20-10-2007, 11:20 PM
EVLİLİKLER NEDEN YÜRÜMÜYOR?
(Ali Çankırılı)
Son yıllarda, özellikle büyük şehirlerde, boşanmalar artış göstermektedir. İstatistiklere göre “şiddetli geçimsizlik” sebebiyle ayrılan eşlerin yarıdan fazlasını evliliği, üç yılını doldurmamış çocuksuz çiftler oluşturmaktadır. Okuyan, meslek ve kariyer sahibi olan, kişisel ve ekonomik sebeplerle çalışmak zorunda kalan bayanlar arasında da boşanma oranı oldukça yüksektir. Bu veriler, ülkemizde âile kurumunu ayakta tutan ve evlilikleri uzun ömürlü kılan değerlerin zayıfladığını göstermektedir. Teknolojinin getirdiği modern hayat ve medya, yeni bir dünya görüşü empoze etmektedir. Bu yeni dünya görüşü, mâneviyat yerine maddiyatı, yardımlaşma ve iş birliği yerine kişisel başarıyı, sorumluluklar yerine kişi hak ve özgürlüklerini ön plana çıkarmaktadır. Üniversite sınavlarına hazırlanan liseli kız öğrencilerime niçin okuduklarını sorduğumda verdikleri cevapların özeti şudur: “Ekonomik bağımsızlığım olsun, evlenince eşimin eline bakmayayım, anlaşamayıp boşandığımda veya eşim öldüğünde başkasına muhtaç olmadan yaşayabileyim.” Bu cevaplar evliliğe ve hayata bakış açısını yansıtmaktadır. İyi bir anne ve iyi bir eş olmak için okumak istediğini söyleyenine pek rastlamadım.
Erkek öğrenciler için de durum bundan çok farklı değil. Okurken her birinin hayalinde şöhret ve çok para getiren bir meslek hayali vardır.
Türkiye’de maalesef “evlilik okulu” adı altında gençlerimize hizmet veren özel ve resmî eğitim kurumları yok. “Ana-baba okulları” da henüz kurumlaşmış ve yaygınlaşmış değil. Büyük şehirlerde bazı üniversite ve orta öğretim kurumlarının özel gayreti ile açılan ana-baba okulları da yeterli sayıya ulaşamadığı için ihtiyaca cevap veremiyor.
Amerika’da ve Avrupa ülkelerinin çoğunda, evlenmeye niyetli ve evli çiftlere hizmet veren evliliğe hazırlık ve ana-baba okulları oldukça yaygın. Evlenmeye niyetli, nişanlı veya sözlü gençler önce bir evlilik okulunun kurslarına katılıyorlar. Burada evliliğin çiftlere getireceği sorumluluklar, karşı cinsin psikolojisi, eşler arası uyum, âilede iş bölümü, ortaya çıkan anlaşmazlıkların çözümü, arkadaş-akraba-komşu ve iş ilişkileri, ev ekonomisi gibi temel konular anlatılıyor. Bu kurslardan birinin hocasıyla tanışmıştım. Evlenmeyi düşünen ve kursa katılan gençlerden bazıları bir süre sonra “biz henüz bu sorumlulukları almaya hazır değiliz, bizim hayalimizdeki evlilikle burada anlatılan gerçek evlilik çok farklı” diyerek kursu bıraktıklarını söylemişti.
Eşler Arası Geçimsizliğin Temel Sebepleri Türkiye’de, son verilere göre, yüz evlilikten on beşi boşanma ile sonuçlanmaktadır. Boşanma ile sonlanan evliliklerde genellikle “şiddetli geçimsizlik” sebep gösterilir. Ancak geçimsizliğin nedenleri üzerinde durulmaz.
Âile danışmanlığı yapan psikologlar, boşanma sebeplerini şöyle sıralamaktadır:
• Nişanlılık döneminde tarafların birbirini iyice tanımadan evlenmeye karar vermeleri.
• Tanışma ve nişanlılık döneminde birbirine karşı dürüst davranmamaları.
• Evliliğin sorumluluğunu ve evlilikten ne beklediklerini bilmemeleri.
• Erken yaşta birbirini yeterince tanımadan sevgi ve aşk evliliği yapmaları.
• Tanışma ve nişanlılık döneminde tarafların karşıdakinde gördüğü bir yanlışın veya zararlı alışkanlığın evlenince düzeleceğine inanması.
• Geçimsizlik ve anlaşmazlık sebebiyle boşanmaya karar veren eşlerin, boşanmanın ne gibi sonuçlar doğuracağını, ne zorluklar getireceğini bilmeden ve hesaplamadan boşanmayı bir kurtuluş olarak hayal etmeleri.
• Büyük şehirlerde evlenen, akraba ve hemşehri çevresi olmayan genç evliler, çalışan hanımlar, istikrarlı bir işi olmayan erkekler, zararlı alışkanlıkları olanlar, inançları ve siyasi görüşleri farklı olanlar, düzenli âile hayatına imkân vermeyen bir işte çalışanlar (polisler, gazeteciler, askerler, şarkıcılar, sinema sanatçıları vb.) daha kolay boşanmaktadır. Âilede Ben Alanı ve Biz Alanı Çatışması Âileyi teşkil eden üyelerin her birinin kişilik haklarını temsil eden bir “ben” alanı vardır. Benim odam, benim bisikletim, benim masam, benim cep telefonum, benim arkadaşım, benim annem derken bu alanı ifade etmiş oluruz. Bir âile üyesi kendi “ben” alanını kullanırken diğer âile üyelerini rahatsız edecek ve onların “ben” alanlarını çiğneyecek şekilde davranmamalıdır.
Ben alanlarının sınırlarını ve nasıl kullanılacağını görgü kuralları ve gelenekler belirler. Mesela, bir âile üyesinin adına gelmiş mektubu başka bir âile üyesi açıp okumamalı; anne-baba, çocuğun odasına habersiz girip eşyalarını, çantasını, cüzdanını veya ceplerini karıştırmamalı; çocuğu uykuya gönderen baba, yan odada yüksek sesle televizyon izlememelidir. Büyük baba veya büyük annenin, evin küçük çocuğu için “benim torunum” demeye ve onu sevmeye hakkı vardır; ancak onun eğitimine doğrudan müdahale etmemelidir.
(Ali Çankırılı)
Son yıllarda, özellikle büyük şehirlerde, boşanmalar artış göstermektedir. İstatistiklere göre “şiddetli geçimsizlik” sebebiyle ayrılan eşlerin yarıdan fazlasını evliliği, üç yılını doldurmamış çocuksuz çiftler oluşturmaktadır. Okuyan, meslek ve kariyer sahibi olan, kişisel ve ekonomik sebeplerle çalışmak zorunda kalan bayanlar arasında da boşanma oranı oldukça yüksektir. Bu veriler, ülkemizde âile kurumunu ayakta tutan ve evlilikleri uzun ömürlü kılan değerlerin zayıfladığını göstermektedir. Teknolojinin getirdiği modern hayat ve medya, yeni bir dünya görüşü empoze etmektedir. Bu yeni dünya görüşü, mâneviyat yerine maddiyatı, yardımlaşma ve iş birliği yerine kişisel başarıyı, sorumluluklar yerine kişi hak ve özgürlüklerini ön plana çıkarmaktadır. Üniversite sınavlarına hazırlanan liseli kız öğrencilerime niçin okuduklarını sorduğumda verdikleri cevapların özeti şudur: “Ekonomik bağımsızlığım olsun, evlenince eşimin eline bakmayayım, anlaşamayıp boşandığımda veya eşim öldüğünde başkasına muhtaç olmadan yaşayabileyim.” Bu cevaplar evliliğe ve hayata bakış açısını yansıtmaktadır. İyi bir anne ve iyi bir eş olmak için okumak istediğini söyleyenine pek rastlamadım.
Erkek öğrenciler için de durum bundan çok farklı değil. Okurken her birinin hayalinde şöhret ve çok para getiren bir meslek hayali vardır.
Türkiye’de maalesef “evlilik okulu” adı altında gençlerimize hizmet veren özel ve resmî eğitim kurumları yok. “Ana-baba okulları” da henüz kurumlaşmış ve yaygınlaşmış değil. Büyük şehirlerde bazı üniversite ve orta öğretim kurumlarının özel gayreti ile açılan ana-baba okulları da yeterli sayıya ulaşamadığı için ihtiyaca cevap veremiyor.
Amerika’da ve Avrupa ülkelerinin çoğunda, evlenmeye niyetli ve evli çiftlere hizmet veren evliliğe hazırlık ve ana-baba okulları oldukça yaygın. Evlenmeye niyetli, nişanlı veya sözlü gençler önce bir evlilik okulunun kurslarına katılıyorlar. Burada evliliğin çiftlere getireceği sorumluluklar, karşı cinsin psikolojisi, eşler arası uyum, âilede iş bölümü, ortaya çıkan anlaşmazlıkların çözümü, arkadaş-akraba-komşu ve iş ilişkileri, ev ekonomisi gibi temel konular anlatılıyor. Bu kurslardan birinin hocasıyla tanışmıştım. Evlenmeyi düşünen ve kursa katılan gençlerden bazıları bir süre sonra “biz henüz bu sorumlulukları almaya hazır değiliz, bizim hayalimizdeki evlilikle burada anlatılan gerçek evlilik çok farklı” diyerek kursu bıraktıklarını söylemişti.
Eşler Arası Geçimsizliğin Temel Sebepleri Türkiye’de, son verilere göre, yüz evlilikten on beşi boşanma ile sonuçlanmaktadır. Boşanma ile sonlanan evliliklerde genellikle “şiddetli geçimsizlik” sebep gösterilir. Ancak geçimsizliğin nedenleri üzerinde durulmaz.
Âile danışmanlığı yapan psikologlar, boşanma sebeplerini şöyle sıralamaktadır:
• Nişanlılık döneminde tarafların birbirini iyice tanımadan evlenmeye karar vermeleri.
• Tanışma ve nişanlılık döneminde birbirine karşı dürüst davranmamaları.
• Evliliğin sorumluluğunu ve evlilikten ne beklediklerini bilmemeleri.
• Erken yaşta birbirini yeterince tanımadan sevgi ve aşk evliliği yapmaları.
• Tanışma ve nişanlılık döneminde tarafların karşıdakinde gördüğü bir yanlışın veya zararlı alışkanlığın evlenince düzeleceğine inanması.
• Geçimsizlik ve anlaşmazlık sebebiyle boşanmaya karar veren eşlerin, boşanmanın ne gibi sonuçlar doğuracağını, ne zorluklar getireceğini bilmeden ve hesaplamadan boşanmayı bir kurtuluş olarak hayal etmeleri.
• Büyük şehirlerde evlenen, akraba ve hemşehri çevresi olmayan genç evliler, çalışan hanımlar, istikrarlı bir işi olmayan erkekler, zararlı alışkanlıkları olanlar, inançları ve siyasi görüşleri farklı olanlar, düzenli âile hayatına imkân vermeyen bir işte çalışanlar (polisler, gazeteciler, askerler, şarkıcılar, sinema sanatçıları vb.) daha kolay boşanmaktadır. Âilede Ben Alanı ve Biz Alanı Çatışması Âileyi teşkil eden üyelerin her birinin kişilik haklarını temsil eden bir “ben” alanı vardır. Benim odam, benim bisikletim, benim masam, benim cep telefonum, benim arkadaşım, benim annem derken bu alanı ifade etmiş oluruz. Bir âile üyesi kendi “ben” alanını kullanırken diğer âile üyelerini rahatsız edecek ve onların “ben” alanlarını çiğneyecek şekilde davranmamalıdır.
Ben alanlarının sınırlarını ve nasıl kullanılacağını görgü kuralları ve gelenekler belirler. Mesela, bir âile üyesinin adına gelmiş mektubu başka bir âile üyesi açıp okumamalı; anne-baba, çocuğun odasına habersiz girip eşyalarını, çantasını, cüzdanını veya ceplerini karıştırmamalı; çocuğu uykuya gönderen baba, yan odada yüksek sesle televizyon izlememelidir. Büyük baba veya büyük annenin, evin küçük çocuğu için “benim torunum” demeye ve onu sevmeye hakkı vardır; ancak onun eğitimine doğrudan müdahale etmemelidir.