Boynundan aşağısı felçli, tekerlekli sandalyede bir ömür.
Siyonistlerin korkulu rüyası, onun ne ellerini kaldıracak güçü vardı, nede bir muazzam ordusu, o yaşlı, felçli biriydi. Buna rağmen defalarca suikaste uğradı barbar israil tarafından, Ve onu Rabbi bir sabah namazı sonrası yanına aldı.
Tekerlekli sandalyesi güdümlü füze tarafından vurulmuştu.
ÜMMETİN SUSKUNLUĞUNU SANA ŞİKAYET EDİYORUM
"Ben ki kocamış bir yaşlıyım. Kurumuş iki elim, ne kalem tutuyor ne de silah! Sesimle yeri inletecek güçte bir hatip de değilim! Ben ki saçları ağarmış, ömrümün son demlerinde, türlü hastalıkların yıktığı ve üzerinde zamanın belâlarının estiği biriyim! Tek isteğim, benim gibi Müslümanların zaaf ve aczinden müteessir olanların yazmasıdır!
Siz ey Müslümanlar! Suskun ve aciz, helâk olmuş ölüler! Hâlâ kalpleriniz sızlamıyor mu, başımıza gelen bu acı felâketler karşısında? Bir halk yok mu? Hiç mi kimse yok, Allah için ve ümmetin namusu için kızacak?
Şerefli direnişçilerken, bizleri katil teröristler olarak ilan edenlere karşı duracak! Bu ümmet utanmaz mı, şerefi çiğnenirken? Siyonist katilleri ve uluslararası işbirlikçilerini görmezden gelirken! Omuzlarımıza el verecek ve gözyaşlarımızı silecek bir bakış!
Bu ümmetin kurumları, sivil güçleri, partileri, teşkilâtları ve bariz şahsiyetleri, Allah için kızmaz mı?
Tümü birden sokaklara dökülüp, bizim için dua etmeye; "Ey Rabbimiz! Gücümüzü topla, zaafımızı gider ve mü'min kullarına yardım et!" diye çağıramaz mı? Buna da mı gücünüz yetmiyor?
Yakında bizim büyük ölümlerimizi duyacaksınız, o zaman alınlarımızda şu yazılacak:
"Bizler direndik! İleri atıldık ve kaçmadık!" Ve bizimle birlikte çocuklarımız, kadınlarımız, yaşlılarımız ve gençlerimiz ölecek! Onları, bu suspus ve bön ümmete yakıt yapacağız!
Bizden, teslim olmamızı ve beyaz bayrak dikmemizi beklemeyin! Çünkü biz, bunu yapsak da öleceğimizi biliyoruz. Bırakın savaşçı onuruyla ölelim! Dilerseniz bizimle olun, elinizden geldiğince, öcümüzü sizden her biri boynuna taksın!Dilerseniz bize acıyarak ölümümüzü izleyin!
Temennimiz, Allah'ın, emaneti savsaklayan herkesten kısas almasıdır!Umarız bizim aleyhimize olmazsınız! Allah aşkına, bari aleyhimize olmayın!
Ey ümmetin liderleri, ey ümmetin halkları!
Allah'ım! Sana şikâyette bulunuyorum... Sana şikâyette bulunuyorum... Gücümün azlığını, imkânımın yetersizliğini ve insanlara karşı zaafımı Sana şikâyet ediyorum. Sen mustazafların Rabbisin... Sen bizim Rabbimizsin... Bizi kime bırakıyorsun? Bize cehennem olacak uzaklara mı? Veya düşmana mı?
Allah'ım! Akıtılan kanlar, dokunulan ırzlar, çiğnenen hürmetler, yetim bırakılan çocuklar, oğlunu yitirmiş anneler, dul kalmış kadınlar, yıkılmış evler ve ifsad edilmiş ekinler aşkına Sana şikâyette bulunuyorum.Sana şikâyette bulunuyorum! Gücümüz dağıldı... Birliğimiz bozuldu... Yollarımız ayrıldı...Halkımızın zaafını ve ümmetimizin bize yardım edip, düşmanı yenmedeki aczini Sana şikâyet ediyoruz."
Şehidlerin Babası Ahmed Yasin (R.A)
Kanla imzalanmış bu sözlerin ardından bu zavallı ne söylesin ki...Sadece ağlamak düşer bana!
Ama kimse sanmasın ki Şeyh Ahmed Yasinimiz Şehid oldu diye göz yaşı döküyorum.Hayır, kendi halime ağlıyorum şimdi.O, çok istediği şehadet ile rabbine kavuştu.Ahdine sadık kaldı.Bizler ise şu geçici dünya nimetlerine aldanıp olduğumuz yerde çakılıp kaldık.
Şeyh Ahmed Yasin (R.A)'in şehadetinin üzerinden tam iki yıl geçti.Bizlere ağlamak düştü hep.Yapmak istediğimiz tek şey buydu.Çünkü ağlamak bedel istemiyordu.Ama onun geride bıraktığı, Mescid-i Aksa'yı yüreklerinde taşıyan çocuklar her gün birer taş oldular ve her biri birer ordu gibi,dimdik durdular Siyonist katillerin karşısında.Şehid kanlarıyla sulanmış Kudüs yolunda özgürlüğü muştulayan birer lale oldu şehidlerimiz,sıra sıra dizildiler Özgür Kudüs'e giden yolda...
Kiminin adı Durra,kiminin Yasin,kiminin Şikaki,kiminin Yayha....Kimi Ahras,Kimi Hams,Kimi Rantisi...
Ama hepsi İslam ümmetinin onurunu korumak için canlarını feda ettiler,her biri Özgür Kudüs'e giden yolda birer basamak oldular.
Biz hala ağlıyoruz.Çünkü ağlamak bedel istemiyor,kanını dökmekten daha kolay gözyaşı dökmek....
Daha nekadar ağlaycağız?Bakın Kudüs semalarına dimdik duran, yiğitlerin taşıdığı bayrak nasıl da dalgalanıyor?Şeyh Ahmed Yasin(R.A)in torunlarına bakın.Nasıl da heybetlice siyonistlerin karşısına duruyorlar.Tankın önünde duran küçük çocuğu hatırlayın...
Rachal Corrie'yi hatırlayın.Onurlu ve erdemli bir insan olarak kendini feda edişini.O'nu Filistin'e götüren şeyin ne olduğunu düşünelim ve bizlerin burada çakılı kalmasının nedenlerini.Aradaki farkı görebiliyor muyuz?
Şehidlerin babası Şeyh Ahmed Yasin'in(R.A) torunlarının zaferine bile sevinmekten aciziz biz.Evet, HAMAS'ın zaferinden söz ediyorum.Onlar bedel ödediler,sabrettiler ve Rabbimiz onlara zaferi nasib etti.Önce Gazze'den kovdular siyonist işgalcileri ve sonra Filistin seçimlerini kazandılar.Hepimiz biliyoruz ki Kudüs'ten de atacaklar siyonist katilleri.
Biz yine oturacağız belki de.Ve yine olağanüstü senaryolar düzeceğiz,bu sefer siyonistlerin Kudüs'ten atılmasını da bir oyun olarak göreceğiz muhtemelen.
Hayır...Vallahi böyle olmaycak.Kardeşlerimiz, Şehidlerimizin kanlarının bereketiyle kazanacaklar zaferi.Bundan önce kazandıkları gibi.
Ve Şeyh Ahmed Yasin'in kanı üzerine yemin olsun ki bizler oturmaycağız.Her kulvarda kardeşlerimizin dertlerini anlatacak,onlara destek olmaya çalışacağız.Çocuklarımıza onların mücadelesini nakış nakış işleyeceğiz.Yeri geldiğinde de siyonist katillerin suratına bir sapan taşı olacağız inşaAllah.
Gün kardeşlerimize sahib çıkma günüdür.Hani Rasulllah bize yetimi öksüzü gözetmeyi öğütlemiyor muydu?Şeyh Ahmed Yasin'i (R.A) kaybeden Filistin, şimdi öksüz,yetim değil mi?Orada babasını kaybetmiş onbinlerce çocuk yok mu?Hani televizyonlarda "Baba nerdesin?''diye seslenen Filistin'li küçük bir kız vardı.Ne de çabuk unuttuk O Küçük Kızı?
İslam coğrafyasının tamamı öksüz değil mi?Bakın Çeçenistan'a...
Öldürülen üçyüz bin (300.000)insan.Kırk bini çocuk.
Ya Irak...
İkiyüzbinden fazla insan öldürüldü.Binlerce müslüman kadına tecavüz edildi.Yüzbinlerce çocuk öksüz ve yetim kaldı.
İşgale ve tecavüzlere karşı vatanını,namussunu savunan, canlarını ve mallarını ortaya koymuş olan yiğitler de var.Bu yiğitler, Filistin'de Şeyh Ahmed Yasin'in torunları,Kafkaslarda İmam Şamil'in torunları oldular.
Kudüs'ten başlayan ve tüm Ortadoğu'ya,oradan Kafkaslara,Moro'ya ulaşan direniş ateşi bizi de sarsın.Bizler de kardeşlerimizin yanında birer yürek,birer dua olalım.Vakit elini taşın altına koyma vaktidir.Korkmayın, kimse bizden Şeyh Ahmed Yasin (R.A)gibi bütün bedenimizi ortaya koymanızı istemiyor.
Hiç unutamadığım bir söz var kulaklarımda şimdi.Çeçenistan'da zulme uğramış kardeşlerinin yardımına koşan ve en büyük hayali Kudüs'ün işgalden kurtulması olan Şehid Bilal Ağabeyin bir sözü...
O diyordu ki; ''Kıyamet günü bu cihad safıyla, şehidlerle aynı yerde olmak,anılmak istiyorsanız cihada destek olun,cihadı unutmayın.Kimileri Allah yolunda mallarını veriyor kimileri ise canlarını.Böylece Allah yolunda cihad oluyor''
Şu an eminim ki Bilal Ağabey,Şeyh Ahmed Yasin'in,Hattab,Mashadov,Rantisi,Sümeyye Validemiz, Hz.Hamza,Musab Bin Umeyr birlikte cennet nimetleriyle rızıklanıyorlar.Çünkü Onlar sözlerinde durdular.İmanlarının gerektirdiklerini yerine getirdiler.Mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda cihad ettiler.
İman edenler,hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerin Allah katında büyük dereceleri vardır.İşte kurtuluşa ve mutluluğa ulaşanlar bunlardır.(Tevbe suresi 20)
Allah Subhane ve Teala da Onların bu çabalarını boşa çıkarmadı.Onları hem bu dünyada iyilikle anılan kullarından kıldı, hem de ebedi mutluluğa eriştirdi.
Şimdi sıra geride kalanlarda...
Bizler ''Onlardan kimileri verdikleri sözde durdular ve canlarını Allah yolunda verdiler, kimileri de sırasını beklemektidir.''(Ahzab 23) ayetinin takipçileri olarak her platformda kardeşlerimizin mücadelesini sürdürmeye söz verdik.Bizler bu sözü sonradan değil "Lailaheillallah" dediğimiz ilk anda verdik.İslam ümmetin çocukları öldürülürken,kadınları tecavüze uğrarken,kutsal beldelerimizde işgalcilerin postalları gezinirken mücadelenin ucundan tutmuyorsak imanımızı sorgulamamız gerekiyor.
Ey Şeyh Ahmed Yasin!
Sen ki yaşantınla ve şehadetinle bizlere örnek oldun.Sana haber veriyorum ki torunların, yükselttiğin bayrağı düşürmediler ve düşürmeyecekler.Senin kanınla tohumlanan topraklar filizlendi ve her damlası bir lale oldu .Ve şimdi o laleler Kudüs yolunu sardılar çepeçevre.Karanlığı boğmak için adım adım fışkırıyorlar yerden.Şehid Şehid varıyorlar zulmün üstüne...
Allah'ım Beni de Kudüs yolunda bir lale kıl.....
Şüphesiz Rableri onların dualarını kabul ederek cevap verdi:''Şüphesiz ben erkek olsun kadın olsun,sizden bir işte bulunanın işini boşa çıkarmam.Siz birbirinizdensiniz.İşte hicret edenlerin ,yurtlarından çıkartılanların ve yolumda işkence görenlerin,çarpışıp öldürülenlerin mutlaka günahlarını örteceğim.Bu Allah katından bir karşılıktır.Karşılığın en güzeli Allah katındadır."(Al-i İmran 195)
Emeğine sağlık kardeşim paylaşımın için teşekkürler
Şeyh Ahmed Yasin bütün vücudunun felçli olmasına rağmen Allah yolunda mücadele etmekten ve başkalarını da bu yolda mücadeleye teşvikten geri kalmaksızın dolu dolu bir ömür geçirdi. Bu yüzdendir ki onun 67 yıla sığdırabildiği faaliyetleri birçoklarının bu sürenin on katında bile gerçekleştirebileceklerinden fazladır.
O bedeniyle ilgili engelleri aşamasa da, bunu çok fazla önemsemedi. Böylece örnek bir şahsiyet, örnek bir tavır sergiledi. Dolayısıyla gösterdiği bu örneklik hak davada mücadeleye meyilli olanları cesaretlendirdi. Örnek bir hayat ortaya koyduğu gibi "Allah yolunda şehit olmak en ulvi gayemizdir" sözüne sadık kalarak dünya hayatını noktalarken de örnek oldu.
Şeyh Ahmed Yasin'in hayatını dört kelimeyle özetlemek mümkündür: İbadet, hicret, cihad ve şehadet. Bu dört kelime aynı zamanda nebevi çizgiyi, peygamberlerin bize gösterdiği kutsal yolu özetlemektedir. O, insanın bu dünyaya Allah'a kulluk görevini yerine getirmek üzere gönderildiğine bütün kalbiyle inanmış ve işte bu inancın kazandırdığı teslimiyet duygusuyla Allah'a teslim olmuş, ona kulluk görevini özenle yerine getirmek için çalışan biriydi.
O, tertemiz vatanı işgalci Siyonistler tarafından işgal edilince 11 yaşında ailesiyle birlikte hicret etmek suretiyle birçok peygamberin hayatına girmiş olan hicret olayını yaşadı. İçinde bulunduğu şartların kendisine diğer kulluk görevlerine ek olarak cihad yükümlülüğünü de yüklediğini bildi ve bedensel özürlü olmasını bu konuda mazeret olarak gösterme yoluna gitmeksizin, bir kaçamak yolu aramaksızın cihad ve direniş hususunda başkalarına örnek olmak için hep gayret sarf etti.
1967 yılında Filistin'in tamamının Siyonist işgalcilerin eline geçmesi üzerine insanlar vatanlarını işgalden kurtarma mücadelelerinde kendilerine önderlik edecek birilerini aramaya başladılar. İşgalci yahudilerden gelen tehlike konusunda insanların şuurlandırılmasında Şeyh Ahmed Yasin'in büyük rolü oldu.
1984'te Ahmed Yasin ve yardımcılarından pek çok kimse tutuklandı. Yürütülen soruşturma sonunda Ahmed Yasin, İsrail devletini yıkarak yerine İslâmi bir devlet kurmak için çalıştığı gerekçesiyle 13 yıl hapse mahkûm edildi. Ancak on bir ay sonra Filistinlilerle işgalciler arasında bir esir değişiminde serbest bırakıldı. 1985'te gerçekleştirilen bu esir değişiminden sonra Şeyh Ahmed Yasin yine Filistinli kitlelerin Siyonist işgalcilere karşı sürdürdükleri cihadlarında başlarına geçti.
Ahmed Yasin 8 Aralık 1987'de başlayan intifadanın öncüsü durumundaki İslâmi Direniş Hareketi (HAMAS)'nin kurucusudur. HAMAS'ın kökeni Müslüman Kardeşler cemaatine dayanır ve Ahmed Yasin de bu cemaatin Filistin kanadının bir mensubuydu. Ahmed Yasin bütün hayatı boyunca HAMAS'ın manevi lideri olarak bilindi ve intifadanın devamında bir motor görevi gördü.
Şeyh Ahmed Yasin sekiz yıl süren zindan hayatı boyunca kararlılığından hiç bir şey kaybetmedi ve siyonist yönetimi muhatap kabul etmeme konusundaki tutumunu değiştirmedi. O gerçekten Hz. Yusuf (a.s.)'ı kendisine örnek almış bir insandı.
Şeyh Ahmed Yasin, Amman'da bir süre tedavi gördükten sonra vatanı Filistin'e ve ailesinin ikamet ettiği Gazze'ye döndü. Zindan hayatı boyunca çektiği sıkıntılar, eziyetler onu yıldırmamıştı. Çünkü Gazze'ye dönüşünün ardından hemen Filistin direnişindeki manevi lider mevkiine yeniden oturarak mücadelesini kaldığı yerden devam ettirmeye başladı.
Şeyh Ahmed Yasin, bütün dünyada Filistin İslâmi Direniş Hareketi (HAMAS)'ın kurucusu ve manevi lideri olarak bilinir. Fakat o sadece belli bir oluşumun, örgütün değil Filistin'de bir neslin yeniden dirilişine, uyanışına ve kimliğine sahip çıkmasına vesile olan kutsal bir direnişin önderidir. Dolayısıyla o Filistin'in, Filistin davasının, siyonist işgale karşı verilen kutsal bir mücadelenin önderidir.
İşgale karşı 1987'de başlatılan birinci intifadaya o öncülük etmiştir. 2000 yılında başlatılan Aksa İntifadası'nın da en önemli manevi önderi ve motoru olmuştur. Bundan dolayı Filistin'de o "iki intifadanın şeyhi (yani lideri, önderi)" olarak bilinmektedir. O, HAMAS'ı, Filistin'de belli bir kesimi diğer kesimlerden ayrıştırmak amacıyla değil, sahip olduğu İslâmi bilincin işgale karşı verilen mücadeleye öncülük etmesi, yani toplu bir direnişin başlatılması için kurmuştur.