25-10-2007, 11:41 AM
Oğul ben öleydim
Yurdun her yanında müezzin, ezanları daha içli okumakta.
Havada yas var.
Toprakta hüzün.
Nasıl bu hale gelebildik
Her gün evlatlarımızın acı haberleri gelir.
Dağlarımız bir ölüm tarlası.
Bu dağlarda gelincik gibi kanları süzülen çocuklarımız.
Hangi anne affeder Gabar’ı, Dağlıca’yı, Cilo dağını.
Bir daha mor dağlar türküsünü söyleyebilir mi babalar.
Şimdi aklımız dağlarda.
Nerede kurulacak hain pusular.
Nerede kırılacak karanfillerimiz.
Cudi’den mi, Yazüka dağından mı hesap soralım.
Hangi dağın sinesi yanmakta, anaların yüreği kadar.
Annelerin dünya güzeli çocuklarını kıran hain eller.
Çeritepe’yi, Beytepe’yi inleten “anne yandım” çığlıkları.
Keritepe’de solan umutlar.
O boya getirmek için gül atmayan anaların, diken olan uykuları şimdi.
Yozgatlı er dünya güzeli Lokman Eker’in annesi: “Sırtımda elli kilo yüküm var diyordun, yavrum öldüğünde o yük sırtında mıydı, beni de götürün beni de vursunlar.”
Bir anne neler düşünmez ki, çocuğu öldüğünde; “yalnız mıydın, elini tutanın yok muydu, karnın aç mıydı, soğuk muydu dağlar, çok mu üşüdün, yükün çok mu ağırdı”?
Şimdi Lokman’ın annesi daha fazla perişan, ölürken o elli kiloluk yük sırtında mıydı?
Çünkü bebeğinin sırtı narindi.
Gülücüklerle sıvanmıştı.
Lokmanların yükü öpücüklerdi, dualardı, iyi dileklerdi, gelecek güzel günlerin temennileri idi, düğün hayalleri, nişan yüzükleri, bebeciklerdi.
Serili evler, bir dilim helalinden huzurla yenilen ekmek, mutlu yaşanılan bir yurt köşesi idi.
Hepsini indiriyor Lokman’ın yüreğinden hain pusular.
Gönlünün çektiği bütün sevgili yükleri acımasızca kırıyor.
Annelere kasavet, bir ömür sırtlarından atamayacakları acılar, ıstıraplar, hüzünler yüklüyorlar.
Ana kuzusu Bursa’lı Samet. Narin bir kardelen. Annesi sorgulamakta, bir rüya olmasını dilediği kara haberi: “benim kuzuma nasıl kıydılar”.
Aslında analara kıyıldı. Babalara, kardeşlere, ailelere, akrabalara, arkadaşlara, komşulara, hepimize kıydılar.
Gazeteleri çeviren ellerim titriyor, gül yüzlü gencecik şehitlere bakamıyorum.
Toplum olarak sadece ağlamıyoruz.
Huzurumuz kaçıyor.
Hayat yavanlaşıyor.
Güzel olan, anlamını kaybediyor.
Çünkü güllerimiz kırılıyor.
Yurdun her yanında müezzin, ezanları daha içli okumakta.
Havada yas var.
Toprakta hüzün.
Nasıl bu hale gelebildik
Her gün evlatlarımızın acı haberleri gelir.
Dağlarımız bir ölüm tarlası.
Bu dağlarda gelincik gibi kanları süzülen çocuklarımız.
Hangi anne affeder Gabar’ı, Dağlıca’yı, Cilo dağını.
Bir daha mor dağlar türküsünü söyleyebilir mi babalar.
Şimdi aklımız dağlarda.
Nerede kurulacak hain pusular.
Nerede kırılacak karanfillerimiz.
Cudi’den mi, Yazüka dağından mı hesap soralım.
Hangi dağın sinesi yanmakta, anaların yüreği kadar.
Annelerin dünya güzeli çocuklarını kıran hain eller.
Çeritepe’yi, Beytepe’yi inleten “anne yandım” çığlıkları.
Keritepe’de solan umutlar.
O boya getirmek için gül atmayan anaların, diken olan uykuları şimdi.
Yozgatlı er dünya güzeli Lokman Eker’in annesi: “Sırtımda elli kilo yüküm var diyordun, yavrum öldüğünde o yük sırtında mıydı, beni de götürün beni de vursunlar.”
Bir anne neler düşünmez ki, çocuğu öldüğünde; “yalnız mıydın, elini tutanın yok muydu, karnın aç mıydı, soğuk muydu dağlar, çok mu üşüdün, yükün çok mu ağırdı”?
Şimdi Lokman’ın annesi daha fazla perişan, ölürken o elli kiloluk yük sırtında mıydı?
Çünkü bebeğinin sırtı narindi.
Gülücüklerle sıvanmıştı.
Lokmanların yükü öpücüklerdi, dualardı, iyi dileklerdi, gelecek güzel günlerin temennileri idi, düğün hayalleri, nişan yüzükleri, bebeciklerdi.
Serili evler, bir dilim helalinden huzurla yenilen ekmek, mutlu yaşanılan bir yurt köşesi idi.
Hepsini indiriyor Lokman’ın yüreğinden hain pusular.
Gönlünün çektiği bütün sevgili yükleri acımasızca kırıyor.
Annelere kasavet, bir ömür sırtlarından atamayacakları acılar, ıstıraplar, hüzünler yüklüyorlar.
Ana kuzusu Bursa’lı Samet. Narin bir kardelen. Annesi sorgulamakta, bir rüya olmasını dilediği kara haberi: “benim kuzuma nasıl kıydılar”.
Aslında analara kıyıldı. Babalara, kardeşlere, ailelere, akrabalara, arkadaşlara, komşulara, hepimize kıydılar.
Gazeteleri çeviren ellerim titriyor, gül yüzlü gencecik şehitlere bakamıyorum.
Toplum olarak sadece ağlamıyoruz.
Huzurumuz kaçıyor.
Hayat yavanlaşıyor.
Güzel olan, anlamını kaybediyor.
Çünkü güllerimiz kırılıyor.