25-10-2007, 11:46 AM
Savaşın sınırında
Umarım, Allah bizi, yanı başımızda her gün can alan işgal ve savaşa bu kadar duyarsız kalmak suretiyle sergilediğimiz vicdan noksanlığımızın bedelini ödemekten sakınır.
Kürt meselesiyle ilgili söylenen her şeyin tükendiği bir noktaya geldik. 'Ben onu demiştim, o bunu demişti, Kürtler şunu yaptı, Türkler bunu yaptı, o yapılsaydı, bu söylenseydi' diye yazı döşenmenin hiç zamanı değil.
Aslında, Kürt meselesinin tüm çetrefilliği bir yana, Türkiye yanı başında yaşanan savaşın sınırında olmasına rağmen ilelebet dışında kalmanın imkânsızlığını yeni yeni kavramanın şoku içinde. Son 20 sene içinde dünyadaki dengeler tümüyle değişti, üstelik bu denge değişiminin merkezinde Sovyetler sisteminin dağılışı vardı. Ve Türkiye bu sistemin çöküşünün etki alanının merkezinde bulunuyordu…
Birinci Körfez Savaşı'ndan itibaren, Ortadoğu karıştı, bu eşikte de, Kürt meselesi de dahil olmak üzere, ileriye dönük bir akıl üretemedik. 'Biz' derken, ne devlet, ne sadece o veya bu çevre veya siyaseti kastetmiyorum. Siyasi parti ve örgüt olarak temsil edilsin edilmesin, tüm siyasi çevre ve siyaset üzerine ahkâm kesen herkesi kastediyorum. Devlet ve resmi ideoloji ekseninde siyaset yapanlar, Kürt meselesinin 'ihanet' ötesinde hiçbir insani boyutu olmadığı konusunda sonuna kadar ayak dirediler. Kürt meselesine duyarlılık ve demokrasi ekseninde siyaset yapanlar, Kürt meselesine duyarlılık ve demokrasi ekseninde siyaset yapanlar, Türkiye'nin güvenlik sorunu olduğunu, uluslararası dengelerdeki değişimleri ve nihayet Kürt sorununun giderek daha fazla milliyetçilik ve şiddete bulaştığı gerçeğini görmezden gelmekte ısrar ettiler. Körlerle sağırlar birbirini ağırlar. Şimdi bu ağırlamanın bedelini daha fazla ödeyemez olduğumuzu ilan ediyoruz. İyi de kime?
Umarım, Allah bizi, yanı başımızda her gün can alan işgal ve savaşa bu kadar duyarsız kalmak suretiyle sergilediğimiz vicdan noksanlığımızın bedelini ödemekten sakınır. Ben dünyayı akıl kadar ve belki daha fazla vicdanın ayakta tuttuğunu düşünen biriyim. Bu noktada hemen söyleyeyim, bazılarının iddia ettiği gibi 1 Mart tezkeresinin reddi, bugün başımıza gelenlerin sebebi değil, tam tersine Ortadoğu ölçeğinde ufku açık bir yola gireceksek, akıl ve vicdanın buluştuğu 1 Mart tezkeresi iyi bir milat olarak anılacak.
Umarım, Allah bizi, yanı başımızda her gün can alan işgal ve savaşa bu kadar duyarsız kalmak suretiyle sergilediğimiz vicdan noksanlığımızın bedelini ödemekten sakınır.
Kürt meselesiyle ilgili söylenen her şeyin tükendiği bir noktaya geldik. 'Ben onu demiştim, o bunu demişti, Kürtler şunu yaptı, Türkler bunu yaptı, o yapılsaydı, bu söylenseydi' diye yazı döşenmenin hiç zamanı değil.
Aslında, Kürt meselesinin tüm çetrefilliği bir yana, Türkiye yanı başında yaşanan savaşın sınırında olmasına rağmen ilelebet dışında kalmanın imkânsızlığını yeni yeni kavramanın şoku içinde. Son 20 sene içinde dünyadaki dengeler tümüyle değişti, üstelik bu denge değişiminin merkezinde Sovyetler sisteminin dağılışı vardı. Ve Türkiye bu sistemin çöküşünün etki alanının merkezinde bulunuyordu…
Birinci Körfez Savaşı'ndan itibaren, Ortadoğu karıştı, bu eşikte de, Kürt meselesi de dahil olmak üzere, ileriye dönük bir akıl üretemedik. 'Biz' derken, ne devlet, ne sadece o veya bu çevre veya siyaseti kastetmiyorum. Siyasi parti ve örgüt olarak temsil edilsin edilmesin, tüm siyasi çevre ve siyaset üzerine ahkâm kesen herkesi kastediyorum. Devlet ve resmi ideoloji ekseninde siyaset yapanlar, Kürt meselesinin 'ihanet' ötesinde hiçbir insani boyutu olmadığı konusunda sonuna kadar ayak dirediler. Kürt meselesine duyarlılık ve demokrasi ekseninde siyaset yapanlar, Kürt meselesine duyarlılık ve demokrasi ekseninde siyaset yapanlar, Türkiye'nin güvenlik sorunu olduğunu, uluslararası dengelerdeki değişimleri ve nihayet Kürt sorununun giderek daha fazla milliyetçilik ve şiddete bulaştığı gerçeğini görmezden gelmekte ısrar ettiler. Körlerle sağırlar birbirini ağırlar. Şimdi bu ağırlamanın bedelini daha fazla ödeyemez olduğumuzu ilan ediyoruz. İyi de kime?
Umarım, Allah bizi, yanı başımızda her gün can alan işgal ve savaşa bu kadar duyarsız kalmak suretiyle sergilediğimiz vicdan noksanlığımızın bedelini ödemekten sakınır. Ben dünyayı akıl kadar ve belki daha fazla vicdanın ayakta tuttuğunu düşünen biriyim. Bu noktada hemen söyleyeyim, bazılarının iddia ettiği gibi 1 Mart tezkeresinin reddi, bugün başımıza gelenlerin sebebi değil, tam tersine Ortadoğu ölçeğinde ufku açık bir yola gireceksek, akıl ve vicdanın buluştuğu 1 Mart tezkeresi iyi bir milat olarak anılacak.