29-04-2009, 04:00 PM
![[Resim: tacmahal.jpg]](http://truvadergisi.com/wp-oo/uploads/2009/02/tacmahal.jpg)
Dünyanın yedi harikasından birisi. Ancak o kadına eşe bir anneye duyulan sevginin mimariye dönüşen yeryüzündeki en büyük eserlerinden birisi. Bu eserin hüzünlü hikâyesi mimarisinin güzelliği yanında tüm hüznü ile hala dilden dile dolaşır durur.
Bir isyanı bastırmak için ordularıyla Burhanpur’a giden Şah Cihan’a dokuz aylık hamile olmasına rağmen her zamanki gibi eşi Mümtaz Mahal de eşlik etmişti. Mümtaz Mahal 14. çocuklarını doğururken öldü.(1631)Şah Cihan eşinin ölümünden sonra 2 yıl yas tuttu. Artık devlet işlerine ilgisini kaybeden hükümdar teselliyi sanat ve mimaride buldu. Eşinin ölümünden 6 ay sonra Taç Mahal’in temeli atıldı.
Efsaneye göre kubbeyi desteklemek için yapılan iskele kubbeden daha fazla masraf ve iş gücü gerektirmişti. İnşaatın bitimine yakın Şah Cihan’a iskeleti sökmenin 5 yıl alacağı bilgisi verilmesi üzerine Şah Cihan herkesin söktüğü tuğlanın kendisine kalacağı şeklinde bir emir yayınlamış ve iskele bir gecede sökülmüştü Tac Mahal'in yapımı için 20 bin işçi çalıştı. 1632'de başlayan inşaatın tümüyle bitmesi 22 yılı buldu ve 40 milyon rupiye maloldu. Hindistan'ın içinden ve dışından heykeltıraşlar elmastıraşlar mozaikçiler ve duvar süslemecileri getirtildi. Buhara'dan çiçek oymacıları İstanbul'dan kubbe ustası İsmail Han Rumî çağın en büyük hat ustalarından Amanat Han Şirazî getirildi. Mimar olarak da tüm dünyanın saygınlığını kazanmış Lahorlu Üstat Ahmet getirtildi.
Tac Mahal'in büyük beyaz mermer blokları Hindistan'ın Racistan eyaletinde bulunan Raiwala kentindeki Mahrana'dan getirildi. Ayrıca Racistan'dan lal taşı ve Afganistan'dan lacivert renkteki lapis lazuli taşı getirtildi. Yapının tümünde Tibet'te çıkarılan turkuvaz da dahil kırk tür taş kullanıldı. Fakat sonradan bunların çoğu çalındı. Birçok ziyaretçi gibi Tac Mahal'i ben de günün değişik saatlerinde gördüm: Şafak sökerken akşamüstü güneşle ısınmış beyaz mermerleriyle ve Ay ışığında...
Tac Mahal'e batı girişinden girdiğinizde kendinizi ön avluda bulursunuz. Onyedinci yüzyılda burada gezginlerin konakladığı bir kervansaray varmış. Şimdiyse otomobil ve bisikletlerin park edildiği bir alandır. Kuzey bölümünde bahçelerin arasında bulunan uzun bir yoldan geçtikten sonra Kuran'dan alıntılarla bezenmiş büyük bir kemerle karşılaşırsınız. Söylenenlere göre gümüşten yapılmış dört ana kapının her birinde başları madeni Hint parasından yapılmış 1100 çivi bulunmaktaydı. Ne yazık ki bu çiviler yağmacılar tarafından eritilip kullanılmak üzere bir süre sonra çalındı.
Mümtaz Mahal'in mozolesini ilk bakışta kemerli girişlerle çevrelenmiş olarak görürsünüz. Sonra bahçelerin olduğu bölüme çıkarsınız.
Büyük Mogul'un diğer bahçeleri gibi bu bahçe de kendi arasında bölünmüş dört eşsiz bölümden oluşur. Tam ortada bulunan o ünlü havuzun mavi renginde Tac Mahal'in o bembeyaz yansıması öyle etkileyicidir ki...Bu bahçede Hindistan'a özgü bir ağaç olan "gul mohur" ağacından incir ağaçlarına değin tüm ağaçlar Tac'ın gözlerini tanımlamaktadır.
Tac Mahal zeminden 7 metre yükseklikte bir terasın üzerindedir. Dört köşesinde her biri 43 metre yüksekliğinde olan ve mermer kubbelerle çevrelenmiş dört konik minare bulunur. Şerefeler minarelerin tepesindedir.
Gizli bir merdiven sizi Tac'ın terasına ulaştırır. Bu sırada bir nöbetçi size eşlik eder. Nöbetçi anıtın giriş kapısı üzerinde bulunan ve Kuran'dan alıntıların yazıldığı siyah mermer kemere dikkat çeker. Beyaz mermerden lahitin bulunduğu bölümü 1898-1905 yılları arasında Hindistan Genel Valisi olan Lord Curzon tarafından armağan edilmiş bir lamba aydınlatmaktadır.
Bu bölümün tam ortasında 2 metre yüksekliğindeki mermer bir yapının içerisinde Ercümend Banu ile Şah Cihan'ın mozoleleri yer alır. Asıl mezarlar ise döşemenin altında avlu düzeyindeki mezar odasındadır.
Ercümend Banu'nun akik lapis lazuli taşı ve diğer değerli taşlardan yapılmış çiçeklerle bezeli mermer mozolesinin üzerinde şu yazı bulunur: "Mümtaz Mahal olarak bilinen Ercümend Banu Begüm'ün anıtı / Hicrî 1040 - Miladî 1631"
Prensesin mozolesinin hemen sağ tarafında İmparator Şah Cihan'ın daha geniş ve yüksek olan mozolesi bulunur. Şah Cihan da aslında hiç istememesine karşın buraya gömülmüştür. Şah Cihan Yamuna Nehri'nin sol tarafında prensesinkinin aynı olan fakat siyah mermerden yapılmış bir anıta sahip olmak ve iki anıtı Yamuna Nehri'nin üzerinden geçen iki köprüyle birleştirmek istiyordu. Fakat Şah Cihan'ın üçüncü oğlu olan Evrengzib "Babam anneme büyük bir sevgi duyuyordu. Bunun için sonsuza dek onun yanında uyumalıdır" diyerek Şah Cihan'ın bu dileğinin gerçekleştirilmesine karşı çıkmıştır.
Şah Cihan Mümtaz Mahal'in ölümünün ardından otuzbeş yıl yaşadı. Fakat son yıllarını hiç mutlu geçiremedi. Mümtaz Mahal'den olan oğulları büyük bir taht kavgasına giriştiler. En kurnazları olan Evrengzib kavgayı kazandı ve babasını Agra Kalesi'ne hapsetti. Onun bu durumuna üzülen tek kişi kızı Cihanara'ydı. Şah son sekiz yılını ibadet ederek ve meditasyon yaparak geçirdi. Ve olasılıkla kalbi öldüğü gün olan 22 Ocak 1666'ya dek bulunduğu kaleden her gün dikkatle izlediği iki kilometre uzakta olan biricik eşinin anıtındaydı.