dediğimiz zaman, &#8220;Peki, o halde yaş sınırı neden kalktı&#8221; diyor. Adamın birşeyden haberi yok ki&#8230;<br />
<br />
 ZORUNLU EĞİTİM 13 YILA ÇIKINCA NE OLACAK?<br />
    Diyanetin sitesinden de gördüğünüz gibi 8. Sınıfı bitirmeyenler Kur&#8217;an Kursuna kayıt edilemiyor. Neden? Zorunlu eğitim sisteminden dolayı.<br />
<br />
   Peki, zorunlu eğitim 13 yıla çıkınca ne olacak?<br />
<br />
   Zorunlu eğitimin 13 yıla çıkması demek, bir gencin Lise&#8217;yi bitirmeden Kur&#8217;an Kursuna gidememesi demektir.<br />
   Yani bu eğer yasalaşırsa Lise&#8217;yi bitirmeyen veya yaşı tutmayan bir genç Kur&#8217;an Kursu&#8217;na alınamayacak.<br />
<br />
   Lise&#8217;yi bitiren ve zaten askerliği gelmiş, karma eğitimle maneviyatı boşaltılmış bir gencin de Kur&#8217;an Kursuna ne kadar eğilimli olabileceğini varın siz düşünün. Gitse bile haıfzlığa ne kadar elverişli olabileceğini siz hesaplayın.<br />
<br />
HAFIZLIK MÜSESESİNE DARBE<br />
   Bu proje hafızlık müessesinin ortadan kaldırılmasına yönelik büyük bir adım olacaktır. Kafirlerin &#8220;İslamı yok etme&#8221; planına destek olacaktır. Müslümanların elinden &#8220;Kitaplarını alma&#8221; projesine katkı sağlayacaktır.<br />
<br />
   Çünkü Kur&#8217;an-ı Kerim diğer ilahi kitaplardan farklı olarak ezberlenme mucizesi ile gelmiş ve bu gün Kur&#8217;an-ı Kerimin harfine, virgülüne kadar yazacak binlerce genç hafızımız vardır.<br />
<br />
   İşte büyük hedef Türkiye&#8217;deki hafızlık müessesine en azından darbe vurmaktır.<br />
<br />
BU İŞTE BİR OYUN VAR!<br />
<br />
  Bakın bir haber yapıp &#8220;Kur&#8217;an eğitiminde yaş sınırı kaldırıldı&#8221; diyorlar sonra da &#8220;zorunlu eğitimi 13 yıla çıkarmayı&#8221; planlıyorlar.<br />
<br />
   Zorunlu eğitimin 13 yıla çıkmasıyla Kur&#8217;an Kursları büyük bir darbe alacak ise yapılmak istenilen de bu mudur? Yani müslümanların tepkisini çekmemek için önce böyle bir yol mu izleniyor?<br />
<br />
   Kardeşlerimiz verdiğimiz bu tepkiler Allah içindir, İslam içindir. Kimseye hakaret etmeden uyarıyoruz. Biz böyle şeylere tepki vermez isek Müslümanlığımız nerede kalıyor?<br />
<br />
   Biz Allah için uyarıyoruz. Dinimize, Kitabımıza sahip çıkmamız için Amerika&#8217;nın tepemize binmesini beklemeyelim. Uyanalım, uyandıralım inşallah&#8230;</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Sahabelerin ALLAH korkusu]]></title>
			<link>http://www.firtinagenclik.com/forum/thread-sahabelerin-allah-korkusu</link>
			<pubDate>Sun, 29 Jan 2012 19:58:35 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.firtinagenclik.com/forum/thread-sahabelerin-allah-korkusu</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;"><br />
   Ümmet-i Muhammed olarak işlediğimiz 1001 çeşit günaha rağmen, günah fabrikası gibi seri imalat yapmamıza rağmen kendimize öyle güveniyoruz ki, sanki cennet ayaklarımıza serilmiş ve bizden iyi müslüman yok. Çok şaşılacak ve aynı zamanda acınacak bir haldeyiz. Bu halimiz muhakkak ki cehaletimizden kaynaklanıyor. Çünkü &#8220;cahil cesur olur&#8221;<br />
   Eğer Allah&#8217;ı tanısaydık, onun kudretini ve azametini idrak edebilseydik kendimize olan bu güven duygusu elbette yerini korkuya bırakırdı.<br />
<br />
   Peygamber efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) rüzgarın sert esmesinden, bulutların toplanmasından bile endişelenir, bu endişesi yüzüne yansırdı. Çünkü O, Allah&#8217;ı en iyi tanıyandı. Peki, sahabe efendilerimizde durum nasıldı? İşte sizler için birkaç misal:<br />
<br />
 HAZRETİ EBUBEKİR (RADIYALLAHU NAH)IN ALLAH KORKUSU<br />
<br />
   Ehli sünnete göre Hazreti Ebubekir (Radıyallahu anh) peygamberlerden sonra bütün insanların en hayırlısıdır. Cennetlik olduğu kesindir. Onu bizzat Resulüllah cennet ile müjdelemiş, hatta cennetlik bir topluluğun başı olacağını haber vermiş ve cennetin bütün kapılarından çağırılacağını müjdelemiştir. Ayrıca şöyle buyurmuştur: &#8220;Ümmetimden ilk önce Ebu Bekir cennete girecektir.&#8221;<br />
   Evet fazileti saymakla bitmez&#8230; Bütün bunlara rağmen o şöyle derdi: &#8220;Keşke kesilen bir ağaç olsaydım.&#8221; Bazen: &#8220;Ne olaydı hayvanların yiyeceği bir ot olsaydım.&#8221; Bazen de: &#8220;Bir müminin bedenindeki kıl olsaydım&#8221; derdi.<br />
<br />
   Bir gün bir bahçeye uğradı, orada yatmakta olan bir hayvanı görünce içini çekerek şöyle dedi: &#8220;Sen ne kadar rahatsın; yiyorsun, içiyorsun, ağaçların gölgesinde dolaşıyorsun. Ahirette de hesaba çekilmeyeceksin. Ne olaydı, Ebu Bekir&#8217;de senin gibi olsaydı&#8221;.<br />
<br />
   Hazreti Ebu Bekir (Radıyallahu anh) Resulullah&#8217;a laf atan kafirlere cevap verince, Resulüllah Efendimiz olduğu yerden kalkıp gitmişti. Sebebini sorunca: &#8220;Sen cevap verinceye kadar melekler karşılık veriyordu&#8221; buyurdu. Bu hadiseden sonra Hazreti Ebubekir&#8217;in vefat edinceye kadar ağzında taş taşıdığı rivayet edilir.<br />
<br />
HAZRETİ ÖMER (RADIYALLAHU ANH)<br />
<br />
   Hazreti Ömer&#8217;de bazen: &#8220;Keşke anam beni doğurmasaydı&#8221; derdi. Onlar bu sözü isyan için değil, hesabın zor olacağını bildiklerinden söylerlerdi.<br />
<br />
   Bir gün bir iş ile uğraşırken adamın biri geldi ve &#8220;falan adam bana zulmetti, siz ondan benim hakkımı alınız.&#8221; Dedi. Hazreti Ömer adam hafiften bir kırbaç vurdu ve: &#8220;Ben bu işler uğraşırken gelmezsin, başka işlerle meşgul iken gelip karşılık almamı istersin.&#8221; Dedi. Adam çekip gitti ama Hazreti Ömer bu, davranışı kendine yakıştıramadı. Bir adam gönderdi ve adamı çağırttı. Kırbacı ona vererek: &#8220;Benden hakkını al&#8221; dedi. O kişi &#8220;Ben Allah için seni affettim.&#8221; Dedi. Hazreti Ömer (Radıyallahu anh) eve geldi. İki rekat namaz kıldı sonra kendi kendine hitab ederek şöyle demeye başladı: &#8220;Ey Ömer, sen alçaktın, Allah seni yükseltti, sen yolunu şaşırmıştın, Allah sana doğru yolu gösterdi, sen değersiz biriydin, Allah sana değer ve şeref verdi. Sonra seni halkın başına emir yaptı. Şimdi biri gelerek kendisine yapılan zulmün karşılığını almak için senden yardım istiyor, sen de ona vuruyorsun. Yarın kıyamet günü Rabbine ne cevap vereceksin.&#8221; Uzun bir müddet kendini böylece hesaba çekip kınadı.<br />
<br />
   Sabah namazında çoğu kere Kehf ve Taha vs. gibi uzun sureleri okur ve ağlardı. Arkalardaki saflara kadar ağlama sesi ulaşırdı. Bir gün sabah namazında Yusuf suresini okuyordu: &#8220;Ben büyük kederimi ve hüznümü ancak Allah&#8217;a şikayet ediyorum.&#8221; (Yusuf 86) ayetine ulaşınca ağlaya ağlaya sesi kısıldı. Bazen teheccüd namazında ağlamaktan yere yığılır ve hastalanırdı.<br />
<br />
   Ensardan bir sahabe teheccüd namazı kıldıktan sonra oturup hüngür hüngür ağlamış ve: &#8220;Cehennemin ateşinden Allah&#8217;a sığınırım&#8221; diye dua etmişti. Peygamberimiz o sahabeye: &#8220;Sen bu gün melekleri bile ağlattın&#8221; buyurmuştu.<br />
   Hazreti İbni Ömer (Radıyallahu anh)&#8217;ın Allah korkusundan ağlaya ağlaya gözleri görmez olmuştu.<br />
<br />
   Abdullah bin Revaha (Radıyallahu Anh) bir gün ağlıyordu. Hanımının ne için ağladığını sorması üzerine: Ben şunun için ağlıyorum ki, cehennemin üzerinden mutlaka geçilecektir. Bilmiyorum ki, geçip kurtulacak mıyım yoksa orada mı kalacağım.&#8221;<br />
<br />
   Hazreti Fudayl (Rahmetullahi aleyh9 buyuruyor ki: &#8220;Allah korkusu bütün hayırlara öncülük eder.&#8221;<br />
<br />
   Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyuruyor ki: &#8220;Bir gözden Allah korkusundan dolayı sineğin başı kadar da olsa, bir yaş çıkar yüze doğru akarsa Allah&#8217;u Teâlâ o yüzü Cehenneme haram kılar.&#8221;<br />
<br />
   Hazreti Ömer (Radıyallahu anh) buyuruyor ki: Eğer kıyamet günü &#8216;Bir kişiden başka herkesi cehenneme atın&#8217; diye ilan edilse, o kişinin muhakkak ben olacağımı Allah&#8217;ın rahmetinden ümid ederim. Eğer &#8216;Bir kişiden başka herkesi cennete koyun&#8217; diye ilan edilse, amellerimden dolayı yoksa o kişi ben miyim? diye korkarım.<br />
<br />
HAZRETİ İBNİ ABBAS (RADIYALLAHU ANH) NASİHATİ<br />
<br />
   İbn- Abbas (Radıyallahu anh) Allah korkusundan o kadar ağlardı ki gözyaşları yüzünde iz bırakmıştı. Vehb bin Münebbih  (Rahmetullahi aleyh) diyor ki: Gözleri görmez olduktan  sonra ben onu elinden tutup götürüyordum. (Bir gün) Mescid-i Haram&#8217;a gitti. Oraya vardığımızda bir topluluğun arasından kavgaya benzer sesler geliyordu. &#8220;Beni onların yanına götür.&#8221; Dedi. Götürdüm. Oraya varınca selam verdi, oradakiler oturmasını istedilerse de kabul etmedi ve şöyle buyurdu: &#8220;Bilmez misiniz ki, Allah&#8217;ın seçkin kulları, Allah korkusunun kendisini susturduğu kimselerdir. Halbuki onlar ne konuşmaktan acizdirler, ne de dilsizdirler. Aksine onlar konuşabilirler, konuşmasını en güzel şekilde becerenler ve anlayışlı insanlardır. Ancak Allah&#8217;ın büyüklüğünü hatırlamak anların akıllarını başlarından almış, bu yüzden gönülleri yaralanmış ve dilleri susmuştur. Bu hallerinde onlara sebat nasip olduğu zaman iyi işlerde acele ederler. Siz onlardan neden uzakta kaldınız?&#8221; Vehb (Rahmetullahi aleyh) diyor ki: &#8220;Bu konuşmadan sonra iki kişinin bir araya gelip konuştuğunu görmedim.&#8221;</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;"><br />
   Ümmet-i Muhammed olarak işlediğimiz 1001 çeşit günaha rağmen, günah fabrikası gibi seri imalat yapmamıza rağmen kendimize öyle güveniyoruz ki, sanki cennet ayaklarımıza serilmiş ve bizden iyi müslüman yok. Çok şaşılacak ve aynı zamanda acınacak bir haldeyiz. Bu halimiz muhakkak ki cehaletimizden kaynaklanıyor. Çünkü &#8220;cahil cesur olur&#8221;<br />
   Eğer Allah&#8217;ı tanısaydık, onun kudretini ve azametini idrak edebilseydik kendimize olan bu güven duygusu elbette yerini korkuya bırakırdı.<br />
<br />
   Peygamber efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) rüzgarın sert esmesinden, bulutların toplanmasından bile endişelenir, bu endişesi yüzüne yansırdı. Çünkü O, Allah&#8217;ı en iyi tanıyandı. Peki, sahabe efendilerimizde durum nasıldı? İşte sizler için birkaç misal:<br />
<br />
 HAZRETİ EBUBEKİR (RADIYALLAHU NAH)IN ALLAH KORKUSU<br />
<br />
   Ehli sünnete göre Hazreti Ebubekir (Radıyallahu anh) peygamberlerden sonra bütün insanların en hayırlısıdır. Cennetlik olduğu kesindir. Onu bizzat Resulüllah cennet ile müjdelemiş, hatta cennetlik bir topluluğun başı olacağını haber vermiş ve cennetin bütün kapılarından çağırılacağını müjdelemiştir. Ayrıca şöyle buyurmuştur: &#8220;Ümmetimden ilk önce Ebu Bekir cennete girecektir.&#8221;<br />
   Evet fazileti saymakla bitmez&#8230; Bütün bunlara rağmen o şöyle derdi: &#8220;Keşke kesilen bir ağaç olsaydım.&#8221; Bazen: &#8220;Ne olaydı hayvanların yiyeceği bir ot olsaydım.&#8221; Bazen de: &#8220;Bir müminin bedenindeki kıl olsaydım&#8221; derdi.<br />
<br />
   Bir gün bir bahçeye uğradı, orada yatmakta olan bir hayvanı görünce içini çekerek şöyle dedi: &#8220;Sen ne kadar rahatsın; yiyorsun, içiyorsun, ağaçların gölgesinde dolaşıyorsun. Ahirette de hesaba çekilmeyeceksin. Ne olaydı, Ebu Bekir&#8217;de senin gibi olsaydı&#8221;.<br />
<br />
   Hazreti Ebu Bekir (Radıyallahu anh) Resulullah&#8217;a laf atan kafirlere cevap verince, Resulüllah Efendimiz olduğu yerden kalkıp gitmişti. Sebebini sorunca: &#8220;Sen cevap verinceye kadar melekler karşılık veriyordu&#8221; buyurdu. Bu hadiseden sonra Hazreti Ebubekir&#8217;in vefat edinceye kadar ağzında taş taşıdığı rivayet edilir.<br />
<br />
HAZRETİ ÖMER (RADIYALLAHU ANH)<br />
<br />
   Hazreti Ömer&#8217;de bazen: &#8220;Keşke anam beni doğurmasaydı&#8221; derdi. Onlar bu sözü isyan için değil, hesabın zor olacağını bildiklerinden söylerlerdi.<br />
<br />
   Bir gün bir iş ile uğraşırken adamın biri geldi ve &#8220;falan adam bana zulmetti, siz ondan benim hakkımı alınız.&#8221; Dedi. Hazreti Ömer adam hafiften bir kırbaç vurdu ve: &#8220;Ben bu işler uğraşırken gelmezsin, başka işlerle meşgul iken gelip karşılık almamı istersin.&#8221; Dedi. Adam çekip gitti ama Hazreti Ömer bu, davranışı kendine yakıştıramadı. Bir adam gönderdi ve adamı çağırttı. Kırbacı ona vererek: &#8220;Benden hakkını al&#8221; dedi. O kişi &#8220;Ben Allah için seni affettim.&#8221; Dedi. Hazreti Ömer (Radıyallahu anh) eve geldi. İki rekat namaz kıldı sonra kendi kendine hitab ederek şöyle demeye başladı: &#8220;Ey Ömer, sen alçaktın, Allah seni yükseltti, sen yolunu şaşırmıştın, Allah sana doğru yolu gösterdi, sen değersiz biriydin, Allah sana değer ve şeref verdi. Sonra seni halkın başına emir yaptı. Şimdi biri gelerek kendisine yapılan zulmün karşılığını almak için senden yardım istiyor, sen de ona vuruyorsun. Yarın kıyamet günü Rabbine ne cevap vereceksin.&#8221; Uzun bir müddet kendini böylece hesaba çekip kınadı.<br />
<br />
   Sabah namazında çoğu kere Kehf ve Taha vs. gibi uzun sureleri okur ve ağlardı. Arkalardaki saflara kadar ağlama sesi ulaşırdı. Bir gün sabah namazında Yusuf suresini okuyordu: &#8220;Ben büyük kederimi ve hüznümü ancak Allah&#8217;a şikayet ediyorum.&#8221; (Yusuf 86) ayetine ulaşınca ağlaya ağlaya sesi kısıldı. Bazen teheccüd namazında ağlamaktan yere yığılır ve hastalanırdı.<br />
<br />
   Ensardan bir sahabe teheccüd namazı kıldıktan sonra oturup hüngür hüngür ağlamış ve: &#8220;Cehennemin ateşinden Allah&#8217;a sığınırım&#8221; diye dua etmişti. Peygamberimiz o sahabeye: &#8220;Sen bu gün melekleri bile ağlattın&#8221; buyurmuştu.<br />
   Hazreti İbni Ömer (Radıyallahu anh)&#8217;ın Allah korkusundan ağlaya ağlaya gözleri görmez olmuştu.<br />
<br />
   Abdullah bin Revaha (Radıyallahu Anh) bir gün ağlıyordu. Hanımının ne için ağladığını sorması üzerine: Ben şunun için ağlıyorum ki, cehennemin üzerinden mutlaka geçilecektir. Bilmiyorum ki, geçip kurtulacak mıyım yoksa orada mı kalacağım.&#8221;<br />
<br />
   Hazreti Fudayl (Rahmetullahi aleyh9 buyuruyor ki: &#8220;Allah korkusu bütün hayırlara öncülük eder.&#8221;<br />
<br />
   Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyuruyor ki: &#8220;Bir gözden Allah korkusundan dolayı sineğin başı kadar da olsa, bir yaş çıkar yüze doğru akarsa Allah&#8217;u Teâlâ o yüzü Cehenneme haram kılar.&#8221;<br />
<br />
   Hazreti Ömer (Radıyallahu anh) buyuruyor ki: Eğer kıyamet günü &#8216;Bir kişiden başka herkesi cehenneme atın&#8217; diye ilan edilse, o kişinin muhakkak ben olacağımı Allah&#8217;ın rahmetinden ümid ederim. Eğer &#8216;Bir kişiden başka herkesi cennete koyun&#8217; diye ilan edilse, amellerimden dolayı yoksa o kişi ben miyim? diye korkarım.<br />
<br />
HAZRETİ İBNİ ABBAS (RADIYALLAHU ANH) NASİHATİ<br />
<br />
   İbn- Abbas (Radıyallahu anh) Allah korkusundan o kadar ağlardı ki gözyaşları yüzünde iz bırakmıştı. Vehb bin Münebbih  (Rahmetullahi aleyh) diyor ki: Gözleri görmez olduktan  sonra ben onu elinden tutup götürüyordum. (Bir gün) Mescid-i Haram&#8217;a gitti. Oraya vardığımızda bir topluluğun arasından kavgaya benzer sesler geliyordu. &#8220;Beni onların yanına götür.&#8221; Dedi. Götürdüm. Oraya varınca selam verdi, oradakiler oturmasını istedilerse de kabul etmedi ve şöyle buyurdu: &#8220;Bilmez misiniz ki, Allah&#8217;ın seçkin kulları, Allah korkusunun kendisini susturduğu kimselerdir. Halbuki onlar ne konuşmaktan acizdirler, ne de dilsizdirler. Aksine onlar konuşabilirler, konuşmasını en güzel şekilde becerenler ve anlayışlı insanlardır. Ancak Allah&#8217;ın büyüklüğünü hatırlamak anların akıllarını başlarından almış, bu yüzden gönülleri yaralanmış ve dilleri susmuştur. Bu hallerinde onlara sebat nasip olduğu zaman iyi işlerde acele ederler. Siz onlardan neden uzakta kaldınız?&#8221; Vehb (Rahmetullahi aleyh) diyor ki: &#8220;Bu konuşmadan sonra iki kişinin bir araya gelip konuştuğunu görmedim.&#8221;</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[HAYRETTİN KARAMAN&#x26;8217;IN DERİN BAĞLANTILARI]]></title>
			<link>http://www.firtinagenclik.com/forum/thread---5210</link>
			<pubDate>Sun, 29 Jan 2012 19:57:22 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.firtinagenclik.com/forum/thread---5210</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;"><br />
<br />
    Hocaların Hocası, zamanın müçtehidi olarak lanse edilen Hayrettin Karaman hakkında bilmediğimiz bir çok ayrıntıya ulaşıyoruz. Bu ayrıntılar yaşadığımız olaylara hem ışık tutuyor, hem de bazı menfaat ilişkilerini ortaya koyuyor. İstiyoruz ki gerçekleri bir de Karaman&#8217;dan dinleyelim.<br />
<br />
HAYRETTİN KARAMAN&#8217;A ÇOK DERİN SORULAR<br />
<br />
1- Sayın Karaman, Samanyolu Medya Gurubu&#8217;nun kurucu veya yönetim kadrosunda bulundunuz mu? Buradaki göreviniz devam ediyor mu?<br />
<br />
2- Samanyolu Medya Gurubuna ait kanalların hangi projelerine akıl hocalığı yaptınız?<br />
<br />
3- Bank Asya&#8217;nın  fetva kurulu başkanı olduğunuz doğru mu? Ne zamandan beri bu görevi icra etmektesiniz?<br />
<br />
4- Dinler arası diyalog adına yaptığınız açıklama ve yazdığınız yazıların bu menfaat bağı ile ilişkisi var mı?<br />
<br />
5- Samanyolu medya gurubu ile Yeni şafak gazetesi arasındaki bağlantıyı siz mi sağlıyorsunuz?<br />
<br />
6- Yazarı olduğunuz Yeni şafak Gazetesinde İsmailağa Cemaati ile ilgili atılan manşetler bu bağlantının eseri mi?<br />
<br />
7- &#8220;Polemik değil, diyalog&#8221; adlı eseri siz mi yazdınız? Yoksa başkaları tarafından yazılarak size mi imzalatıldı?<br />
<br />
8-Hocanız Ahmed Davudoğlu&#8217;nun &#8220;tamir davasında din tahripçileri&#8221; adlı kitabında bulunmanızı nasıl yorumlayacaksınız?<br />
<br />
9-Hocasının kendisine reddiye yazdığı bir talebe olmak nasıl bir duygudur?<br />
<br />
10- &#8220;Verdiğim fetvalardan uykum kaçıyor&#8221; diyorsunuz. Genç kızların başlarını açarak okumasına fetva verirken de vicdanınız sızladı mı?<br />
<br />
   Evet, çok derin sorular&#8230; Cevap vermek yürek ister</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;"><br />
<br />
    Hocaların Hocası, zamanın müçtehidi olarak lanse edilen Hayrettin Karaman hakkında bilmediğimiz bir çok ayrıntıya ulaşıyoruz. Bu ayrıntılar yaşadığımız olaylara hem ışık tutuyor, hem de bazı menfaat ilişkilerini ortaya koyuyor. İstiyoruz ki gerçekleri bir de Karaman&#8217;dan dinleyelim.<br />
<br />
HAYRETTİN KARAMAN&#8217;A ÇOK DERİN SORULAR<br />
<br />
1- Sayın Karaman, Samanyolu Medya Gurubu&#8217;nun kurucu veya yönetim kadrosunda bulundunuz mu? Buradaki göreviniz devam ediyor mu?<br />
<br />
2- Samanyolu Medya Gurubuna ait kanalların hangi projelerine akıl hocalığı yaptınız?<br />
<br />
3- Bank Asya&#8217;nın  fetva kurulu başkanı olduğunuz doğru mu? Ne zamandan beri bu görevi icra etmektesiniz?<br />
<br />
4- Dinler arası diyalog adına yaptığınız açıklama ve yazdığınız yazıların bu menfaat bağı ile ilişkisi var mı?<br />
<br />
5- Samanyolu medya gurubu ile Yeni şafak gazetesi arasındaki bağlantıyı siz mi sağlıyorsunuz?<br />
<br />
6- Yazarı olduğunuz Yeni şafak Gazetesinde İsmailağa Cemaati ile ilgili atılan manşetler bu bağlantının eseri mi?<br />
<br />
7- &#8220;Polemik değil, diyalog&#8221; adlı eseri siz mi yazdınız? Yoksa başkaları tarafından yazılarak size mi imzalatıldı?<br />
<br />
8-Hocanız Ahmed Davudoğlu&#8217;nun &#8220;tamir davasında din tahripçileri&#8221; adlı kitabında bulunmanızı nasıl yorumlayacaksınız?<br />
<br />
9-Hocasının kendisine reddiye yazdığı bir talebe olmak nasıl bir duygudur?<br />
<br />
10- &#8220;Verdiğim fetvalardan uykum kaçıyor&#8221; diyorsunuz. Genç kızların başlarını açarak okumasına fetva verirken de vicdanınız sızladı mı?<br />
<br />
   Evet, çok derin sorular&#8230; Cevap vermek yürek ister</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Evcil Hayvanlar - kediler]]></title>
			<link>http://www.firtinagenclik.com/forum/thread-evcil-hayvanlar-kediler</link>
			<pubDate>Tue, 10 Jan 2012 01:36:57 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.firtinagenclik.com/forum/thread-evcil-hayvanlar-kediler</guid>
			<description><![CDATA[001<br />
<br />
<img class="postimage" src="http://www.archive.org/download/Macet_01/00000000.jpg" border="0" alt="[Resim: 00000000.jpg]" /><br />
<br />
<img class="postimage" src="http://www.archive.org/download/Macet_01/00000001.jpg" border="0" alt="[Resim: 00000001.jpg]" /><br />
<br />
<img class="postimage" src="http://www.archive.org/download/Macet_01/1206056163VWRua1Z.jpg" border="0" alt="[Resim: 1206056163VWRua1Z.jpg]" /><br />
<br />
<img class="postimage" src="http://www.archive.org/download/Macet_01/1207065356FlL59kT.jpg" border="0" alt="[Resim: 1207065356FlL59kT.jpg]" /><br />
<br />
<img class="postimage" src="http://www.archive.org/download/Macet_01/1207215595MGF8qTh.jpg" border="0" alt="[Resim: 1207215595MGF8qTh.jpg]" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[001<br />
<br />
<img class="postimage" src="http://www.archive.org/download/Macet_01/00000000.jpg" border="0" alt="[Resim: 00000000.jpg]" /><br />
<br />
<img class="postimage" src="http://www.archive.org/download/Macet_01/00000001.jpg" border="0" alt="[Resim: 00000001.jpg]" /><br />
<br />
<img class="postimage" src="http://www.archive.org/download/Macet_01/1206056163VWRua1Z.jpg" border="0" alt="[Resim: 1206056163VWRua1Z.jpg]" /><br />
<br />
<img class="postimage" src="http://www.archive.org/download/Macet_01/1207065356FlL59kT.jpg" border="0" alt="[Resim: 1207065356FlL59kT.jpg]" /><br />
<br />
<img class="postimage" src="http://www.archive.org/download/Macet_01/1207215595MGF8qTh.jpg" border="0" alt="[Resim: 1207215595MGF8qTh.jpg]" />]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[FACEBOOK&#x26;8217;TAKİ MANEVİ TEHLİKE-bayanlara tuzak-]]></title>
			<link>http://www.firtinagenclik.com/forum/thread---5205</link>
			<pubDate>Sat, 07 Jan 2012 10:36:23 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.firtinagenclik.com/forum/thread---5205</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;"><br />
<br />
<br />
<br />
Facebook adlı sosyal paylaşım sitesi belki haberleşmede çok önemli bir konuma sahip. Yayınladığınız bir videodan binlerce kişi haberdar olabiliyor. Bir hadisi şerif-i binlerce kişiye ulaştırabiliyorsunuz. Bunlar masum tarafı. Birde felaket tarafı var bu sitelerin.<br />
<br />
BAYAN PROFİLİ OLŞTURUNCA!<br />
Face&#8217;nin ne amaçla kullanıldığını tesbit etmek amacıyla kullanıcılar arasına girelim dedik. Bir arkadaşımız bu facebook sitesinde bir bayan profili oluşturdu. Profil resmi olarak da Türkiye bayrağını koydu. İslami paylaşım yapan, dini içerikli hatta ismailağa cemaati gibi ifadeler yazan sayfaları beğendi. Sayfalardaki yazılara yorum yaptı. Yorumlara cevap yazdı. Peki, sonuç ne?<br />
<br />
Bir hafta içinde tam 250 erkek profili tarafından arkadaşlık isteği, 85 mesaj geldi. Mesajlarda &#8220;İsminiz çok güzel, tanışabilir miyiz?, arkadaş olabilir miyiz? Ne güzel yorum yapıyorsunuz, beni tanımak ister misiniz?&#8221; gibi ifadelerle karşılaştık.<br />
<br />
TEHLİKENİN FARKINDA MISNIZ?<br />
Evet bunu yapanlar o sayfalarda Allah korkusundan bahseden, ahiret ve cehennemden konu olunca mangalde kül bırakmayan Müslüman profilli insanlar. Çok acı bir tablo.<br />
<br />
Dinimizde kadınların yabancı bir erkekle muhabbet etmesi caiz midir? Elbette hayır. Ama bakın Face&#8217;de ne oluyor; bir bayan paylaşımlara yorum yazıyor, onu yüzlerce erkek okuyor. Erkek de o yorumun altında yorum yapıyor &#8220;ne güzel ifade etmişsiniz&#8221; diyor. Bayanda: &#8220;teşekkür ederim&#8221; diyor. Yorumlaşmalar, cevaplaşmalar, methiyeler uzayıp gidiyor.<br />
<br />
İşte büyük tehlike.<br />
<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;"><br />
<br />
<br />
<br />
Facebook adlı sosyal paylaşım sitesi belki haberleşmede çok önemli bir konuma sahip. Yayınladığınız bir videodan binlerce kişi haberdar olabiliyor. Bir hadisi şerif-i binlerce kişiye ulaştırabiliyorsunuz. Bunlar masum tarafı. Birde felaket tarafı var bu sitelerin.<br />
<br />
BAYAN PROFİLİ OLŞTURUNCA!<br />
Face&#8217;nin ne amaçla kullanıldığını tesbit etmek amacıyla kullanıcılar arasına girelim dedik. Bir arkadaşımız bu facebook sitesinde bir bayan profili oluşturdu. Profil resmi olarak da Türkiye bayrağını koydu. İslami paylaşım yapan, dini içerikli hatta ismailağa cemaati gibi ifadeler yazan sayfaları beğendi. Sayfalardaki yazılara yorum yaptı. Yorumlara cevap yazdı. Peki, sonuç ne?<br />
<br />
Bir hafta içinde tam 250 erkek profili tarafından arkadaşlık isteği, 85 mesaj geldi. Mesajlarda &#8220;İsminiz çok güzel, tanışabilir miyiz?, arkadaş olabilir miyiz? Ne güzel yorum yapıyorsunuz, beni tanımak ister misiniz?&#8221; gibi ifadelerle karşılaştık.<br />
<br />
TEHLİKENİN FARKINDA MISNIZ?<br />
Evet bunu yapanlar o sayfalarda Allah korkusundan bahseden, ahiret ve cehennemden konu olunca mangalde kül bırakmayan Müslüman profilli insanlar. Çok acı bir tablo.<br />
<br />
Dinimizde kadınların yabancı bir erkekle muhabbet etmesi caiz midir? Elbette hayır. Ama bakın Face&#8217;de ne oluyor; bir bayan paylaşımlara yorum yazıyor, onu yüzlerce erkek okuyor. Erkek de o yorumun altında yorum yapıyor &#8220;ne güzel ifade etmişsiniz&#8221; diyor. Bayanda: &#8220;teşekkür ederim&#8221; diyor. Yorumlaşmalar, cevaplaşmalar, methiyeler uzayıp gidiyor.<br />
<br />
İşte büyük tehlike.<br />
<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[FACEBOOK&#x26;8217;TAKİ MANEVİ TEHLİKE-bayanlara tuzak-]]></title>
			<link>http://www.firtinagenclik.com/forum/thread---5206</link>
			<pubDate>Sat, 07 Jan 2012 10:36:23 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.firtinagenclik.com/forum/thread---5206</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;"><br />
<br />
<br />
<br />
Facebook adlı sosyal paylaşım sitesi belki haberleşmede çok önemli bir konuma sahip. Yayınladığınız bir videodan binlerce kişi haberdar olabiliyor. Bir hadisi şerif-i binlerce kişiye ulaştırabiliyorsunuz. Bunlar masum tarafı. Birde felaket tarafı var bu sitelerin.<br />
<br />
BAYAN PROFİLİ OLŞTURUNCA!<br />
Face&#8217;nin ne amaçla kullanıldığını tesbit etmek amacıyla kullanıcılar arasına girelim dedik. Bir arkadaşımız bu facebook sitesinde bir bayan profili oluşturdu. Profil resmi olarak da Türkiye bayrağını koydu. İslami paylaşım yapan, dini içerikli hatta ismailağa cemaati gibi ifadeler yazan sayfaları beğendi. Sayfalardaki yazılara yorum yaptı. Yorumlara cevap yazdı. Peki, sonuç ne?<br />
<br />
Bir hafta içinde tam 250 erkek profili tarafından arkadaşlık isteği, 85 mesaj geldi. Mesajlarda &#8220;İsminiz çok güzel, tanışabilir miyiz?, arkadaş olabilir miyiz? Ne güzel yorum yapıyorsunuz, beni tanımak ister misiniz?&#8221; gibi ifadelerle karşılaştık.<br />
<br />
TEHLİKENİN FARKINDA MISNIZ?<br />
Evet bunu yapanlar o sayfalarda Allah korkusundan bahseden, ahiret ve cehennemden konu olunca mangalde kül bırakmayan Müslüman profilli insanlar. Çok acı bir tablo.<br />
<br />
Dinimizde kadınların yabancı bir erkekle muhabbet etmesi caiz midir? Elbette hayır. Ama bakın Face&#8217;de ne oluyor; bir bayan paylaşımlara yorum yazıyor, onu yüzlerce erkek okuyor. Erkek de o yorumun altında yorum yapıyor &#8220;ne güzel ifade etmişsiniz&#8221; diyor. Bayanda: &#8220;teşekkür ederim&#8221; diyor. Yorumlaşmalar, cevaplaşmalar, methiyeler uzayıp gidiyor.<br />
<br />
İşte büyük tehlike.<br />
<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;"><br />
<br />
<br />
<br />
Facebook adlı sosyal paylaşım sitesi belki haberleşmede çok önemli bir konuma sahip. Yayınladığınız bir videodan binlerce kişi haberdar olabiliyor. Bir hadisi şerif-i binlerce kişiye ulaştırabiliyorsunuz. Bunlar masum tarafı. Birde felaket tarafı var bu sitelerin.<br />
<br />
BAYAN PROFİLİ OLŞTURUNCA!<br />
Face&#8217;nin ne amaçla kullanıldığını tesbit etmek amacıyla kullanıcılar arasına girelim dedik. Bir arkadaşımız bu facebook sitesinde bir bayan profili oluşturdu. Profil resmi olarak da Türkiye bayrağını koydu. İslami paylaşım yapan, dini içerikli hatta ismailağa cemaati gibi ifadeler yazan sayfaları beğendi. Sayfalardaki yazılara yorum yaptı. Yorumlara cevap yazdı. Peki, sonuç ne?<br />
<br />
Bir hafta içinde tam 250 erkek profili tarafından arkadaşlık isteği, 85 mesaj geldi. Mesajlarda &#8220;İsminiz çok güzel, tanışabilir miyiz?, arkadaş olabilir miyiz? Ne güzel yorum yapıyorsunuz, beni tanımak ister misiniz?&#8221; gibi ifadelerle karşılaştık.<br />
<br />
TEHLİKENİN FARKINDA MISNIZ?<br />
Evet bunu yapanlar o sayfalarda Allah korkusundan bahseden, ahiret ve cehennemden konu olunca mangalde kül bırakmayan Müslüman profilli insanlar. Çok acı bir tablo.<br />
<br />
Dinimizde kadınların yabancı bir erkekle muhabbet etmesi caiz midir? Elbette hayır. Ama bakın Face&#8217;de ne oluyor; bir bayan paylaşımlara yorum yazıyor, onu yüzlerce erkek okuyor. Erkek de o yorumun altında yorum yapıyor &#8220;ne güzel ifade etmişsiniz&#8221; diyor. Bayanda: &#8220;teşekkür ederim&#8221; diyor. Yorumlaşmalar, cevaplaşmalar, methiyeler uzayıp gidiyor.<br />
<br />
İşte büyük tehlike.<br />
<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[PEYGAMBERİNİN GÜNAHKAR DOĞDUĞUNA İNANAN HIRİSTİYANLAR]]></title>
			<link>http://www.firtinagenclik.com/forum/thread---5204</link>
			<pubDate>Sat, 07 Jan 2012 10:16:03 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.firtinagenclik.com/forum/thread---5204</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;"><br />
<br />
<br />
Fener Rum patrikhanesi Hazreti İsa&#8217;nın 2012 doğum  ve vaftiz günü olduğu gerekçesi ile her yıl yapılan Altın haç için soğuk suya dalma merasimini bu yılda tekrarladı. Zavallılar altın haçı bulup azıcık maddi gelir elde etmek için soğuk sulara dalış yapmak zorunda kaldı.<br />
<br />
VAFTİZ NEDİR?<br />
<br />
   Bunlar peygamberlerini vaftiz olduğuna inanıyorlar. Peki, vaftiz nedir? Hıristiyan kaynaklarda vaftizin Grekçe kökenli olduğu ve &#8216;suya batırma. daldırma&#8217; anlamı taşıdığı, günahlarından arındığı ifade ediliyor. Yani kısacası Hıristiyanlara göre her çocuk günahkar doğuyor ve vaftiz edilerek günahlarından arınıyor.<br />
<br />
   İslama göre bir çocuk buluğ çağına ulaşıncaya kadar günah defteri açılmıyor. Eğer bir çocuk buluğ çağına ulaşmadan ölürse, günahkar olan ailesine şefaat edip cennete beraber gireceği hadis-i şeriflerle sabittir<br />
<br />
&#8220;Henüz ergenlik çağına ulaşmamış üç çocuğu ölen her Müslümanı Allah, çocuklara olan rahmet ve şefkati sebebiyle cennete koyar.&#8221; (Buhârî, Cenâiz 6, 91; Müslim, Birr 153)<br />
<br />
&#8220;Herhangi bir Müslümanın (ergenlik çağına ermemiş) üç çocuğu ölürse, o kimseye cehennem ateşi ancak Allah&#8217;ın yemini yerine gelecek kadar kısa bir süre  dokunur.&#8221; (Buharî, Cenâiz 6, Eymân 9; Müslim, Birr 150<br />
<br />
PEYGAMBERİNİ GÜNAHKAR KABUL EDEN ZİHNİYET!<br />
<br />
   Hıristiyanlar o kadar çelişki içerisindedir ki, Hazreti İsa&#8217;ya Allah&#8217;ın oğlu (Haşa) der ve taparlar ama vaftiz olduğunu iddia ederler. Yani bunlar, Peygamberlerinin bile günahkâr doğduğunu iddia ederler.<br />
<br />
   Yani bu nasıl bir dindir ki, dünyaya yeni gelen bir bebeği peygamber de olsa günahkâr kabul eder, bu nasıl bir inanç sistemidir ki dünyaya gözünü yeni açan her bebeği suçlu ilan eder.<br />
<br />
   Mahkeme bile katliam yapan, onlarca kişiyi öldüren katile delil yetersizliğinden masum hükmü verebiliyorsa daha yeni gözlerini açmış bir yavru nasıl suçlu ilan edilebilir?<br />
<br />
   Kiliselerin vaftiz olayının farkında olduğu ancak bu törenden iyi para kazandıkları belirtiliyor. Tabiki kimse sıcak paranın önünü kesmek istemez.!<br />
<br />
   Hıristiyanlık temelinden tepesine kadar ihtilaf içindedir. Muhakkak bir gün bu gerçekleri anlayacak ve hakikati bulacaklardır.<br />
<br />
   Bu hıristiyanlar atomu bölüp parçalamış bir millettir ama içlerindeki cahilliği bir türlü parçalayamamışlardır. Uzaya çıkmışlar ama batıl inanışlardan hak yol İslama çıkamamışlardır.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;"><br />
<br />
<br />
Fener Rum patrikhanesi Hazreti İsa&#8217;nın 2012 doğum  ve vaftiz günü olduğu gerekçesi ile her yıl yapılan Altın haç için soğuk suya dalma merasimini bu yılda tekrarladı. Zavallılar altın haçı bulup azıcık maddi gelir elde etmek için soğuk sulara dalış yapmak zorunda kaldı.<br />
<br />
VAFTİZ NEDİR?<br />
<br />
   Bunlar peygamberlerini vaftiz olduğuna inanıyorlar. Peki, vaftiz nedir? Hıristiyan kaynaklarda vaftizin Grekçe kökenli olduğu ve &#8216;suya batırma. daldırma&#8217; anlamı taşıdığı, günahlarından arındığı ifade ediliyor. Yani kısacası Hıristiyanlara göre her çocuk günahkar doğuyor ve vaftiz edilerek günahlarından arınıyor.<br />
<br />
   İslama göre bir çocuk buluğ çağına ulaşıncaya kadar günah defteri açılmıyor. Eğer bir çocuk buluğ çağına ulaşmadan ölürse, günahkar olan ailesine şefaat edip cennete beraber gireceği hadis-i şeriflerle sabittir<br />
<br />
&#8220;Henüz ergenlik çağına ulaşmamış üç çocuğu ölen her Müslümanı Allah, çocuklara olan rahmet ve şefkati sebebiyle cennete koyar.&#8221; (Buhârî, Cenâiz 6, 91; Müslim, Birr 153)<br />
<br />
&#8220;Herhangi bir Müslümanın (ergenlik çağına ermemiş) üç çocuğu ölürse, o kimseye cehennem ateşi ancak Allah&#8217;ın yemini yerine gelecek kadar kısa bir süre  dokunur.&#8221; (Buharî, Cenâiz 6, Eymân 9; Müslim, Birr 150<br />
<br />
PEYGAMBERİNİ GÜNAHKAR KABUL EDEN ZİHNİYET!<br />
<br />
   Hıristiyanlar o kadar çelişki içerisindedir ki, Hazreti İsa&#8217;ya Allah&#8217;ın oğlu (Haşa) der ve taparlar ama vaftiz olduğunu iddia ederler. Yani bunlar, Peygamberlerinin bile günahkâr doğduğunu iddia ederler.<br />
<br />
   Yani bu nasıl bir dindir ki, dünyaya yeni gelen bir bebeği peygamber de olsa günahkâr kabul eder, bu nasıl bir inanç sistemidir ki dünyaya gözünü yeni açan her bebeği suçlu ilan eder.<br />
<br />
   Mahkeme bile katliam yapan, onlarca kişiyi öldüren katile delil yetersizliğinden masum hükmü verebiliyorsa daha yeni gözlerini açmış bir yavru nasıl suçlu ilan edilebilir?<br />
<br />
   Kiliselerin vaftiz olayının farkında olduğu ancak bu törenden iyi para kazandıkları belirtiliyor. Tabiki kimse sıcak paranın önünü kesmek istemez.!<br />
<br />
   Hıristiyanlık temelinden tepesine kadar ihtilaf içindedir. Muhakkak bir gün bu gerçekleri anlayacak ve hakikati bulacaklardır.<br />
<br />
   Bu hıristiyanlar atomu bölüp parçalamış bir millettir ama içlerindeki cahilliği bir türlü parçalayamamışlardır. Uzaya çıkmışlar ama batıl inanışlardan hak yol İslama çıkamamışlardır.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Suçu Sabit Görüldü- Lİnç edin-]]></title>
			<link>http://www.firtinagenclik.com/forum/thread---5203</link>
			<pubDate>Sat, 07 Jan 2012 10:14:25 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.firtinagenclik.com/forum/thread---5203</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;"><img class="postimage" src="http://ismailaga.files.wordpress.com/2011/12/cc3bcbbelihoca-sucu.jpg" border="0" alt="[Resim: cc3bcbbelihoca-sucu.jpg]" /></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;"><img class="postimage" src="http://ismailaga.files.wordpress.com/2011/12/cc3bcbbelihoca-sucu.jpg" border="0" alt="[Resim: cc3bcbbelihoca-sucu.jpg]" /></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ayete&#x26;8217;l Kürsî ve Cinler]]></title>
			<link>http://www.firtinagenclik.com/forum/thread---5202</link>
			<pubDate>Sat, 07 Jan 2012 10:06:43 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.firtinagenclik.com/forum/thread---5202</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;"><br />
<br />
   Ebû Eyyub Ensarî radıyallahu anh&#8217;ın bodrum şeklinde bir yeri vardı. Hurmalarını buraya koyardı. Gül denilen cinlerden biri gelir, oradan hurmaları kaçırırdı. Ebû Eyyub radıyallahu anh, bu durumu Peygamber aleyhisselâma şikâyet etti.<br />
<br />
Allah&#8217;ın Resulü de:<br />
&#8212; Git ve cinni gördüğün vakit; &#8220;Allah&#8217;ın adı ile Resûlullah aleyhisselâma git&#8221; diye söyleyiver, buyurdu.<br />
<br />
   Ebû Eyyub radıyallahu anh geldi ve o cinni yakaladı. Fakat cin tekrar gelmeyeceğine dair yemin ettiği için bırakıverdi. Sonra Peygamber aleyhisselâmın yanına geldi.<br />
<br />
Resûlullah aleyhisselâm:<br />
&#8212; Yakaladığın esiri ne yaptın? diye sordu. Ebû Eyyub radıyallahu anh de:<br />
<br />
&#8212; Bir daha gelmeyeceğine yemin etti, dedi. Peygamber aleyhisselâm:<br />
<br />
&#8212; O yalan söylemiş, yine gelecek, buyurdu. Hakikaten cin ikinci defa geldi. Ebû Eyyub radıyallahu anh kendisini yakaladı. Fakat yine bir daha gelmeyeceğine yemin edince tekrar bırakıverdi<br />
<br />
Sonra Allah&#8217;ın Resulünün yanına geldi, O da ;<br />
&#8212; Yakaladığın esirini ne yaptın? diye tekrar sordu. Ebû Eyyub radıyallahu anh:<br />
<br />
&#8212; Bir daha gelmeyeceğine dair yemin etti, diye cevap verdi.<br />
<br />
Peygamber aleyhisselâm:<br />
&#8212; Yalan söylemiş, yine gelecektir, buyurdu. Cin üçüncü defa geldiğinde, Ebû Eyyub radıyallahu anh kendisini yakaladı ve:<br />
<br />
&#8212; Seni Allah&#8217;ın Resulünün yanına götürünceye kadar salıvermem, dedi.<br />
<br />
Bunu duyan cin (sıkıntıdan kurtulmak için):<br />
&#8212; Sana bir şey haber vereceğim. Evinde Âyetü&#8217;l Kürsî&#8217;yi oku, ne cin, ne şeytan sana yaklaşabilir, dedi. Ebû Eyyub radıyallahu anh yine Peygamber aleyhisselâmın huzuruna yalnız olarak geldi.<br />
<br />
Peygamber aleyhisselâm kendisine yine sordu:<br />
&#8212; Yakaladığın esirini ne yaptın? diye sordu. Ebû Eyyub radıyallahu anh olanları anlatınca, Allah&#8217;ın Resulü şöyle buyurdu:<br />
<br />
&#8212; Yalancı olduğu halde, bu defa sana doğru konuşmuş.<br />
<br />
(Buharî, Tirmizî)</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;"><br />
<br />
   Ebû Eyyub Ensarî radıyallahu anh&#8217;ın bodrum şeklinde bir yeri vardı. Hurmalarını buraya koyardı. Gül denilen cinlerden biri gelir, oradan hurmaları kaçırırdı. Ebû Eyyub radıyallahu anh, bu durumu Peygamber aleyhisselâma şikâyet etti.<br />
<br />
Allah&#8217;ın Resulü de:<br />
&#8212; Git ve cinni gördüğün vakit; &#8220;Allah&#8217;ın adı ile Resûlullah aleyhisselâma git&#8221; diye söyleyiver, buyurdu.<br />
<br />
   Ebû Eyyub radıyallahu anh geldi ve o cinni yakaladı. Fakat cin tekrar gelmeyeceğine dair yemin ettiği için bırakıverdi. Sonra Peygamber aleyhisselâmın yanına geldi.<br />
<br />
Resûlullah aleyhisselâm:<br />
&#8212; Yakaladığın esiri ne yaptın? diye sordu. Ebû Eyyub radıyallahu anh de:<br />
<br />
&#8212; Bir daha gelmeyeceğine yemin etti, dedi. Peygamber aleyhisselâm:<br />
<br />
&#8212; O yalan söylemiş, yine gelecek, buyurdu. Hakikaten cin ikinci defa geldi. Ebû Eyyub radıyallahu anh kendisini yakaladı. Fakat yine bir daha gelmeyeceğine yemin edince tekrar bırakıverdi<br />
<br />
Sonra Allah&#8217;ın Resulünün yanına geldi, O da ;<br />
&#8212; Yakaladığın esirini ne yaptın? diye tekrar sordu. Ebû Eyyub radıyallahu anh:<br />
<br />
&#8212; Bir daha gelmeyeceğine dair yemin etti, diye cevap verdi.<br />
<br />
Peygamber aleyhisselâm:<br />
&#8212; Yalan söylemiş, yine gelecektir, buyurdu. Cin üçüncü defa geldiğinde, Ebû Eyyub radıyallahu anh kendisini yakaladı ve:<br />
<br />
&#8212; Seni Allah&#8217;ın Resulünün yanına götürünceye kadar salıvermem, dedi.<br />
<br />
Bunu duyan cin (sıkıntıdan kurtulmak için):<br />
&#8212; Sana bir şey haber vereceğim. Evinde Âyetü&#8217;l Kürsî&#8217;yi oku, ne cin, ne şeytan sana yaklaşabilir, dedi. Ebû Eyyub radıyallahu anh yine Peygamber aleyhisselâmın huzuruna yalnız olarak geldi.<br />
<br />
Peygamber aleyhisselâm kendisine yine sordu:<br />
&#8212; Yakaladığın esirini ne yaptın? diye sordu. Ebû Eyyub radıyallahu anh olanları anlatınca, Allah&#8217;ın Resulü şöyle buyurdu:<br />
<br />
&#8212; Yalancı olduğu halde, bu defa sana doğru konuşmuş.<br />
<br />
(Buharî, Tirmizî)</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[TUTUKLAMA MEVCUT KOMUTANLARA "HİZAYA GEL" TEHDİDİDİR]]></title>
			<link>http://www.firtinagenclik.com/forum/thread---5201</link>
			<pubDate>Fri, 06 Jan 2012 21:01:46 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.firtinagenclik.com/forum/thread---5201</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;"><br />
<br />
<br />
<br />
Eski Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ&#8217;un terörist olarak tutuklanması, Türk ordusunu terörist ilan etmektir.<br />
<br />
Eğer ordunun en tepesindeki komutanını, terörist ilan ederseniz, bunu başka türlü izah etmek mümkün değildir.<br />
<br />
Bu bir cümlecik yorumu şunun için yaptım. &#8220;Yargı çözer&#8221; diyenlerin, nasıl da, gladyonun tertibine destek verme konumuna düştüklerini görüyoruz.<br />
<br />
Yargı çözer süreci işte bu süreçtir.<br />
<br />
Hukuk ve gerçek bir yargılama süreci olmadığını, artık, İlker Başbuğ&#8217;un kendiside anlamıştır. Çünkü kendisi de daha önce Hasdal&#8217;a giden arkadaşları için hukuk çözer diyordu.<br />
<br />
Hâlbuki bu tutuklamalar ve Türk Ordusunun terörist ilan edilmesi, Amerikan planlarının bir parçasıdır.<br />
<br />
Türk Ordusuna yönelik bir Amerikan saldırısıdır.<br />
<br />
Türk Ordusunu Emniyet genel Müdürlüğü konumuna indirgemektir. Amerika&#8217;nın daha kolay kullanabileceği bir kurum haline dönüştürmektir.<br />
<br />
Bir miktar milli ve Türkiyeci bir tavır varsa, onu ortadan kaldırmaktır.<br />
<br />
Şimdi daha iyi anlaşılıyor ki, gladyo talimat veriyor, mahkemeler daktilo ediyorlar. Bu tutuklamalarda, hükümet bile devre dışıdır. Hazırlayanlar, hazırladıklarını Hükümetin önüne koyuyorlar, o da tamam diyor. Ve süreç işliyor.<br />
<br />
Şunu da görmek gerekir ki, Başbuğ&#8217;un tutuklanması saldıran taraf için de, savunan taraf içinde bir kırılma noktasıdır.<br />
<br />
Geride kalan komutanların bundan sonra boşlukta kalacakları muhakkaktır. Kendilerini hem bir tehdidin içinde görecekler, hem de görev yapamaz olarak göreceklerdir.<br />
<br />
Ülkemizin etrafının, kan gölüne döndüğü bir dönemde,  bu gidiş iyi bir gidiş değildir</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;"><br />
<br />
<br />
<br />
Eski Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ&#8217;un terörist olarak tutuklanması, Türk ordusunu terörist ilan etmektir.<br />
<br />
Eğer ordunun en tepesindeki komutanını, terörist ilan ederseniz, bunu başka türlü izah etmek mümkün değildir.<br />
<br />
Bu bir cümlecik yorumu şunun için yaptım. &#8220;Yargı çözer&#8221; diyenlerin, nasıl da, gladyonun tertibine destek verme konumuna düştüklerini görüyoruz.<br />
<br />
Yargı çözer süreci işte bu süreçtir.<br />
<br />
Hukuk ve gerçek bir yargılama süreci olmadığını, artık, İlker Başbuğ&#8217;un kendiside anlamıştır. Çünkü kendisi de daha önce Hasdal&#8217;a giden arkadaşları için hukuk çözer diyordu.<br />
<br />
Hâlbuki bu tutuklamalar ve Türk Ordusunun terörist ilan edilmesi, Amerikan planlarının bir parçasıdır.<br />
<br />
Türk Ordusuna yönelik bir Amerikan saldırısıdır.<br />
<br />
Türk Ordusunu Emniyet genel Müdürlüğü konumuna indirgemektir. Amerika&#8217;nın daha kolay kullanabileceği bir kurum haline dönüştürmektir.<br />
<br />
Bir miktar milli ve Türkiyeci bir tavır varsa, onu ortadan kaldırmaktır.<br />
<br />
Şimdi daha iyi anlaşılıyor ki, gladyo talimat veriyor, mahkemeler daktilo ediyorlar. Bu tutuklamalarda, hükümet bile devre dışıdır. Hazırlayanlar, hazırladıklarını Hükümetin önüne koyuyorlar, o da tamam diyor. Ve süreç işliyor.<br />
<br />
Şunu da görmek gerekir ki, Başbuğ&#8217;un tutuklanması saldıran taraf için de, savunan taraf içinde bir kırılma noktasıdır.<br />
<br />
Geride kalan komutanların bundan sonra boşlukta kalacakları muhakkaktır. Kendilerini hem bir tehdidin içinde görecekler, hem de görev yapamaz olarak göreceklerdir.<br />
<br />
Ülkemizin etrafının, kan gölüne döndüğü bir dönemde,  bu gidiş iyi bir gidiş değildir</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Herşeye Rağmen Sevin!]]></title>
			<link>http://www.firtinagenclik.com/forum/thread---5197</link>
			<pubDate>Wed, 28 Dec 2011 17:32:32 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.firtinagenclik.com/forum/thread---5197</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #C71585;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-weight: bold;"><span style="font-style: italic;">SEVGİ TÜRLERİ / EĞER, ÇÜNKÜ, RAĞMEN<br />
<br />
<br />
    Japon düşünür Masumi Toyotome'nin sevgi üzerine söyledikleri.<br />
<br />
<br />
    "Dünyada sevilmek istemeyen kişi yok gibidir" diye başlıyor Toyotome.<br />
    "Sevgi nedir, nerede bulunur, biliyor muyuz" diye soruyor.<br />
    Sonra anlatmaya başlıyor..<br />
<br />
    "Sevgi üç türlüdür!.."<br />
<br />
    Birincinin adı<br />
    "Eğer" türü sevgi!..<br />
<br />
    Belli beklentileri karşılarsak bize verilecek sevgiye bu adı takmış yazar.<br />
    Örnekler veriyor:<br />
    Eğer iyi olursan baban, annen seni sever.<br />
    Eğer başarılı ve önemli kişi olursan, seni severim.<br />
    Eğer eş olarak benim beklentilerimi karşılarsan seni severim.<br />
<br />
    Toyotome,<br />
    "En çok rastlanan sevgi türü budur" diyor.<br />
    Bir şarta bağlı sevgi... Karşılık bekleyen sevgi...<br />
    "Sevenin, istediği bir şeyin sağlanması karşılığı olarak<br />
    vaad edilen bir sevgi türüdür bu" diyor yazar...<br />
    "Nedeni ve şekli bakımından bencildir.<br />
    Amacı sevgi karşılığı bir şey kazanmaktır."<br />
    Yazara göre evliliklerin pek çoğu "Eğer" türü sevgi<br />
    üzerine kurulduğu için çabuk yıkılıyor.<br />
    Gençler birbirlerinin o anki gerçek hallerine değil,<br />
    hayallerindeki abartılmış romantik görüntüsüne aşık oluyor ve<br />
    beklentilere giriyorlar.<br />
    Beklentiler gerçekleşmediğinde, düş kırıklıkları başlıyor.<br />
    Sevgi giderek nefrete dönüşüyor.<br />
<br />
    En saf olması gereken anne-baba sevgisinde bile "Eğer" türüne rastlanıyor.<br />
    Yazar bir örnek veriyor.<br />
<br />
    Bir genç Tokyo Üniversitesi giriş sınavlarını kazanarak babasını mutlu etmek için, çok çalışıyor. Okul dışında hazırlama kurslarına da gidiyor. Ama başarılı olamıyor. Babasının yüzüne bakacak hali yok. Üzüntüsünü hafifletmek için bir haftalığına Hakone kaplıcalarına gidiyor.<br />
<br />
    Eve döndüğünde babası öfkeyle "Sınavları kazanamadın. Bir de utanmadan Hakone'ye gittin" diye bağırıyor.<br />
    Delikanlı "Ama baba, vaktiyle sen de bir ara kendini iyi hissetmediğinde Hakone kaplıcalarına gittiğini anlatmıştın" diyor.<br />
    Baba daha çok kızarak, delikanlıyı tokatlıyor.<br />
    Çocuk da intihar ediyor.<br />
<br />
    "Gazeteler intiharın anlık bir sinir krizi sonucu olduğunu söylediler, yanılıyorlardı " diyor yazar.<br />
    "Delikanlı babasının kendisine olan sevgisinin yüksek düzeydeki beklentilerine bağlı olduğunu anlamıştı!.."<br />
<br />
    İnsanlar "Eğer" türü sevginin üstünde bir sevgi arayışı içindeler aslında.<br />
    "Bu sevginin varlığını ve nerede aranması gerektiğini bilmek, bu genç adamın yaptığı gibi, yaşamı sürdürmekle, ondan vazgeçmek arasında bir tercih yapmakla karşı karşıya kaldığımızda önemli rol oynayabilir" diyor, Masumi Toyotome.<br />
<br />
    İkinci türe geçiyoruz.<br />
    "Çünkü" türü sevgi.<br />
<br />
    Toyotome bu tür sevgiyi şöyle tarif ediyor:<br />
    "Bu tür sevgide kişi, bir şey olduğu, bir şeye sahip olduğu ya da bir şey yaptığı için sevilir. Başka birinin onu sevmesi, sahip olduğu bir niteliğe ya da koşula bağlıdır".<br />
<br />
    Örnek mi?<br />
<br />
    "Seni seviyorum.<br />
    Çünkü çok güzelsin(Yakışıklısın)."<br />
<br />
    "Seni seviyorum.<br />
    Çünkü o kadar popüler, o kadar zengin, o kadar ünlüsün ki." ,<br />
<br />
    "Seni seviyorum.<br />
    Çünkü bana o kadar güven veriyorsun ki.."<br />
<br />
    "Seni seviyorum.<br />
    Çünkü beni üstü açık arabanla, o kadar romantik yerler götürüyorsun ki."<br />
<br />
    Yazar,<br />
    "Çünkü" türü sevginin,<br />
    "Eğer" türü sevgiye<br />
    tercih edileceğini anlatıyor.<br />
<br />
    "Eğer" türü sevgi, bir beklenti koşuluna bağlı olduğundan büyük ve ağır bir<br />
    yük haline gelebilir. Oysa zaten sahip olduğumuz bir nitelik yüzünden sevilmemiz, hoş bir şeydir, egomuzu okşar. Bu tür, olduğumuz gibi sevilmektir. İnsanlar oldukları gibi sevilmeyi tercih ederler. Bu tür sevgi onlara yük getirmediği için rahatlatıcıdır. Ama derin düşünürseniz, bu türün, "Eğer" türünden temelde pek farklı olmadığını görürsünüz. Kaldı ki, bu tür sevgi de, yükler getirir insana. İnsanlar, hep daha çok insan tarafından sevilmek isterler. Hayranlarına yenilerini eklemek için çabalarlar. Sevilecek<br />
    niteliklere onlardan biraz daha fazla sahip biri ortaya çıktığı zaman, sevenlerinin, artık ötekileri sevmeye başlayacağından korkarlar. Böylece yaşama sonsuz sevgi kazanma gayretkeşliği ve rekabet girer.<br />
<br />
    Ailenin en küçük kızı yeni doğan bebeğe içerler.<br />
    Üstü açık BMW'si ile hava atan delikanlı, Ferrari ile gelene içerler.<br />
    Evli kadın, kocasının genç ve güzel sekreterine içerler.<br />
<br />
    "O zaman bu tür sevgide güven duygusu bulunabilir mi?" diye soruyor Toyotome...<br />
<br />
    "Çünkü türü sevgi de, gerçek ve sağlam sevgi olamaz." diyor.<br />
<br />
    Bu tür sevginin güven duygusu vermeyişinin iki ayrı nedeni daha var...<br />
<br />
    Birincisi,<br />
    "Acaba bizi seven kişinin düşündüğü kişi miyiz?" korkusu.<br />
    Tüm insanların iki yanı vardır.<br />
    Biri dışa gösterdikleri.<br />
    Öteki yalnız kendilerinin bildiği.<br />
    "İnsanlar sandıkları kişi olmadığımızı anlar ve bizi terkederlerse" korkusu buradan doğar.<br />
<br />
    İkincisi de<br />
    "Ya günün birinde değişirsem ve insanlar beni sevmez olurlarsa.." endişesidir.<br />
<br />
    Japonyada bir temizleyicide çalışan dünya güzeli kızın yüzü patlayan kazanla parçalanmış.Yüzü fena halde çirkinleşince, nişanlısı nişanı bozup onu terk etmiş. Daha acısı... Aynı kentte oturan anne ve babası, hastaneye ziyarete bile gelmemişler, artık çirkin olan kızlarını. Sahip olduğu sevgi, sahip olduğu güzellik temeli üstüne bina edilmiş olduğundan bir günde yok olmuş. Güzellik kalmayınca sevgi de kalmamış. Kız bir kaç ay sonra kahrından ölmüş...<br />
<br />
    Japon yazar, "Toplumdaki sevgilerin çoğu "Çünkü" türündendir ve bu tür sevgi, kalıcılığı konusunda insanı hep kuşkuya düşürür" diyor...<br />
<br />
    Peki o zaman,<br />
    gerçek sevgi,<br />
    güvenilecek sevgi ne?<br />
<br />
    Ve işte sevgilerin en gerçeği!..<br />
<br />
    "Üçüncü tür sevgi benim<br />
    "Rağmen"'<br />
    diye adlandırdığım türdür"<br />
    diyor yazar.<br />
<br />
    Bir koşula bağlı olmadığı için ve karşılığında bir şey beklenmediği için "Eğer" türü sevgiden farklı bu. Sevilen kişinin çekici bir niteliğine dayanıp, böyle bir şeyin varlığını esas olarak almadığı için "Çünkü" türü sevgi de değil. Bu üçüncü tür sevgide, insan "Bir şey olduğu için" değil, "Bir şey olmasına rağmen" sevilir.<br />
<br />
    Güzelliğe bakar mısınız?<br />
<br />
    Rağmen sevgi...<br />
<br />
    Esmeralda, Quasimodo'yu dünyanın en çirkin, en korkunç kamburu olmasına "rağmen" sever.<br />
    Asil, yakışıklı, zengin delikanlı da Esmaralda'ya çingene olmasına "rağmen" tapar!.. "<br />
<br />
    Kişi dünyanın en çirkin, en zavallı, en sefil insanı olabilir.<br />
    Bunlara "rağmen" sevilebilir.<br />
    Tabii bu sevgiyle karşılaşması şartı ile..<br />
<br />
    "Burada insanın, iyi, çekici, zengin konum edinerek sevgiyi kazanması gerekmiyor. Kusurlarına, cahilliğine, kötü huylarına ya da kötü geçmişine "rağmen" olduğu gibi, o haliyle sevilebiliyor.<br />
    Bütünüyle çok değersiz gibi görünebiliyor ama, en değerli gibi sevilebiliyor.<br />
<br />
    Japon yazar<br />
    "Yüreklerin en çok susadığı sevgi budur"<br />
    diyor.<br />
<br />
    "Farkında olsanız da, olmasanız da, bu tür sevgi sizin için yiyecek, içecek, giysi, ev, aile, zenginlik, başarı ya da ünden daha önemlidir."<br />
<br />
    Bunu böyle olduğundan nasıl emin?<br />
<br />
    Haklı olduğunu kanıtlamak için sizi bir teste davet ediyor..<br />
<br />
    "Şu soruma cevap verin" diyor.<br />
<br />
    "Kalbinizin derinliklerinde, dünyada kimsenin size aldırmadığını ve hiç kimsenin sizi sevmediğini düşünseydiniz, yiyecek, elbise, ev, aile, zenginlik, başarı ve üne olan ilginizi yitirmez miydiniz?<br />
    Kendi kendinize "yaşamamın ne yararı var" diye sormaz mıydınız?<br />
<br />
    Devam ediyor Toyotome...<br />
<br />
    "Şu anda en sevdiğiniz kişinin sizi sadece kendi çıkarı için sevdiğini anladığınızı bir düşünün...<br />
    Dünya birdenbire başınızın üstüne çökmez miydi?<br />
    O an yaşam size anlamsız gelmez miydi?"<br />
<br />
    "Diyelim ki sıradan bir yaşamınız var...<br />
    Günlük yaşıyorsunuz...<br />
    Günün birinde gerçek, derin ve doyurucu bir sevgi bulacağınızdan umudunuz olmasa, kalan hayatınızı nasıl yaşardınız?"<br />
    diye soruyor ve yanıtlıyor:<br />
    "Böyleleri ya iyice umutsuzluğa kapılıp intihar ediyorlar ya da<br />
    iyice dağıtıp yaşayan ölü haline geliyorlar."<br />
<br />
    Toyotome, hem de nasıl iddialı savunuyor "rağmen"' sevgiyi...<br />
<br />
    "Bu gün yaşamınızı sürdürebilmenizin nedeni<br />
    "rağmen" türü sevgiyi<br />
    şu anda yaşıyor olmanız ya da<br />
    bir gün bu sevgiyi bulacağınıza inancınızdır."<br />
<br />
    Son sözlerinde biraz umutsuz, Toyotome...<br />
<br />
    "Bugün yaşadığımız toplumda herkesi doyuracak bu sevgiyi bulmak zor.<br />
    Çünkü herkesin sevgiye ihtiyacı var...<br />
    Kimsede başkasına verecek fazlası yok"<br />
    diye açıklıyor...<br />
    Anlatıyor.<br />
<br />
    "Yakınımızda olan birinin bu sevgiyi bize vermesini bekleriz.<br />
    Ama o da aynı şeyi başkasından beklemektedir"<br />
<br />
    Peki bu dünyada sevgi ne kadar var?<br />
<br />
    Yazara göre, açlığımızı biraz bastıracak kadar...<br />
    Ve de yemek öncesi tadımlık gelen iştah açıcılar gibi.<br />
    Bu minnacık tadım, bizi daha müthiş bir sevgi açlığına tahrik ve teşvik ediyor.<br />
    Bu minnacık tadım sevgiye ne kadar muhtaç olduğumuzu anlatıyor.<br />
    Büyük bir hırsla ana yemeğin gelmesini ve bizi doyurmasını bekliyoruz.<br />
    Hani nerede?<br />
    Hepsi o...<br />
<br />
    Ve asıl çarpıcı cümle en sonda:<br />
<br />
    "Dünyadaki en büyük kıtlık,<br />
    "Rağmen" türü sevginin<br />
    yeterince olmayışıdır!.."</span></span></span></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #C71585;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-weight: bold;"><span style="font-style: italic;">SEVGİ TÜRLERİ / EĞER, ÇÜNKÜ, RAĞMEN<br />
<br />
<br />
    Japon düşünür Masumi Toyotome'nin sevgi üzerine söyledikleri.<br />
<br />
<br />
    "Dünyada sevilmek istemeyen kişi yok gibidir" diye başlıyor Toyotome.<br />
    "Sevgi nedir, nerede bulunur, biliyor muyuz" diye soruyor.<br />
    Sonra anlatmaya başlıyor..<br />
<br />
    "Sevgi üç türlüdür!.."<br />
<br />
    Birincinin adı<br />
    "Eğer" türü sevgi!..<br />
<br />
    Belli beklentileri karşılarsak bize verilecek sevgiye bu adı takmış yazar.<br />
    Örnekler veriyor:<br />
    Eğer iyi olursan baban, annen seni sever.<br />
    Eğer başarılı ve önemli kişi olursan, seni severim.<br />
    Eğer eş olarak benim beklentilerimi karşılarsan seni severim.<br />
<br />
    Toyotome,<br />
    "En çok rastlanan sevgi türü budur" diyor.<br />
    Bir şarta bağlı sevgi... Karşılık bekleyen sevgi...<br />
    "Sevenin, istediği bir şeyin sağlanması karşılığı olarak<br />
    vaad edilen bir sevgi türüdür bu" diyor yazar...<br />
    "Nedeni ve şekli bakımından bencildir.<br />
    Amacı sevgi karşılığı bir şey kazanmaktır."<br />
    Yazara göre evliliklerin pek çoğu "Eğer" türü sevgi<br />
    üzerine kurulduğu için çabuk yıkılıyor.<br />
    Gençler birbirlerinin o anki gerçek hallerine değil,<br />
    hayallerindeki abartılmış romantik görüntüsüne aşık oluyor ve<br />
    beklentilere giriyorlar.<br />
    Beklentiler gerçekleşmediğinde, düş kırıklıkları başlıyor.<br />
    Sevgi giderek nefrete dönüşüyor.<br />
<br />
    En saf olması gereken anne-baba sevgisinde bile "Eğer" türüne rastlanıyor.<br />
    Yazar bir örnek veriyor.<br />
<br />
    Bir genç Tokyo Üniversitesi giriş sınavlarını kazanarak babasını mutlu etmek için, çok çalışıyor. Okul dışında hazırlama kurslarına da gidiyor. Ama başarılı olamıyor. Babasının yüzüne bakacak hali yok. Üzüntüsünü hafifletmek için bir haftalığına Hakone kaplıcalarına gidiyor.<br />
<br />
    Eve döndüğünde babası öfkeyle "Sınavları kazanamadın. Bir de utanmadan Hakone'ye gittin" diye bağırıyor.<br />
    Delikanlı "Ama baba, vaktiyle sen de bir ara kendini iyi hissetmediğinde Hakone kaplıcalarına gittiğini anlatmıştın" diyor.<br />
    Baba daha çok kızarak, delikanlıyı tokatlıyor.<br />
    Çocuk da intihar ediyor.<br />
<br />
    "Gazeteler intiharın anlık bir sinir krizi sonucu olduğunu söylediler, yanılıyorlardı " diyor yazar.<br />
    "Delikanlı babasının kendisine olan sevgisinin yüksek düzeydeki beklentilerine bağlı olduğunu anlamıştı!.."<br />
<br />
    İnsanlar "Eğer" türü sevginin üstünde bir sevgi arayışı içindeler aslında.<br />
    "Bu sevginin varlığını ve nerede aranması gerektiğini bilmek, bu genç adamın yaptığı gibi, yaşamı sürdürmekle, ondan vazgeçmek arasında bir tercih yapmakla karşı karşıya kaldığımızda önemli rol oynayabilir" diyor, Masumi Toyotome.<br />
<br />
    İkinci türe geçiyoruz.<br />
    "Çünkü" türü sevgi.<br />
<br />
    Toyotome bu tür sevgiyi şöyle tarif ediyor:<br />
    "Bu tür sevgide kişi, bir şey olduğu, bir şeye sahip olduğu ya da bir şey yaptığı için sevilir. Başka birinin onu sevmesi, sahip olduğu bir niteliğe ya da koşula bağlıdır".<br />
<br />
    Örnek mi?<br />
<br />
    "Seni seviyorum.<br />
    Çünkü çok güzelsin(Yakışıklısın)."<br />
<br />
    "Seni seviyorum.<br />
    Çünkü o kadar popüler, o kadar zengin, o kadar ünlüsün ki." ,<br />
<br />
    "Seni seviyorum.<br />
    Çünkü bana o kadar güven veriyorsun ki.."<br />
<br />
    "Seni seviyorum.<br />
    Çünkü beni üstü açık arabanla, o kadar romantik yerler götürüyorsun ki."<br />
<br />
    Yazar,<br />
    "Çünkü" türü sevginin,<br />
    "Eğer" türü sevgiye<br />
    tercih edileceğini anlatıyor.<br />
<br />
    "Eğer" türü sevgi, bir beklenti koşuluna bağlı olduğundan büyük ve ağır bir<br />
    yük haline gelebilir. Oysa zaten sahip olduğumuz bir nitelik yüzünden sevilmemiz, hoş bir şeydir, egomuzu okşar. Bu tür, olduğumuz gibi sevilmektir. İnsanlar oldukları gibi sevilmeyi tercih ederler. Bu tür sevgi onlara yük getirmediği için rahatlatıcıdır. Ama derin düşünürseniz, bu türün, "Eğer" türünden temelde pek farklı olmadığını görürsünüz. Kaldı ki, bu tür sevgi de, yükler getirir insana. İnsanlar, hep daha çok insan tarafından sevilmek isterler. Hayranlarına yenilerini eklemek için çabalarlar. Sevilecek<br />
    niteliklere onlardan biraz daha fazla sahip biri ortaya çıktığı zaman, sevenlerinin, artık ötekileri sevmeye başlayacağından korkarlar. Böylece yaşama sonsuz sevgi kazanma gayretkeşliği ve rekabet girer.<br />
<br />
    Ailenin en küçük kızı yeni doğan bebeğe içerler.<br />
    Üstü açık BMW'si ile hava atan delikanlı, Ferrari ile gelene içerler.<br />
    Evli kadın, kocasının genç ve güzel sekreterine içerler.<br />
<br />
    "O zaman bu tür sevgide güven duygusu bulunabilir mi?" diye soruyor Toyotome...<br />
<br />
    "Çünkü türü sevgi de, gerçek ve sağlam sevgi olamaz." diyor.<br />
<br />
    Bu tür sevginin güven duygusu vermeyişinin iki ayrı nedeni daha var...<br />
<br />
    Birincisi,<br />
    "Acaba bizi seven kişinin düşündüğü kişi miyiz?" korkusu.<br />
    Tüm insanların iki yanı vardır.<br />
    Biri dışa gösterdikleri.<br />
    Öteki yalnız kendilerinin bildiği.<br />
    "İnsanlar sandıkları kişi olmadığımızı anlar ve bizi terkederlerse" korkusu buradan doğar.<br />
<br />
    İkincisi de<br />
    "Ya günün birinde değişirsem ve insanlar beni sevmez olurlarsa.." endişesidir.<br />
<br />
    Japonyada bir temizleyicide çalışan dünya güzeli kızın yüzü patlayan kazanla parçalanmış.Yüzü fena halde çirkinleşince, nişanlısı nişanı bozup onu terk etmiş. Daha acısı... Aynı kentte oturan anne ve babası, hastaneye ziyarete bile gelmemişler, artık çirkin olan kızlarını. Sahip olduğu sevgi, sahip olduğu güzellik temeli üstüne bina edilmiş olduğundan bir günde yok olmuş. Güzellik kalmayınca sevgi de kalmamış. Kız bir kaç ay sonra kahrından ölmüş...<br />
<br />
    Japon yazar, "Toplumdaki sevgilerin çoğu "Çünkü" türündendir ve bu tür sevgi, kalıcılığı konusunda insanı hep kuşkuya düşürür" diyor...<br />
<br />
    Peki o zaman,<br />
    gerçek sevgi,<br />
    güvenilecek sevgi ne?<br />
<br />
    Ve işte sevgilerin en gerçeği!..<br />
<br />
    "Üçüncü tür sevgi benim<br />
    "Rağmen"'<br />
    diye adlandırdığım türdür"<br />
    diyor yazar.<br />
<br />
    Bir koşula bağlı olmadığı için ve karşılığında bir şey beklenmediği için "Eğer" türü sevgiden farklı bu. Sevilen kişinin çekici bir niteliğine dayanıp, böyle bir şeyin varlığını esas olarak almadığı için "Çünkü" türü sevgi de değil. Bu üçüncü tür sevgide, insan "Bir şey olduğu için" değil, "Bir şey olmasına rağmen" sevilir.<br />
<br />
    Güzelliğe bakar mısınız?<br />
<br />
    Rağmen sevgi...<br />
<br />
    Esmeralda, Quasimodo'yu dünyanın en çirkin, en korkunç kamburu olmasına "rağmen" sever.<br />
    Asil, yakışıklı, zengin delikanlı da Esmaralda'ya çingene olmasına "rağmen" tapar!.. "<br />
<br />
    Kişi dünyanın en çirkin, en zavallı, en sefil insanı olabilir.<br />
    Bunlara "rağmen" sevilebilir.<br />
    Tabii bu sevgiyle karşılaşması şartı ile..<br />
<br />
    "Burada insanın, iyi, çekici, zengin konum edinerek sevgiyi kazanması gerekmiyor. Kusurlarına, cahilliğine, kötü huylarına ya da kötü geçmişine "rağmen" olduğu gibi, o haliyle sevilebiliyor.<br />
    Bütünüyle çok değersiz gibi görünebiliyor ama, en değerli gibi sevilebiliyor.<br />
<br />
    Japon yazar<br />
    "Yüreklerin en çok susadığı sevgi budur"<br />
    diyor.<br />
<br />
    "Farkında olsanız da, olmasanız da, bu tür sevgi sizin için yiyecek, içecek, giysi, ev, aile, zenginlik, başarı ya da ünden daha önemlidir."<br />
<br />
    Bunu böyle olduğundan nasıl emin?<br />
<br />
    Haklı olduğunu kanıtlamak için sizi bir teste davet ediyor..<br />
<br />
    "Şu soruma cevap verin" diyor.<br />
<br />
    "Kalbinizin derinliklerinde, dünyada kimsenin size aldırmadığını ve hiç kimsenin sizi sevmediğini düşünseydiniz, yiyecek, elbise, ev, aile, zenginlik, başarı ve üne olan ilginizi yitirmez miydiniz?<br />
    Kendi kendinize "yaşamamın ne yararı var" diye sormaz mıydınız?<br />
<br />
    Devam ediyor Toyotome...<br />
<br />
    "Şu anda en sevdiğiniz kişinin sizi sadece kendi çıkarı için sevdiğini anladığınızı bir düşünün...<br />
    Dünya birdenbire başınızın üstüne çökmez miydi?<br />
    O an yaşam size anlamsız gelmez miydi?"<br />
<br />
    "Diyelim ki sıradan bir yaşamınız var...<br />
    Günlük yaşıyorsunuz...<br />
    Günün birinde gerçek, derin ve doyurucu bir sevgi bulacağınızdan umudunuz olmasa, kalan hayatınızı nasıl yaşardınız?"<br />
    diye soruyor ve yanıtlıyor:<br />
    "Böyleleri ya iyice umutsuzluğa kapılıp intihar ediyorlar ya da<br />
    iyice dağıtıp yaşayan ölü haline geliyorlar."<br />
<br />
    Toyotome, hem de nasıl iddialı savunuyor "rağmen"' sevgiyi...<br />
<br />
    "Bu gün yaşamınızı sürdürebilmenizin nedeni<br />
    "rağmen" türü sevgiyi<br />
    şu anda yaşıyor olmanız ya da<br />
    bir gün bu sevgiyi bulacağınıza inancınızdır."<br />
<br />
    Son sözlerinde biraz umutsuz, Toyotome...<br />
<br />
    "Bugün yaşadığımız toplumda herkesi doyuracak bu sevgiyi bulmak zor.<br />
    Çünkü herkesin sevgiye ihtiyacı var...<br />
    Kimsede başkasına verecek fazlası yok"<br />
    diye açıklıyor...<br />
    Anlatıyor.<br />
<br />
    "Yakınımızda olan birinin bu sevgiyi bize vermesini bekleriz.<br />
    Ama o da aynı şeyi başkasından beklemektedir"<br />
<br />
    Peki bu dünyada sevgi ne kadar var?<br />
<br />
    Yazara göre, açlığımızı biraz bastıracak kadar...<br />
    Ve de yemek öncesi tadımlık gelen iştah açıcılar gibi.<br />
    Bu minnacık tadım, bizi daha müthiş bir sevgi açlığına tahrik ve teşvik ediyor.<br />
    Bu minnacık tadım sevgiye ne kadar muhtaç olduğumuzu anlatıyor.<br />
    Büyük bir hırsla ana yemeğin gelmesini ve bizi doyurmasını bekliyoruz.<br />
    Hani nerede?<br />
    Hepsi o...<br />
<br />
    Ve asıl çarpıcı cümle en sonda:<br />
<br />
    "Dünyadaki en büyük kıtlık,<br />
    "Rağmen" türü sevginin<br />
    yeterince olmayışıdır!.."</span></span></span></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[ İsrail Ellerini Ovuşturuyor. Ey yayınıçekip oku atan! Av yakında.. ]]></title>
			<link>http://www.firtinagenclik.com/forum/thread---5196</link>
			<pubDate>Sun, 25 Dec 2011 16:02:21 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.firtinagenclik.com/forum/thread---5196</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;"><span style="font-weight: bold;"><br />
<br />
  <br />
Hatırlayan kaldımı?<br />
<br />
14 Mayıs 1948&#8217;de İsrail Devleti&#8217;nin kurulmasından hemen sonra Mısır,Suriye,Ürdün,Irak,Lübnan ve Suudi Arabistan&#8217;ın katılması ile bir İsrail-Arap Savaşı yaşanmış ve klasik olarak Batı&#8217;nın İsrail&#8217;in yanında yer alması ile bu savaş İslam Dünyası ve özellikle Araplar için bir netice vermeden sona ermiştir.<br />
<br />
Mısır,Suriye,Irak gibi ülkeler Sovyetler Birliği&#8217;nin arkalaması ile bir müddet daha İsrail ile uğraştılar.<br />
<br />
Ancak Evangelist Amerika ile Dünya Yahudi Cemaati&#8217;nin işbirliği; ilk önce koca Sovyetler Birliğini yerle bir etti.Bu güne baktığımızda da Mısır,Irak,Ürdün,Suudi Arabistan,Kuveyt gibi ülkeler teslim alınarak İsrail&#8217;in eli rahatlatıldı.<br />
<br />
Eğer Türkiye,İran ve Suriye&#8217;de halledilerek,bu ülkeler ve Irak&#8217;tan koparılacak topraklarla uydu bir Kürdistan&#8217;da kurdurulabilirse; İsrail açısından geleceğe doğru atılacak sağlam adımlar, böylece tamamlanmış olacak.<br />
<br />
Bugün Mübarek,Saddam,Beşir Esad,Hariri,Kaddafi gibi liderlerin başına gelenler bundandır. Türkiye&#8217;de Ecevit-Bahçeli-Yılmaz koalisyonundan oluşan 57.Hükümetin başına gelenler bunlarla ilgilidir.<br />
<br />
14 Ağustos 2011 tarihli Yeni Şafak ve daha bir çok gazete de yer alan &#8220;Mısır&#8217;da AK Parti kuruluyor&#8221; başlıklıhaber; Mısır,Suriye,Irak,Lübnan,Ürdün,Libya,Tunus,Cezayir ve Türkiye gibi ülkelerde neyin yapılmak istendiğinin bir göstergesidir.<br />
<br />
Bu parti,ülkemizde BOP eş başkanı olarak vazife gören Başbakan Recep Tayyip Erdoğan&#8217;ın başkanlığındaki AK Partinin kuruluş felsefesini ve programını ilke olarak benimsemiş.<br />
<br />
Ne diyelim hayırlısı olsun!<br />
<br />
Şimdi ABD-İsrail planlamalarının önünde bölgemizde ikibuçuk engel kalmıştır.Türkiye,İran ve Suriye&#8230;<br />
<br />
İran, ABD-İsrail ortaklığına karşı tam bir direnç göstermektedir.<br />
<br />
Türkiye ise binlerce yıllık bir devlet geleneğine sahip olmasından dolayı iktidarda bulunanların teslimiyetine rağmen direnmektedir.<br />
<br />
Böyle yazdığımız için bize kızanlar olabilir.Ancak Cumhurbaşkanı Abdullah Gül&#8217;ün,Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu aracılığı ile Suriye lideri Beşir Esad&#8217;a gönderdiği mesajda yer alanşu ifadelerde:<br />
<br />
&#8221;Değişim rüzgarlarının önünde savrulmak yerine değişimi yönlendiren bir lider olmanın Beşir Esad&#8217;ı tarihi bir konuma oturtacağını&#8221;<br />
<br />
söylemesi ,ne anlatmak istediğimizin malumudur. Her halde kendileri de öyle yapmaktadır.<br />
Bu söyleyiş bana, halk arasında &#8220;eğer tecavüzü önleyemiyorsan tecavüzden zevk almaya bak&#8221; anlayışının diplomatik lisanla söylenişi gibi geldi.<br />
<br />
ABD;Ortadoğu&#8217;daki temsilcisi İsrail&#8217;in çevresini silip süpürmek ve bu yolla da su ve enerji kaynaklarına uzun vadeli sahip olma projesini sabırla sürdürüyor.<br />
<br />
ABD;Irak&#8217;ta iş başına getirdiği Saddam&#8217;la önce bölgedeki Türkmen(Türk) varlığını ezdi, kürt ve arap&#8217;ı birbirine düşürdü ve sünni ile şii arasında kan davası oluşturdu.<br />
<br />
Sonra Irak&#8217;ı İran&#8217;la savaştırıp ,İran&#8217;I meşgul etti ve güçsüzleştirdi.<br />
<br />
Daha sonra da Saddam&#8217;ı ,Kuveyt&#8217;i işgale ikna etti sonra da bir kahraman edasıyla ve televizyonlarda naklen yayınlanan bir savaşla Kuveyt&#8217;in üstüne kondu ve dünyaya bir gözdağı verdi.<br />
<br />
Ve nihayetinde, kendisine hizmette kusuru bulunmayan Saddam&#8217;I hizmetlerinin mükafatı olarak darağacında sallandırdı.<br />
<br />
Böylece Irak&#8217;ın üzerine konmak ve demokrasi getirmek suretiyle başta Iraklılar olmak üzere bütün dünyayı biyolojik ve nükleer silah tehtidinden kurtarmış (!) oldu.<br />
<br />
İşte susuz getirip susuz götürmek herhalde böyle bir şey olsa gerek!...<br />
<br />
Bütün bu gelişmeler karşısında, ABD&#8217;nin vazgeçemeyeceği kardeşi İsrail&#8217;in duyduğu mutluluk ve zevkten dolayı , ellerini ovuşturmaktan başka yapacak hiç bir işi kalmamıştır.Bu işten en karlıçıkan,sessizlik içinde bekleyen İsrail olmuştur.<br />
<br />
ABD-İsrail ortaklığı; kendi gelecekleri ve tarihi hedefleri için izledikleri bu politikaların haklılığını ,insanlara kabul ettirebilmek maksadıyla,başta sinema,medya,kültür ve sanat,sosyal,bilimsel ve ekonomik vs. her türlü argümanı kullanmaktadır.<br />
<br />
Örneğin bu günlerde vizyona giren,başrolünde Samuel L.Jakcson&#8217;un oynadığı &#8220;Unthınkable&#8221; adlı filmde, ABD&#8217;ye ve dolayısıyla kardeş müttefiklerine yönelecek tehditleri savurmak noktasında, bu güne kadar savunulan insan hakları gibi değerleri bile ayaklar altına alan, akla hayale gelmeyecek vahşeti yapmanın kendileri için meşru bir hak olduğunu anlatmaya çalışıyorlar.<br />
<br />
Malum; Hollywood&#8217;un asli görevlerinden biri ,sahibinin ağzından konuşmaktır.<br />
<br />
Bizde Mevlana&#8217;nın şu sözü ile bitirelim:<br />
<br />
&#8221;Ey yayınıçekip oku atan! Av yakında sense uzağa bakmaktasın&#8230;&#8221;<br />
</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;"><span style="font-weight: bold;"><br />
<br />
  <br />
Hatırlayan kaldımı?<br />
<br />
14 Mayıs 1948&#8217;de İsrail Devleti&#8217;nin kurulmasından hemen sonra Mısır,Suriye,Ürdün,Irak,Lübnan ve Suudi Arabistan&#8217;ın katılması ile bir İsrail-Arap Savaşı yaşanmış ve klasik olarak Batı&#8217;nın İsrail&#8217;in yanında yer alması ile bu savaş İslam Dünyası ve özellikle Araplar için bir netice vermeden sona ermiştir.<br />
<br />
Mısır,Suriye,Irak gibi ülkeler Sovyetler Birliği&#8217;nin arkalaması ile bir müddet daha İsrail ile uğraştılar.<br />
<br />
Ancak Evangelist Amerika ile Dünya Yahudi Cemaati&#8217;nin işbirliği; ilk önce koca Sovyetler Birliğini yerle bir etti.Bu güne baktığımızda da Mısır,Irak,Ürdün,Suudi Arabistan,Kuveyt gibi ülkeler teslim alınarak İsrail&#8217;in eli rahatlatıldı.<br />
<br />
Eğer Türkiye,İran ve Suriye&#8217;de halledilerek,bu ülkeler ve Irak&#8217;tan koparılacak topraklarla uydu bir Kürdistan&#8217;da kurdurulabilirse; İsrail açısından geleceğe doğru atılacak sağlam adımlar, böylece tamamlanmış olacak.<br />
<br />
Bugün Mübarek,Saddam,Beşir Esad,Hariri,Kaddafi gibi liderlerin başına gelenler bundandır. Türkiye&#8217;de Ecevit-Bahçeli-Yılmaz koalisyonundan oluşan 57.Hükümetin başına gelenler bunlarla ilgilidir.<br />
<br />
14 Ağustos 2011 tarihli Yeni Şafak ve daha bir çok gazete de yer alan &#8220;Mısır&#8217;da AK Parti kuruluyor&#8221; başlıklıhaber; Mısır,Suriye,Irak,Lübnan,Ürdün,Libya,Tunus,Cezayir ve Türkiye gibi ülkelerde neyin yapılmak istendiğinin bir göstergesidir.<br />
<br />
Bu parti,ülkemizde BOP eş başkanı olarak vazife gören Başbakan Recep Tayyip Erdoğan&#8217;ın başkanlığındaki AK Partinin kuruluş felsefesini ve programını ilke olarak benimsemiş.<br />
<br />
Ne diyelim hayırlısı olsun!<br />
<br />
Şimdi ABD-İsrail planlamalarının önünde bölgemizde ikibuçuk engel kalmıştır.Türkiye,İran ve Suriye&#8230;<br />
<br />
İran, ABD-İsrail ortaklığına karşı tam bir direnç göstermektedir.<br />
<br />
Türkiye ise binlerce yıllık bir devlet geleneğine sahip olmasından dolayı iktidarda bulunanların teslimiyetine rağmen direnmektedir.<br />
<br />
Böyle yazdığımız için bize kızanlar olabilir.Ancak Cumhurbaşkanı Abdullah Gül&#8217;ün,Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu aracılığı ile Suriye lideri Beşir Esad&#8217;a gönderdiği mesajda yer alanşu ifadelerde:<br />
<br />
&#8221;Değişim rüzgarlarının önünde savrulmak yerine değişimi yönlendiren bir lider olmanın Beşir Esad&#8217;ı tarihi bir konuma oturtacağını&#8221;<br />
<br />
söylemesi ,ne anlatmak istediğimizin malumudur. Her halde kendileri de öyle yapmaktadır.<br />
Bu söyleyiş bana, halk arasında &#8220;eğer tecavüzü önleyemiyorsan tecavüzden zevk almaya bak&#8221; anlayışının diplomatik lisanla söylenişi gibi geldi.<br />
<br />
ABD;Ortadoğu&#8217;daki temsilcisi İsrail&#8217;in çevresini silip süpürmek ve bu yolla da su ve enerji kaynaklarına uzun vadeli sahip olma projesini sabırla sürdürüyor.<br />
<br />
ABD;Irak&#8217;ta iş başına getirdiği Saddam&#8217;la önce bölgedeki Türkmen(Türk) varlığını ezdi, kürt ve arap&#8217;ı birbirine düşürdü ve sünni ile şii arasında kan davası oluşturdu.<br />
<br />
Sonra Irak&#8217;ı İran&#8217;la savaştırıp ,İran&#8217;I meşgul etti ve güçsüzleştirdi.<br />
<br />
Daha sonra da Saddam&#8217;ı ,Kuveyt&#8217;i işgale ikna etti sonra da bir kahraman edasıyla ve televizyonlarda naklen yayınlanan bir savaşla Kuveyt&#8217;in üstüne kondu ve dünyaya bir gözdağı verdi.<br />
<br />
Ve nihayetinde, kendisine hizmette kusuru bulunmayan Saddam&#8217;I hizmetlerinin mükafatı olarak darağacında sallandırdı.<br />
<br />
Böylece Irak&#8217;ın üzerine konmak ve demokrasi getirmek suretiyle başta Iraklılar olmak üzere bütün dünyayı biyolojik ve nükleer silah tehtidinden kurtarmış (!) oldu.<br />
<br />
İşte susuz getirip susuz götürmek herhalde böyle bir şey olsa gerek!...<br />
<br />
Bütün bu gelişmeler karşısında, ABD&#8217;nin vazgeçemeyeceği kardeşi İsrail&#8217;in duyduğu mutluluk ve zevkten dolayı , ellerini ovuşturmaktan başka yapacak hiç bir işi kalmamıştır.Bu işten en karlıçıkan,sessizlik içinde bekleyen İsrail olmuştur.<br />
<br />
ABD-İsrail ortaklığı; kendi gelecekleri ve tarihi hedefleri için izledikleri bu politikaların haklılığını ,insanlara kabul ettirebilmek maksadıyla,başta sinema,medya,kültür ve sanat,sosyal,bilimsel ve ekonomik vs. her türlü argümanı kullanmaktadır.<br />
<br />
Örneğin bu günlerde vizyona giren,başrolünde Samuel L.Jakcson&#8217;un oynadığı &#8220;Unthınkable&#8221; adlı filmde, ABD&#8217;ye ve dolayısıyla kardeş müttefiklerine yönelecek tehditleri savurmak noktasında, bu güne kadar savunulan insan hakları gibi değerleri bile ayaklar altına alan, akla hayale gelmeyecek vahşeti yapmanın kendileri için meşru bir hak olduğunu anlatmaya çalışıyorlar.<br />
<br />
Malum; Hollywood&#8217;un asli görevlerinden biri ,sahibinin ağzından konuşmaktır.<br />
<br />
Bizde Mevlana&#8217;nın şu sözü ile bitirelim:<br />
<br />
&#8221;Ey yayınıçekip oku atan! Av yakında sense uzağa bakmaktasın&#8230;&#8221;<br />
</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İZGAZ kime ait - Gaz de France SUEZ e satılmış ]]></title>
			<link>http://www.firtinagenclik.com/forum/thread---5195</link>
			<pubDate>Sun, 25 Dec 2011 15:01:08 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.firtinagenclik.com/forum/thread---5195</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;">Parayı veren düdüğü çalar."<br />
<br />
"Kar edeni de satacağız, zarar edeni de satacağız."<br />
<br />
"Stratejik yer imiş. Ne stratejisi, önemli olan müşteri bulmak. Müşteri gece gelsin, pijamayla çıkarım karşılarına. Seviyorum bu işleri arkadaş."<br />
<br />
Bir çoğunuz bu sözlerin; Kemal Unakıtan tarafından özelleştirilecek "Milli Değerlerimiz" için söylediğini biliyorsunuzdur.<br />
<br />
AKP Hükümetinin ve özellikle de Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın özelleştirme adı altında ülkemize yabancı sermayenin girmesi için ne çok çaba harcadığını da.<br />
<br />
(Bu arada, Unakıtan bu dönem milletvekili değil. Yani artık dokunulmazlığı yok. Ancak ne hikmetse hakkında açılan ve dokunulmazlık zırhının ardına bürünüp yargılanmadığı davalarla ilgili tek bir gelişme yok.)<br />
<br />
Konumuza dönecek olursak; gelin hep birlikte 2008 yılının Ağustos ayında yapılan bir özelleştirmeyi hatırlayalım:<br />
<br />
Türkiye'nin 3. büyük doğalgaz dağıtım şirketi olan İzmit Gaz Dağıtım A.Ş. (İZGAZ) ihale usulü ile ancak,  yasalara aykırı bir şekilde özelleştirildi. (Yasalara aykırı satış konumuz dışı olduğundan ayrıntılara girmiyorum) Sonuçlanan ihalede açık arttırma, 231 milyon dolarla başlamış ve 232 milyon dolara satış gerçekleşmiş, alan firma İZGAZ'ın 25 yıllık lisans devrine de sahip olmuştu.<br />
<br />
Gelelim bu özelleştirmenin konumuzla ilgisine. Özelleştirmeyi kazanan şirket Fransız "Gaz de France SUEZ" şirketiydi.<br />
<br />
Eğer kendine ve milletine saygısı olan bir hükümet tarafından yönetiliyor olsaydık; bizi yapmadığımız bir soykırımla suçlayarak; Ermeni Soykırımını parlamentolarında onaylayan, bununla da yetinmeyip 12 Mart 2006&#8217;da 19 &#8220;hayır&#8221;a karşılık 106 &#8220;evet&#8221; oyu ile kabul edilen &#8220;soykırımı reddetmenin suç sayılmasını&#8221; içeren yasa tasarısını bugün onaylayan Fransa, İZGAZ İhalesini bırakın kazanmayı davet bile edilmezdi.<br />
<br />
Eğer başımızda dün söylediğini bugün inkâr eden, dış politikasında devamlılık ve kararlılık ilkelerine sahip, kırmızı çizgilerimizi önemseyen bir iktidar olsaydı; Fransa bu tasarıyı bugün gündeme getiremezdi.<br />
<br />
Bugün Başbakan Erdoğan Fransa&#8217;ya karşı bir takım yaptırımlarda bulunulacağına dair demeçler verdi.<br />
<br />
Gelin isterseniz AKP iktidarının aynı konuyla ilgili daha önce vermiş olduğu diğer beyanlara bir bakalım:<br />
<br />
O gün Dışişleri Bakanı olan Gül:<br />
<br />
"Şu anda Türk ve Fransız ilişkileri ne yazık ki çok derin yara almıştır. Bu yara; ekonomik, siyasi ve güvenlik alanında ortaya çıkacaktır. Ümit ediyorum ki Fransa bunun farkına varır.&#8221;<br />
<br />
(evet, ekonomik anlamda ihalelerde Fransa&#8217;ya yer vererek, siyasi anlamda da NATO&#8217;nun askeri kanadına girmesine onay vererek Fransa&#8217;ya ne denli yara verdiğimizi gördük!)<br />
<br />
28 Fransız kökenli firmayı Başbakanlığa davet eden Erdoğan ise:<br />
<br />
&#8220;Fransa'nın sözde Ermeni soykırımı teklifi telafisiz darbe olur. Bu konu bizim için çok önemli. Biz de vatandaşlarımız da böyle bir karardan ciddi manada rencide oluruz. Bundan hepimiz, siz de, biz de zarar görürüz. Davamızı Fransa'da anlatın. Türkiye Cumhuriyeti başbakanı Fransa`ya gittiğinde ¨Ermeni soykırımı yok¨ dediği zaman alıp içeriye mi atacaksınız"<br />
<br />
demişti.<br />
<br />
(Başbakan Erdoğan&#8217;da ne kadar rencide olduğunu Kıbrıs harekâtında bizi destekleyen tek ülke olan Libya&#8217;ya karşı Fransızlarla işbirliği içine girerek gösterdi!)<br />
<br />
Eğer siz Fransa ile ilgili yaptığınız Mart 2006 yılına ait açıklamaların üzerinden bir yıl bile geçmeden; Ocak 2007 yılında, "MARMARAY" projesi gibi devasa bir projeye Fransız Alstom şirketini dahil ederseniz, Ağustos 2008 yılında da"İZGAZ" ihalesini yasalara aykırı bir şekilde verirseniz sizin güvenilirliğinizden, saygınlığınızdan ve ciddiyetinizden eser kalmaz.<br />
 <br />
Güçlü, köklü, devlet anlayışına sahip bir ülkenin Başbakanı ve Dışişleri Bakanı (bugün Cumhurbaşkanı) iseniz, boş konuşamazsınız. Sözlerinizin arkasında olursunuz. Yerine getiremeyeceğiniz sözler sarf edemezsiniz. Eğer böyle yaparsanız o ülke yöneticisi Cumhurbaşkanı Gül&#8217;ün telefonlarına çıkma tenezzülünde bile bulunmaz.<br />
 <br />
Eğer siz sözde Ermeni soykırımı gibi; bizim için çok önemli olan bir konuyu, iç politika malzemesi yaparak;<br />
<br />
"Ey halkım; bakın biz de sizin gibi düşünüyoruz, bu durumdan memnun değiliz, politik girişimlerimizin yanı sıra ekonomik ambargolarımız da olacaktır"<br />
<br />
tarzında beyanlar verip; ardından da bunun tam tersi icraatlara yönelirseniz Fransızlar da sizi ciddiye almaz ve parlamentolarında soykırım yapılmamıştır demeyi suç olarak kabul eder.<br />
 <br />
Eğer siz, hiçbir gerekçe gösterilmeden Ermenilerin soykırım konusunda, tüm dünyaya yalan söylediğini, sadece bizim değil onların belgelerine de dayanarak ispatlayan Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Yusuf Halaçoğlu&#8217;nu görevden alırsanız,<br />
<br />
etnik milliyetçiğin önünü açan "Türkiyelilik" kavramını dilimize sokarsanız,<br />
<br />
O. Pamuk gibi Türkler Ermenileri katletti diyen birini ilkokul kitaplarına dâhil ederseniz,<br />
<br />
Ermeni soykırımının sahteliğine yönelik çalışmalar yapan &#8220;Talatpaşa komitesi&#8221;ne destek değil köstek olursanız yani iğneyi başkasına çuvaldızı kendinize batırmazsanız;<br />
<br />
Fransızlara ve dünyaya 1915 olaylarının soykırım olarak nitelendirilemeyeceğini kabul ettiremezsiniz! </span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;">Parayı veren düdüğü çalar."<br />
<br />
"Kar edeni de satacağız, zarar edeni de satacağız."<br />
<br />
"Stratejik yer imiş. Ne stratejisi, önemli olan müşteri bulmak. Müşteri gece gelsin, pijamayla çıkarım karşılarına. Seviyorum bu işleri arkadaş."<br />
<br />
Bir çoğunuz bu sözlerin; Kemal Unakıtan tarafından özelleştirilecek "Milli Değerlerimiz" için söylediğini biliyorsunuzdur.<br />
<br />
AKP Hükümetinin ve özellikle de Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın özelleştirme adı altında ülkemize yabancı sermayenin girmesi için ne çok çaba harcadığını da.<br />
<br />
(Bu arada, Unakıtan bu dönem milletvekili değil. Yani artık dokunulmazlığı yok. Ancak ne hikmetse hakkında açılan ve dokunulmazlık zırhının ardına bürünüp yargılanmadığı davalarla ilgili tek bir gelişme yok.)<br />
<br />
Konumuza dönecek olursak; gelin hep birlikte 2008 yılının Ağustos ayında yapılan bir özelleştirmeyi hatırlayalım:<br />
<br />
Türkiye'nin 3. büyük doğalgaz dağıtım şirketi olan İzmit Gaz Dağıtım A.Ş. (İZGAZ) ihale usulü ile ancak,  yasalara aykırı bir şekilde özelleştirildi. (Yasalara aykırı satış konumuz dışı olduğundan ayrıntılara girmiyorum) Sonuçlanan ihalede açık arttırma, 231 milyon dolarla başlamış ve 232 milyon dolara satış gerçekleşmiş, alan firma İZGAZ'ın 25 yıllık lisans devrine de sahip olmuştu.<br />
<br />
Gelelim bu özelleştirmenin konumuzla ilgisine. Özelleştirmeyi kazanan şirket Fransız "Gaz de France SUEZ" şirketiydi.<br />
<br />
Eğer kendine ve milletine saygısı olan bir hükümet tarafından yönetiliyor olsaydık; bizi yapmadığımız bir soykırımla suçlayarak; Ermeni Soykırımını parlamentolarında onaylayan, bununla da yetinmeyip 12 Mart 2006&#8217;da 19 &#8220;hayır&#8221;a karşılık 106 &#8220;evet&#8221; oyu ile kabul edilen &#8220;soykırımı reddetmenin suç sayılmasını&#8221; içeren yasa tasarısını bugün onaylayan Fransa, İZGAZ İhalesini bırakın kazanmayı davet bile edilmezdi.<br />
<br />
Eğer başımızda dün söylediğini bugün inkâr eden, dış politikasında devamlılık ve kararlılık ilkelerine sahip, kırmızı çizgilerimizi önemseyen bir iktidar olsaydı; Fransa bu tasarıyı bugün gündeme getiremezdi.<br />
<br />
Bugün Başbakan Erdoğan Fransa&#8217;ya karşı bir takım yaptırımlarda bulunulacağına dair demeçler verdi.<br />
<br />
Gelin isterseniz AKP iktidarının aynı konuyla ilgili daha önce vermiş olduğu diğer beyanlara bir bakalım:<br />
<br />
O gün Dışişleri Bakanı olan Gül:<br />
<br />
"Şu anda Türk ve Fransız ilişkileri ne yazık ki çok derin yara almıştır. Bu yara; ekonomik, siyasi ve güvenlik alanında ortaya çıkacaktır. Ümit ediyorum ki Fransa bunun farkına varır.&#8221;<br />
<br />
(evet, ekonomik anlamda ihalelerde Fransa&#8217;ya yer vererek, siyasi anlamda da NATO&#8217;nun askeri kanadına girmesine onay vererek Fransa&#8217;ya ne denli yara verdiğimizi gördük!)<br />
<br />
28 Fransız kökenli firmayı Başbakanlığa davet eden Erdoğan ise:<br />
<br />
&#8220;Fransa'nın sözde Ermeni soykırımı teklifi telafisiz darbe olur. Bu konu bizim için çok önemli. Biz de vatandaşlarımız da böyle bir karardan ciddi manada rencide oluruz. Bundan hepimiz, siz de, biz de zarar görürüz. Davamızı Fransa'da anlatın. Türkiye Cumhuriyeti başbakanı Fransa`ya gittiğinde ¨Ermeni soykırımı yok¨ dediği zaman alıp içeriye mi atacaksınız"<br />
<br />
demişti.<br />
<br />
(Başbakan Erdoğan&#8217;da ne kadar rencide olduğunu Kıbrıs harekâtında bizi destekleyen tek ülke olan Libya&#8217;ya karşı Fransızlarla işbirliği içine girerek gösterdi!)<br />
<br />
Eğer siz Fransa ile ilgili yaptığınız Mart 2006 yılına ait açıklamaların üzerinden bir yıl bile geçmeden; Ocak 2007 yılında, "MARMARAY" projesi gibi devasa bir projeye Fransız Alstom şirketini dahil ederseniz, Ağustos 2008 yılında da"İZGAZ" ihalesini yasalara aykırı bir şekilde verirseniz sizin güvenilirliğinizden, saygınlığınızdan ve ciddiyetinizden eser kalmaz.<br />
 <br />
Güçlü, köklü, devlet anlayışına sahip bir ülkenin Başbakanı ve Dışişleri Bakanı (bugün Cumhurbaşkanı) iseniz, boş konuşamazsınız. Sözlerinizin arkasında olursunuz. Yerine getiremeyeceğiniz sözler sarf edemezsiniz. Eğer böyle yaparsanız o ülke yöneticisi Cumhurbaşkanı Gül&#8217;ün telefonlarına çıkma tenezzülünde bile bulunmaz.<br />
 <br />
Eğer siz sözde Ermeni soykırımı gibi; bizim için çok önemli olan bir konuyu, iç politika malzemesi yaparak;<br />
<br />
"Ey halkım; bakın biz de sizin gibi düşünüyoruz, bu durumdan memnun değiliz, politik girişimlerimizin yanı sıra ekonomik ambargolarımız da olacaktır"<br />
<br />
tarzında beyanlar verip; ardından da bunun tam tersi icraatlara yönelirseniz Fransızlar da sizi ciddiye almaz ve parlamentolarında soykırım yapılmamıştır demeyi suç olarak kabul eder.<br />
 <br />
Eğer siz, hiçbir gerekçe gösterilmeden Ermenilerin soykırım konusunda, tüm dünyaya yalan söylediğini, sadece bizim değil onların belgelerine de dayanarak ispatlayan Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Yusuf Halaçoğlu&#8217;nu görevden alırsanız,<br />
<br />
etnik milliyetçiğin önünü açan "Türkiyelilik" kavramını dilimize sokarsanız,<br />
<br />
O. Pamuk gibi Türkler Ermenileri katletti diyen birini ilkokul kitaplarına dâhil ederseniz,<br />
<br />
Ermeni soykırımının sahteliğine yönelik çalışmalar yapan &#8220;Talatpaşa komitesi&#8221;ne destek değil köstek olursanız yani iğneyi başkasına çuvaldızı kendinize batırmazsanız;<br />
<br />
Fransızlara ve dünyaya 1915 olaylarının soykırım olarak nitelendirilemeyeceğini kabul ettiremezsiniz! </span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hatay Bölgesine Yönelmiş Füzelerden Haberiniz Var mı]]></title>
			<link>http://www.firtinagenclik.com/forum/thread---5194</link>
			<pubDate>Sun, 25 Dec 2011 14:58:23 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.firtinagenclik.com/forum/thread---5194</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;"><span style="font-weight: bold;"><br />
<br />
Türkiye&#8217;nin güney bölgesindeki halkı kendine yönelen füzeler için bilgilendirecek ne bir hükümet ne bir muhalefet ne de bir medya vardır.<br />
<br />
Ortak tarihi, kültürü ve dini olan Suriye&#8217;ye yöneltilecek bir saldırının Türk taşeronları ağızları köpürerek savaş ganimetleri toplama derdindedir. Onları doyurabilmek için bu halkın fakir fukara evlatları hazır mıdır?<br />
<br />
İsrail kaynaklı DEBKA sitesi, Suriye&#8217;nin Rusya&#8217;dan aldığı ve denizden gelecek saldırılara karşı konuşlandırdığı füzeleri kıyılarına, karadan karaya füze sistemlerini ise Türk sınırına yerleştirdiğini bildirdi. Rusya&#8217;nın Esad rejimine karşı genişletilmiş askeri ve diplomatik desteği 16 Aralık Cuma günü ciddi boyutlara ulaştı. Muhtemel bir Batı-Türk birlikteliği ile denizden gelecek bir saldırıya karşı kıyılarına Moskova kaynaklı Yakhont (SSN-26) füzelerini yerleştiren Suriye&#8217;ye hafta içinde Rusya&#8217;dan gelen destek daha da yoğunlaştı.<br />
<br />
Rusya, kimyasal ve biyolojik silahlara karşı Suriye&#8217;ye 3 milyon yüz maskesi göndermekle kalmadı aynı zamanda Amiral Kutznetsov uçak gemisini Suriye&#8217;nin Akdeniz&#8217;deki limanı olan Tartus&#8217;a gitmek üzere yola çıkardı&#8230; Rusya Deniz Kuvvetlerinden bir kaynak uçak gemisinin, denizaltından veya havadan gelecek bir saldırıya karşı en ileri silahlarla donatılmış olduğunu vurguladı. Ulaşır ulaşmaz Rus gemisi Suriye birliklerinin bir parçası olarak hava-deniz manevralarına başlayacaktır.<br />
<br />
Suriye bilindiği üzere Rusya&#8217;dan 72 Yakhont füzesi almıştı. Bu füzelerin kıyıdan 300 kilometre uzaklıktaki hedeflere ulaşabildiği bilinmekte. Bu füzelerin radar sistemlerinin en önemli özelliği ise hedefe ancak çok yaklaştıktan sonra tespit edilebilmesi. Füzeler çok hızlı (2000 kmh) olup aynı zamanda hedefe çarpmadan önce kendi savunma sistemlerini aktifleştirebilmekte.<br />
<br />
Perşembe akşamı, beşi kimyasal başlık taşıyan 21 Suriye Füzesinin Türk sınırına yerleştirilmesi üzerine Ankara&#8217;da hareketli saatler yaşanmış ve üst seviyede yapılan askeri toplantı sonrası silahlı kuvvetlerin savaşa hazır olduğu bildirilmiştir. Suriye aynı zamanda Ürdün sınırına silahlı güçlerini yığmıştır. DEBKA askeri ve istihbarat kaynaklarına göre Suriye ve Rusya, Batı-Arap birlikteliğinin Suriye&#8217;yi işgal etmek üzere olduğunun farkında. Rusya ve Suriye&#8217;nin gözü Türkiye&#8217;nin üstünde. Çünkü Türkiye&#8217;nin NATO&#8217;ya ait deniz kuvvetlerini ve ABD&#8217;nin 6. Filosunu barındırdığını biliyorlar.<br />
<br />
Suriye&#8217;ye saldırının başlatılması için yapılan diplomatik görüşmeler, ABD Savunma Sekreteri Leon Panetta&#8217;nın Ankara&#8217;ya Cuma sabahı ulaşması ile iyice hızlandı. Leon Panette, Türk Silahlı Kuvvetlerinin savaş hazırlıklarını kontrol etmiştir. Bu arada Suriye Devlet Başkan&#8217;ı yardımcısı Faruk El Şara 15 Aralık Perşembe akşamı Rus liderleri ile birlikte Moskova&#8217;da bir kriz toplantısına katıldı.<br />
<br />
DEBKA&#8217;nın raporuna göre, 15 Aralık Perşembe gününden itibaren Suriye ile Türkiye arasındaki savaş gerilimi had safhaya ulaşmış ve Türkiye&#8217;nin üst askeri yapılanması (Milli Güvenlik Kurulu)Abdullah Gül ve Recep Tayyip Erdoğan tarafından toplanmış ve savaş için silahlı kuvvetlerin hazırlığı başlatılmıştır.<br />
<br />
Esad hükümeti bir yandan Türk sınırına bir yandan da Ürdün kıyısına silahlı birimlerini yığmıştır. Yine farklı bir kaynağa göre beşi kimyasal başlık taşıyan Scud D füzeleriyle birlikte 21 Suriye füzesi yörüngesini Türkiye&#8217;nin Hatay bölgesine doğru çevirmiştir. Üstelik bu yerleştirmeler Türk istihbarat servisinin ve Batı casus uydularının görmesi için gün ışığında yapılmıştır. Türkiye&#8217;ye yönelik bu silahlanmanın hızlı bir şekilde devam ettiği bilinmektedir.<br />
<br />
İsrail&#8217;de ise İsrail Savunma Güçleri, Gen. Shay Avital&#8217;in komutası altında Suriye&#8217;ye saldırı için bir organizasyon içindedir. Türk Silahlı Kuvvetleri ise Kuzey Suriye&#8217;yi ele geçirmek üzere operasyon planlarını yaparken bir yandan da Türk casusların, provakotörlerin Suriye&#8217;ye gönderilerek kuzeydeki sivil protest grupları desteklediği bildirilmiştir.<br />
<br />
Görüldüğü üzere Suriye kuzeyde Amerika ve NATO tarafından yönlendirilen Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından, güneyde ise İsrail tarafından yönlendirilen güçlerle Ürdün tarafından abluka altına alınmıştır. Recep Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül kumandasındaki ordu Amerika&#8217;nın emirlerini yerine getirmek üzere hazırdır.<br />
<br />
NATO&#8217;ya girebilmek için Anadolu çocuklarını Kore&#8217;de şehit eden, sakat bırakan mentalite şimdi de Suriye için Anadolu çocuklarının kefenlerini biçmiştir. Türk halkını ise pislik bir savaşın insani ve ekonomik yıkımlarına karşı feda etmeye hazırdır.. Türkiye&#8217;nin güney bölgesindeki halkı kendine yönelen füzeler için bilgilendirecek ne bir hükümet ne bir muhalefet ne de bir medya vardır.<br />
<br />
Ortak tarihi, kültürü ve dini olan Suriye&#8217;ye yöneltilecek bir saldırının Türk taşeronları ağızları köpürerek savaş ganimetleri toplama derdindedir. Onları doyurabilmek için bu halkın fakir fukara evlatları hazır mıdır? Türk anaları Suriye için evladım feda olsun diyebilecek midir?</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;"><span style="font-weight: bold;"><br />
<br />
Türkiye&#8217;nin güney bölgesindeki halkı kendine yönelen füzeler için bilgilendirecek ne bir hükümet ne bir muhalefet ne de bir medya vardır.<br />
<br />
Ortak tarihi, kültürü ve dini olan Suriye&#8217;ye yöneltilecek bir saldırının Türk taşeronları ağızları köpürerek savaş ganimetleri toplama derdindedir. Onları doyurabilmek için bu halkın fakir fukara evlatları hazır mıdır?<br />
<br />
İsrail kaynaklı DEBKA sitesi, Suriye&#8217;nin Rusya&#8217;dan aldığı ve denizden gelecek saldırılara karşı konuşlandırdığı füzeleri kıyılarına, karadan karaya füze sistemlerini ise Türk sınırına yerleştirdiğini bildirdi. Rusya&#8217;nın Esad rejimine karşı genişletilmiş askeri ve diplomatik desteği 16 Aralık Cuma günü ciddi boyutlara ulaştı. Muhtemel bir Batı-Türk birlikteliği ile denizden gelecek bir saldırıya karşı kıyılarına Moskova kaynaklı Yakhont (SSN-26) füzelerini yerleştiren Suriye&#8217;ye hafta içinde Rusya&#8217;dan gelen destek daha da yoğunlaştı.<br />
<br />
Rusya, kimyasal ve biyolojik silahlara karşı Suriye&#8217;ye 3 milyon yüz maskesi göndermekle kalmadı aynı zamanda Amiral Kutznetsov uçak gemisini Suriye&#8217;nin Akdeniz&#8217;deki limanı olan Tartus&#8217;a gitmek üzere yola çıkardı&#8230; Rusya Deniz Kuvvetlerinden bir kaynak uçak gemisinin, denizaltından veya havadan gelecek bir saldırıya karşı en ileri silahlarla donatılmış olduğunu vurguladı. Ulaşır ulaşmaz Rus gemisi Suriye birliklerinin bir parçası olarak hava-deniz manevralarına başlayacaktır.<br />
<br />
Suriye bilindiği üzere Rusya&#8217;dan 72 Yakhont füzesi almıştı. Bu füzelerin kıyıdan 300 kilometre uzaklıktaki hedeflere ulaşabildiği bilinmekte. Bu füzelerin radar sistemlerinin en önemli özelliği ise hedefe ancak çok yaklaştıktan sonra tespit edilebilmesi. Füzeler çok hızlı (2000 kmh) olup aynı zamanda hedefe çarpmadan önce kendi savunma sistemlerini aktifleştirebilmekte.<br />
<br />
Perşembe akşamı, beşi kimyasal başlık taşıyan 21 Suriye Füzesinin Türk sınırına yerleştirilmesi üzerine Ankara&#8217;da hareketli saatler yaşanmış ve üst seviyede yapılan askeri toplantı sonrası silahlı kuvvetlerin savaşa hazır olduğu bildirilmiştir. Suriye aynı zamanda Ürdün sınırına silahlı güçlerini yığmıştır. DEBKA askeri ve istihbarat kaynaklarına göre Suriye ve Rusya, Batı-Arap birlikteliğinin Suriye&#8217;yi işgal etmek üzere olduğunun farkında. Rusya ve Suriye&#8217;nin gözü Türkiye&#8217;nin üstünde. Çünkü Türkiye&#8217;nin NATO&#8217;ya ait deniz kuvvetlerini ve ABD&#8217;nin 6. Filosunu barındırdığını biliyorlar.<br />
<br />
Suriye&#8217;ye saldırının başlatılması için yapılan diplomatik görüşmeler, ABD Savunma Sekreteri Leon Panetta&#8217;nın Ankara&#8217;ya Cuma sabahı ulaşması ile iyice hızlandı. Leon Panette, Türk Silahlı Kuvvetlerinin savaş hazırlıklarını kontrol etmiştir. Bu arada Suriye Devlet Başkan&#8217;ı yardımcısı Faruk El Şara 15 Aralık Perşembe akşamı Rus liderleri ile birlikte Moskova&#8217;da bir kriz toplantısına katıldı.<br />
<br />
DEBKA&#8217;nın raporuna göre, 15 Aralık Perşembe gününden itibaren Suriye ile Türkiye arasındaki savaş gerilimi had safhaya ulaşmış ve Türkiye&#8217;nin üst askeri yapılanması (Milli Güvenlik Kurulu)Abdullah Gül ve Recep Tayyip Erdoğan tarafından toplanmış ve savaş için silahlı kuvvetlerin hazırlığı başlatılmıştır.<br />
<br />
Esad hükümeti bir yandan Türk sınırına bir yandan da Ürdün kıyısına silahlı birimlerini yığmıştır. Yine farklı bir kaynağa göre beşi kimyasal başlık taşıyan Scud D füzeleriyle birlikte 21 Suriye füzesi yörüngesini Türkiye&#8217;nin Hatay bölgesine doğru çevirmiştir. Üstelik bu yerleştirmeler Türk istihbarat servisinin ve Batı casus uydularının görmesi için gün ışığında yapılmıştır. Türkiye&#8217;ye yönelik bu silahlanmanın hızlı bir şekilde devam ettiği bilinmektedir.<br />
<br />
İsrail&#8217;de ise İsrail Savunma Güçleri, Gen. Shay Avital&#8217;in komutası altında Suriye&#8217;ye saldırı için bir organizasyon içindedir. Türk Silahlı Kuvvetleri ise Kuzey Suriye&#8217;yi ele geçirmek üzere operasyon planlarını yaparken bir yandan da Türk casusların, provakotörlerin Suriye&#8217;ye gönderilerek kuzeydeki sivil protest grupları desteklediği bildirilmiştir.<br />
<br />
Görüldüğü üzere Suriye kuzeyde Amerika ve NATO tarafından yönlendirilen Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından, güneyde ise İsrail tarafından yönlendirilen güçlerle Ürdün tarafından abluka altına alınmıştır. Recep Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül kumandasındaki ordu Amerika&#8217;nın emirlerini yerine getirmek üzere hazırdır.<br />
<br />
NATO&#8217;ya girebilmek için Anadolu çocuklarını Kore&#8217;de şehit eden, sakat bırakan mentalite şimdi de Suriye için Anadolu çocuklarının kefenlerini biçmiştir. Türk halkını ise pislik bir savaşın insani ve ekonomik yıkımlarına karşı feda etmeye hazırdır.. Türkiye&#8217;nin güney bölgesindeki halkı kendine yönelen füzeler için bilgilendirecek ne bir hükümet ne bir muhalefet ne de bir medya vardır.<br />
<br />
Ortak tarihi, kültürü ve dini olan Suriye&#8217;ye yöneltilecek bir saldırının Türk taşeronları ağızları köpürerek savaş ganimetleri toplama derdindedir. Onları doyurabilmek için bu halkın fakir fukara evlatları hazır mıdır? Türk anaları Suriye için evladım feda olsun diyebilecek midir?</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[EMEKLİYE YÜZDE 3 ZAM VEKİLE 7,750 TL MAAŞ]]></title>
			<link>http://www.firtinagenclik.com/forum/thread---5193</link>
			<pubDate>Sun, 25 Dec 2011 13:35:32 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.firtinagenclik.com/forum/thread---5193</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;"><br />
<br />
<br />
<br />
Birleşik Emekliler Derneği ve Türk Emekli-Sen, emekli milletvekili maaşlarına yapılan zamla 4 bin 980 TL'lik maaşların 2012 yılında 8 bin 40 TL'ye yükseleceğini belirterek, emekli memur ve emekli vekil maaşı arasındaki zam oranı uçurumuna tepki gösterdi.<br />
<br />
Emekliler Derneği Genel Başkanı Nalan Huriye Akcan ve Türk Emekli-Sen Genel Başkanı Osman Özdemir yaptıkları ortak açıklamada, emekli vekil maaşlarının Cumhurbaşkanının maaşına endekslenerek arttırılmasına tepki gösterdi.<br />
<br />
Açıklamada, "Hükümet emekli memura yüzde 3 artı 3 zam verirken, bir gece baskınıyla Milletvekili emeklilerine yüzde 61 zam verdi. 4 bin 980 TL'lik maaşları 2012 yılında 8 bin 40 TL olacak. Artık maaşları Başbakanlık Müsteşarına endekslenmeyecek, Cumhurbaşkanı emekli aylığına endekslenecek" denildi.<br />
<br />
Milletvekillerinin hastaların ayakta tedavilerinde ilâç katılım paylarında artış yapan yasa tasarısına, bir önerge ilâve ederek kendi zamlarını gerçekleştirdiklerinin söylendiği açıklamada, "Bizlerin ilâçlarımıza ödeyeceğimiz zamların kanununda, bizlerle alay eder gibi kendi maaşlarına yüzde 61 zam yaptılar. Türkiye'de ortalama emekli maaşı 800 TL, asgari ücret ise 650 TL civarında bulunuyor. Açlıkla mücadele eden emeklilerimizden hastanelerde alınan paranın artırılması için gözünü kırpmadan kanun çıkaran vekiller kendi emekli maaşlarını da 8 bin TL'ye yükselttiler" dedi. Açıklamada şöyle denildi:<br />
<br />
"Üç kuruşluk maaşlarımızdan yapılacak kesintilerle herhalde 8 bin TL'lik emekli maaşlarına kaynak oluşturacaklar. Ne diyelim; eğer 75 milyonluk ülkenin 15 milyonu 800 TL ve altında maaşa mahkûmken, 8 bin TL emekli maaşını gönül rahatlığı içinde yiyecek vekillerimiz varsa; onlara da hayırlı olsun!"</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;"><br />
<br />
<br />
<br />
Birleşik Emekliler Derneği ve Türk Emekli-Sen, emekli milletvekili maaşlarına yapılan zamla 4 bin 980 TL'lik maaşların 2012 yılında 8 bin 40 TL'ye yükseleceğini belirterek, emekli memur ve emekli vekil maaşı arasındaki zam oranı uçurumuna tepki gösterdi.<br />
<br />
Emekliler Derneği Genel Başkanı Nalan Huriye Akcan ve Türk Emekli-Sen Genel Başkanı Osman Özdemir yaptıkları ortak açıklamada, emekli vekil maaşlarının Cumhurbaşkanının maaşına endekslenerek arttırılmasına tepki gösterdi.<br />
<br />
Açıklamada, "Hükümet emekli memura yüzde 3 artı 3 zam verirken, bir gece baskınıyla Milletvekili emeklilerine yüzde 61 zam verdi. 4 bin 980 TL'lik maaşları 2012 yılında 8 bin 40 TL olacak. Artık maaşları Başbakanlık Müsteşarına endekslenmeyecek, Cumhurbaşkanı emekli aylığına endekslenecek" denildi.<br />
<br />
Milletvekillerinin hastaların ayakta tedavilerinde ilâç katılım paylarında artış yapan yasa tasarısına, bir önerge ilâve ederek kendi zamlarını gerçekleştirdiklerinin söylendiği açıklamada, "Bizlerin ilâçlarımıza ödeyeceğimiz zamların kanununda, bizlerle alay eder gibi kendi maaşlarına yüzde 61 zam yaptılar. Türkiye'de ortalama emekli maaşı 800 TL, asgari ücret ise 650 TL civarında bulunuyor. Açlıkla mücadele eden emeklilerimizden hastanelerde alınan paranın artırılması için gözünü kırpmadan kanun çıkaran vekiller kendi emekli maaşlarını da 8 bin TL'ye yükselttiler" dedi. Açıklamada şöyle denildi:<br />
<br />
"Üç kuruşluk maaşlarımızdan yapılacak kesintilerle herhalde 8 bin TL'lik emekli maaşlarına kaynak oluşturacaklar. Ne diyelim; eğer 75 milyonluk ülkenin 15 milyonu 800 TL ve altında maaşa mahkûmken, 8 bin TL emekli maaşını gönül rahatlığı içinde yiyecek vekillerimiz varsa; onlara da hayırlı olsun!"</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hakkı söyleyen Yok Söyleyene sahip çıkan...]]></title>
			<link>http://www.firtinagenclik.com/forum/thread---5185</link>
			<pubDate>Tue, 13 Dec 2011 18:23:19 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.firtinagenclik.com/forum/thread---5185</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;"><object type="application/x-shockwave-flash" data="http://www.youtube.com/v/TNlvLb30ezU&embed=on&vidview=on" width="480" height="330"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/TNlvLb30ezU&embed=on&vidview=on"/><param name="allowfullscreen" value="true"/><param name="bgcolor" value="#FFFFFF"/></object></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;"><object type="application/x-shockwave-flash" data="http://www.youtube.com/v/TNlvLb30ezU&embed=on&vidview=on" width="480" height="330"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/TNlvLb30ezU&embed=on&vidview=on"/><param name="allowfullscreen" value="true"/><param name="bgcolor" value="#FFFFFF"/></object></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hakkı söyleyen Yok Söyleyene sahip çıkan...]]></title>
			<link>http://www.firtinagenclik.com/forum/thread---5186</link>
			<pubDate>Tue, 13 Dec 2011 18:23:19 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.firtinagenclik.com/forum/thread---5186</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;"><object type="application/x-shockwave-flash" data="http://www.youtube.com/v/TNlvLb30ezU&embed=on&vidview=on" width="480" height="330"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/TNlvLb30ezU&embed=on&vidview=on"/><param name="allowfullscreen" value="true"/><param name="bgcolor" value="#FFFFFF"/></object></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;"><object type="application/x-shockwave-flash" data="http://www.youtube.com/v/TNlvLb30ezU&embed=on&vidview=on" width="480" height="330"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/TNlvLb30ezU&embed=on&vidview=on"/><param name="allowfullscreen" value="true"/><param name="bgcolor" value="#FFFFFF"/></object></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[CÜBBELİ OLAYININ ALTINDA ASLINDA NE VAR]]></title>
			<link>http://www.firtinagenclik.com/forum/thread---5184</link>
			<pubDate>Tue, 13 Dec 2011 17:44:45 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.firtinagenclik.com/forum/thread---5184</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;"><span style="font-weight: bold;"><br />
<br />
<br />
<br />
Nakşibendi cemaatinin İsmailağa kolunun bilinen ismi Cübbeli Ahmet Hoca gözaltına alındıktan bir süre sonra tutuklandı.<br />
<br />
Peki operasyonlar cenneti Türkiye'de bu operasyonun anlamı ne?<br />
<br />
Önce şunu söyleyelim. Türkiye'de yaşanan iktidar kaygısı yalnız siyasi iktidarı ele geçirmek için yaşanmıyor. İslami kesimde teslimiyet kaygısı da yaşanıyor.<br />
<br />
Nakşibendi cemaati Türkiye'nin son 10 yılında bu gerilimin içine düştü. Cemaatin bir kanadı Türkiye'deki iktidar mücadelesinde Gülen cemaati ile ittifak yaptı. Ergenekon soruşturmasını destekledi. Hükümetin açılımlarını sahiplendi.<br />
<br />
Örneğin cemaatin en önemli ismi Mahmut Hoca'nın yeğeninin çıkardığı Furkan Dergisi bu çizgideydi. Cemaatin diğer kanadı Cübbeli Ahmet Hoca ise bu çizgiye karşı çıktı. Çıkardığı Arifan Dergisi'ne geçmişte savunduklarının aksine Türk bayrağı ve Atatürk fotoğrafı astı.<br />
<br />
AKP gecelerinde değil, Saadet Partisi toplantılarında konuştu. Milli kimlik vurgusu yaptı. Ilımlı İslam projesini eleştirdi. Seçimlerde AKP'ye mesafeli durdu. Gülen cemaatini yerden yere vurdu.<br />
<br />
Cübbeli Ahmet Hoca aleyhinde önce Ergenekoncu kampanyası yapıldı. İnandırıcı olmadı. Ardından da alıştığımız gibi kasetleri çıktı. Son olarak da İstanbul Emniyeti'nin operasyonunda gözaltına alındı.<br />
<br />
Kısacası Cübbeli Ahmet çizgisini beğenelim ya da beğenmeyelim Türkiye'de son dönemde yaşanan iktidar çatışmasında karşı olduğu cemaat tarafından tasfiye edildi.<br />
<br />
Önce itibarsızlaştırıldı, sonra da suçlu gibi gözaltına alındı.<br />
<br />
Türkiye hiçbir güç merkezinin dışında kalamadığı bu değişimde, Cübbeli Ahmet'in de tasfiyesini görmüş oldu.</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;"><span style="font-weight: bold;"><br />
<br />
<br />
<br />
Nakşibendi cemaatinin İsmailağa kolunun bilinen ismi Cübbeli Ahmet Hoca gözaltına alındıktan bir süre sonra tutuklandı.<br />
<br />
Peki operasyonlar cenneti Türkiye'de bu operasyonun anlamı ne?<br />
<br />
Önce şunu söyleyelim. Türkiye'de yaşanan iktidar kaygısı yalnız siyasi iktidarı ele geçirmek için yaşanmıyor. İslami kesimde teslimiyet kaygısı da yaşanıyor.<br />
<br />
Nakşibendi cemaati Türkiye'nin son 10 yılında bu gerilimin içine düştü. Cemaatin bir kanadı Türkiye'deki iktidar mücadelesinde Gülen cemaati ile ittifak yaptı. Ergenekon soruşturmasını destekledi. Hükümetin açılımlarını sahiplendi.<br />
<br />
Örneğin cemaatin en önemli ismi Mahmut Hoca'nın yeğeninin çıkardığı Furkan Dergisi bu çizgideydi. Cemaatin diğer kanadı Cübbeli Ahmet Hoca ise bu çizgiye karşı çıktı. Çıkardığı Arifan Dergisi'ne geçmişte savunduklarının aksine Türk bayrağı ve Atatürk fotoğrafı astı.<br />
<br />
AKP gecelerinde değil, Saadet Partisi toplantılarında konuştu. Milli kimlik vurgusu yaptı. Ilımlı İslam projesini eleştirdi. Seçimlerde AKP'ye mesafeli durdu. Gülen cemaatini yerden yere vurdu.<br />
<br />
Cübbeli Ahmet Hoca aleyhinde önce Ergenekoncu kampanyası yapıldı. İnandırıcı olmadı. Ardından da alıştığımız gibi kasetleri çıktı. Son olarak da İstanbul Emniyeti'nin operasyonunda gözaltına alındı.<br />
<br />
Kısacası Cübbeli Ahmet çizgisini beğenelim ya da beğenmeyelim Türkiye'de son dönemde yaşanan iktidar çatışmasında karşı olduğu cemaat tarafından tasfiye edildi.<br />
<br />
Önce itibarsızlaştırıldı, sonra da suçlu gibi gözaltına alındı.<br />
<br />
Türkiye hiçbir güç merkezinin dışında kalamadığı bu değişimde, Cübbeli Ahmet'in de tasfiyesini görmüş oldu.</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>
