(*) GÜLE SEVDALI GENÇLİK (*)

Tam Görünüm: Çözüm İslam kardeşliğindedir.
Şu Anda Arşiv Görüntüleme Modundasınız. Siteyi normal görüntülemek için, Buraya Tıklayın
Çözüm İslam kardeşliğindedir.

Lozanda Türkiyenin resmi tezi "Türkiyede Müslüman azınlık yoktur, sadece Gayr-i Müslim azınlık vardır" tezidir. Bu farklı kavimleri Müslüman olduğu için tek millet sayma tavrıdır. Sonra bu hassasiyet korunamamıştır. Türk vurgusunu öne çıkaran yöneticiler, milliciliğe ve laikliğe öncelik vermişlerdir. Toplumu tasarlama, inkılâplar ve hukukun hazırlanmasında İslam arka plana itilmiştir. Müslümanlık ortak paydası zayıflatılmıştır. Türkiyede İslamın rolünü azaltma projeleri, Türklerle Kürtlerin arasındaki harcın azalmasına sebep olmuştur. Kardeşlik zayıflamıştır.

Yiğit düştüğü yerden kalkar. Şimdi yeniden, yeni bir dil kullanmanın zamanıdır. Devlet adamlarımızın, aydınlarımızın, askerlerimizin, siyasilerimizin dili, Anadolu kültürünün, kardeşliğin dili olmalıdır. Bu dil Malazgirtten günümüze bizi bir arada tutan dil olmalıdır. Bu dil İslamın dilidir. İslam, Türk milliyetçiliğini de, Kürt milliyetçiliğini de reddeder. İslam, inanç kardeşliğini esas alır. İslam aynı inancı paylaşanları bir millet sayar. O da İslam milletidir. İslam kardeşliğine muhtacız. 600 yıl Osmanlıda çeşitli milletleri kardeşçe bir arada tutan anlayışa muhtacız. Türkiyede bu meseleye kafa yoran ve sorumluluk taşıyan herkesin bir araya gelip bir kardeşlik manifestosu hazırlaması gerekiyor. Bugünlerde kardeşlik vurgusu bile geri tepiyor. Ama bizim inatla ve ısrarla kardeşliğe vurgu yapmamız gerekiyor. "Türk-Kürt kardeştir, ayrı duran kalleştir" diye slogan atıp, yenidünya düzeni mimarlarını, emperyalist güçleri, çatlatmamız gerekiyor. İslam bu milletin çimentosudur. Danimarkada, Peygamber Efendimiz´e (sav), hakaret içeren karikatürler yayımlandığında, Diyarbakırda Hz.Muhammede Sevgi mitingi düzenlenmişti. Bu mitinge Diyarbakır tarihinde görülmemiş bir kalabalık katılmıştı. Hz. Muhammed sevgisi hariç bu kadar kalabalığı başka hiçbir ideoloji, hiçbir parti, hiçbir örgüt bir araya getiremez. O mitingi televizyondan izleyen bir arkadaş bana şunları söylemişti. "Dikkat ettim, miting alanında hiç polis görmedim. Oysa o bölgede yapılan her etkinlikte polisler katılanlardan daha çok oluyordu. Buna rağmen hiçbir olay çıkmadı." Türk-Kürt kardeşliği ortak paydasını bundan daha güzel anlatabilecek başka bir örnek var mıdır? Şimdi Rabbimizin ayetlerini hatırlamanın tam zamanıdır.


Rabbimiz buyuruyor:
"Allahın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allahın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz Onun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini böyle açıklar. (Al-i İmran Suresi / 103)"

Peygamberimiz, Efendimiz´in (sav) bir hutbesiyle :

"Ey İnsanlar, Allah sizi cahiliye düşüncesinden ve ataları ile övünme duygusundan kurtarmıştır! Allah katında iki tür insan vardır: Dinine bağlı, cömert ve asil ruhlu kişilerle, Allahın beğenmediği, dinsiz, düşük karakterli sefil kimseler. Hepiniz Âdemden geliyorsunuz. Âdem ise topraktan yaratılmıştır. O halde insanlar, ırkları ile böbürlenmekten vazgeçsinler! Yoksa Allah katında pislik böceklerinden daha tiksindirici bir duruma düşerler! Soyunuzla gururlanmanız size şeref kazandırmaz. Hepiniz Âdemin çocuklarısınız. Soyunuzla ve atalarınızla övünmeniz, Rabbinizin buyruklarını çiğnemek demektir. Allah katında imanının güçlülüğü ve dinine bağlılığından başka kimsenin kimseye üstünlüğü yoktur."
Allah ( C.C) katında imanının güçlülüğü ve dinine bağlılığından başka kimsenin kimseye üstünlüğü yoktur." ....güzel yazı
ZATEN OSMANLI İMPARATORLUĞUNU ASIRLARCA AYAKTA TUTAN ÜMMETÇİLİK DEĞİL MİDİR
VE
YİNE OSMANLI İMPARATORLUĞUNUN DAĞILMASINA BÜYÜK ÖLÇÜDE NEDEN OLAN FRANSIZ İHTİLALİYLE DÜNYAYA YAYILAN IRKÇILIK DEĞİL MİDİR?
İSLAM KARDEŞLİĞİ

Zedelenen, yıpranan, tamamen değilse de büyük ölçüde körlenen İslam kardeşliğinden uzaklasiliyor.

Allahu Teala inanan bütün müminlerin kardeş olduğunu beyan ediyor. Kardeşlik kan kardeşliğinden de daha üstün, daha faziletli bir kardeşliktir. Onun için Allahu Teala,

“Müminler ancak ve ancak kardeştirler.” (Hucurat 10) buyuruyor.

Dikkat buyurunuz Allahu Teala kardeşliği sadece ve sadece müminlere hasrediyor. Elbetteki kan kardeşliği de mühimdir ama kan kardeşliğinin fazileti de mümin olmakla mümkündür. Biri mümin biri kafir olan iki insanın kardeşliği pek mühim bir kardeşlik değildir. Bunun için aslolan İslam kardeşliğidir.

Allahu Teala ayetin devamında, “müminler kardeştirler ve kardeşlerinizin arasını ıslah ediniz.” buyuruyor.

Evet bozulan, pörsüyen bu kardeşliğimizi yani İslam kardeşliğimizi, uhuvvet-i İslam’ı yeniden ihya etmek, yeniden olması gereken seviyeye yükseltmek için müslümanlar arasında olan sıkıntıları, dedikoduları, kavgaları çeşit çeşit suni ihtilafları gidermek de yine müslümanlara düşüyor.

Allah Teala ayetin son tarafında, “Bu hususta Allah’tan korkunuz. Umulur ki merhamet olursunuz.” buyurarak, İslam kardeşliğinin istenilen seviyede tutulmasını, İslam kardeşliğini bozacak davranışlardan, sözlerden sakınılmasını, şayet beşeriyet icabı müslümanlar arasında herhangi bir ihtilaf sıkıntı, kavga olursa yine bunu kendi aramızda düzeltmemizi istemektedir. Yani aramızda bir kısım insanlar, bu kavga halinde olan insanların arasını düzeltmeliler. “Vettekullah” buyuruyor Allahu Teala. Allah’tan korkun ve bu ıslah işini yapın. Yapmazsanız demek ki Allah’tan korkmuş sayılmazsınız.

Onun için ayet-i kerimede Allahu Teala,

“İçinizde insanları hayra çağıran, iyilikleri emreden, kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun. İşte onlar gerçek kurtuluşa erenlerdir.” (Âl-i İmran 104) buyuruyor.

Bir toplumun, bir milletin içerisinde, kendilerini hakka davet eden, iyilikleri emreden, kötülüklerden men eden bir topluluk olmazsa o topluluk damarları kurumuş bir bedene, ruhu çıkmış bir vücuda benzer. O beden şeklen insan suretindedir ama aslında hayatta değildir. İşte mânen de aralarında kendilerini uyaran birisi olmayan toplumlar, kanı kurumuş, ruhu çıkmış bir ceset gibidir. Evveliyetle müslümanların arasında ilmiyle amil, takva ehli, hiçbir dünyevî maslahat gözetmeden sadece müslümanların ıslahını kasteden insanların bulunması ve bunların yetiştirilmesi gerekir. Müslümanlar arası ihtilafları da bu topluluk vasıtasıyla çözmemiz gerekir.

Eskiden her beldede, her şehirde, her kasabada, böyle insanlar vardı. İnsanlar arasında, müslümanlar arasında herhangi bir mesele olduğu zaman ona gidilir, mesele ona arzedilir, o zat da adaletle, İslam’ın emrettiği şekilde, sünnete uygun olarak bunların meselelerini hallederdi. Böylece mahkemeler tıklım tıklım dolup taşmazdı. Dosyalar yığın yığın, üst üste kalıp mahkemeler senelerce sürmezdi. Hatta değil müslümanlar gayr-i müslimler bile ümmetin eminleri olan bu kişilere giderler, kendi meselelerini o kişiler tarafından hallettirirlerdi. Şimdi “ümmetin emini” olan insanlar aramızda olsa bile, maalesef müslümanlar dünyevî kaygılar, aralarındaki mekan-mevki kavgaları, çıkar çatışmaları sebebiyle meselelerini onlara arzetmiyorlar. Çözümü onlarda aramıyorlar. En ufak meseleyi mahkeme kapılarına götürüyorlar. Hem kendileri yıpranıyor hem muhataplarını yıpratıyorlar ve böylece İslam ümmeti gün geçtikçe aslından uzaklaşmaya ve batının kokuşmuş kültürünün, kokuşmuş fikirlerinin tesiriyle kendi benliğinden uzaklaşmaya başlıyor. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor:

“Müminlerin, birbirlerini sevmede, birbirlerine acımada, birbirlerini korumada misali, bir cesede, bir vücuda benzer ki, cesedin herhangi bir uzvu rahatsız olsa, hastalansa, cesedin diğer uzuvları da bundan muzdarib olurlar ve uykusuz kalır, ateşler içinde yanarlar.”

Vücudun bir uzvuna ufacık bir diken batsa, beyin ondan hemen haberdar olur ve beyin vasıtasıyla diğer azalarımıza sirayet eder. İşte müminler de birbirini sevmekte, birbirine acımakta ve birbirini korumakta aynı vücudun uzuvları gibi olmalıdır, diye buyuruyor Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem.

Bir müminin bir sevinci olduğu zaman, diğer müminler de o müminin sevinciyle sevinmelidir. Onun sevinmesi demek hemen onun sevincinin bize sirayet edip bizim de sevinmemiz demektir. Bir müminin başına herhangi bir sıkıntı, herhangi bir hastalık, herhangi bir musibet gelse, diğer müminler de, o kardeşimiz gibi acı duymalıdır. Vücudumuzun herhangi bir yerine bir darp olsa vücudumuzun diğer azaları hemen harekete geçer. Elimiz harekete geçer, ayağımız harekete geçer, kulağımız harekete geçer, gözümüz harekete geçer. Ne yaparız? Uzvumuza gelen sıkıntıyı gidermek için ona yardımcı oluruz. Göz kapaklarımızı kapatırız gözümüze herhangi bir şey gelse. Elle koruruz, ayakla koruruz. Demek ki müslümanlar da birbirini korumada böyle olacak. Bana ne demeyecek. Çünkü o bizim can kardeşimizdir, din kardeşimizdir. Onun o halinden biz de muzdarip olmalıyız ve onu koruma altına almalıyız.

Meşhur Şeyhülislam Zembilli Ali Efendi’ye, “Ne zaman kıyamet kopacak, onun alameti nedir? diye soruyorlar. Zembilli Ali Efendi, “Kıyametin ne zaman kopacağını Allah bilir, ama kıyametin alameti neme lazımcılıktır.” diyor.

Müslüman neme lazımcı olamaz. Duyarlı olacak, hadiseler karşısında tepkisini gösterecek. Bu tepki sözle olur, yazıyla olur, çeşitli fiil ve davranışlarla olur. Bugün dünyanın çeşitli bölgelerinde birçok zulümler yapılıyor. Mazlum, mustazaf kardeşlerimiz inim inim inliyor. Zalimlerin zulmü ve tasallutu altında Filistin.

Her gün içimiz sıkılarak haberleri takip ediyoruz. Bilemiyoruz, bugün Filistin’de hangi müslümanın, hangi çocuğun kanına girildi.

Irak’ta Amerikan askerleri bu gece hangi evleri bastılar. Çoluk-çocuk kadın-kız demeden onların nasıl ellerini, gözlerini bağlayarak, bilinmez yerlere doğru götürdüler. Ne yapıyorlar geceleri bu kafirler, müminlerin hanelerinde. Keza Çeçenistan’da Ruslar’ın asırlardır yaptığı zulümler. Keşmir’de Hintlilerin yaptığı zulümler. Afganistan’da yine Amerikalıların ve müttefiklerinin yaptığı zulümler. Doğu Türkistan’da asırlardır devam eden Çin zulmü şimdi daha da şiddetlenerek devam ediyor. Moro’da, Filipinler’de yıllardan beri mücadele eden Morolu müslümanlar ve Filipinlilerin onlara yaptığı zulümler. Daha çeşitli bölgelerde çeşit çeşit zulümler işleniyor. Keşmir, Çeçenistan, Felluce, Bosna Hersek’te yapılan soykırımlar. Tarihin derinliklerine doğru bir seyahat ettiğimiz zaman tahammül edilemez başka soykırımlara şahit oluyoruz. İslam ümmeti çok çileler çekti, hâlâ çekmekte.

Peki bunun sebepleri nedir, nereden kaynaklanıyor? Bunun esas kaynağı biz müslümanlarız. Kendi aramızdaki İslam kardeşliğini pekiştiremedik. İslam kardeşliğinin vecibelerini yerine getiremedik. Düşmanla uğraşacağımıza birbirimizle uğraştık. Düşmana karşı birlik beraberlik olacağımıza, düşmanla birlik beraberlik olduk, başka kardeşlerimize karşı savaşlar açtık, tavırlar aldık. İşte bugün onun kötü neticelerini topluyoruz. Onun için Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin bu hadis-i şerifinde verdiği mesajlara dikkat edelim. Birbirimizi sevelim, birbirimizi koruyalım, birbirimize acıyalım, Allahu Teala’nın bizden istediği şekilde kardeşler olalım.
Referans Adresler