(*) GÜLE SEVDALI GENÇLİK (*)

Tam Görünüm: DİYALOGTA PEYGAMBERİMİZE TERS DÜŞEN GİRİŞİMLER
Şu Anda Arşiv Görüntüleme Modundasınız. Siteyi normal görüntülemek için, Buraya Tıklayın
DİYALOGTA PEYGAMBERİMİZE TERS DÜŞEN GİRİŞİMLER


'MUHAMMED'ÜN RESULULLAH'A TERS DÜŞEN TELAKKİ VE GİRİŞİMLER

“ Muhammeden Resulullah” üzerine tahliller ve tesbitler İnsan için en önemli husus “yaratılış gayesi”ni ve bu inancının esasları demek olan “akaid prensiplerini” muhafaza etmektir.

Esasen imanı korumak, onu kazanmaktan daha zordur. Zira, iman vehbidir, kazanılmasında iradenin rolü varsa da asl olan Cenab–ı Hakk’ın lutfu keremi olan bir nasiptir. Ama korunması tamamen insanın ilmi, idraki, hal ve ameli ile ilgili bir mükellefiyet meselesidir.


– İmanın zıdd–ı kamili, küfürdür.

– Bugün dünyada küfür esasen Cenab–ı Hakk’ı inkardan değil, Nübüvvet’i inkardan yani Peygamber mesajına ters düşmekten ve hayatını O’na itaat mantığı üzere oturtmamaktan kaynaklanıyor.

– Nübüvvet müessesi, Son Peygamber, Peygamberlerin Eşrefi, Resul–i Ekrem, Seyyid’ül Mürselin olan Hz. Muhammed (sav)’in bu aleme teşrifi ile tamamlanmıştır.

Artık geçmiş kitapların hükmü kaldırılmıştır. Zaten o kitaplar insanlar eliyle bozulup tahrif edilmişler, beşerileştirilmişler, ilahilik vasıflarını kaybetmişlerdir.

Geçmiş Peygamberler, dönemlerinde görevlerini tamamlamışlar, hep “Son Peygamber’i” adres göstermişlerdir. İman açısından, Peygamberlik cihetiyle aralarında fark gözetmemek Kur’an’ın emridir. (Bakara:135,137,285 – Al–i İmran:84)

Ancak, Peygamberler arasında fazilet ve mertebe farkı olduğu ilmi, itikadı ve Kur’an’i bir gerçektir. Fazilet ve mertebenin zirvesinde Hz. Muhammed (sav) bulunmaktadır. (Bakara:253 – İsra:55 – Kalem:3,4)

Son Peygamberi inkar eden, bütün Peygamberleri ve tüm ilahi mesajları inkar eder, O’u en küçük bir dışlama imanın zail olması sonucunu doğurur.

Netice itibariyle son ve Hakk din tek ve yegane mütekamil din Hz. Muhammed (sav) ‘in getirip tebliğ ettiği İSLAM’dır. (Al–i İmran:19, 85 – Nisa:3)

– Tek ve yegane Hak Kitap KUR’AN’dır. Diğer bütün kitaplar bozulmuş ve de hükümleri kaldırılmış olduğundan olarla asla amel edilmez. Geçmiş Peygamberlere de tabi olunamaz. Amel ve istikamet Kur’an’a ve Hz. Muhammed (sav)’e göredir.

O halde Hz. Muhammed (as)’ın teşrifiyle tek geçerli din İSLAM, tek amel edilecek kitap KUR’AN, tek izi takibedilecek Peygamber son Nebi ve Resul Hz. MUHAMMED (sav) ‘dir.

İşte Kelime–i Tevhid, asıl bunu vurgular: Bu yüce kelime: “Lailahe illallah Muhammederresulullah” diye ifade edilir.

ALLAH birdir, O’ndan başka ilah yoktur. Muhammed (sav) O’nun kulu ve resuludür”


Şimdi burada, tevhid manasının tam ekseninde, Muhammed (as)’in Nebi ve Resul oluşu vardır. Başka bir ifade ile, imanı ifade eden kelime Muhammed (as)’ endekslenmiştir.

Bu manayı bozan, Resulü dışlayan, her girişim ve yaklaşımın küfür olduğunda asla şüphe yoktur.

İmanın temelinde Resul’e iman etmek ve O’na tabi olmak vardır.

“Resul’e tabi olmak” kavramı başlıca 4 ana hususu içine alır.

1– Resul’e ve tüm getirdiklerine iman etmek; en küçük bir şüphe ve tereddüt göstermeden.

2– Resul’e itaat etmek; İman etmek yetmez, amelini hal ve gidişatını O’na uydurmalı, bunda tam başarılı olmazsa da bunun zahmetini bilmeli ve gayret etmelidir. (Nisa:59 v.s. birçok ayet)

3– Resul’e teslimiyet; O’nun getirdiklerine, herhangi bir hususta verdiği hükme rıza göstermek, kalben tasdik etmek. Hatta hiç bir kalbi sıkıntı ve darlık hissi uyanmadan. (Bak; Nisa:65)

4– Resul’ü sevmek ve O’na bol bol selatü selam getirmek; Bu da imanın gereği hem de selameti açısından zaruri ve şarttır.

Bu dört hususun beraber olması halinde kişi “Resul’e tabi olmuş” olur.

Bu hususların hepsi bir çok ayet–i kerime ile sabittir.

Hz. Muhammed (as)’ın gelişiyle bir kimse hangi dinde olursa olsun o dini terketmesi bir zarurettir. Çünkü Hakk indinde İSLAM’dan başka hiç bir din geçerli değildir. (Bak: Al–i İmran: 85)


“Allah’a ve diğer bütün Peygamberlere inandığını söylediği halde son Peygamber Hz. Muhammed’e (AS) inanmayanlar...”

Bu görüşe daha ziyade Ehl–i Kitap tabiriyle ifade edilen Hıristiyan ve Yahudiler sahiptirler. Bu telakki açık küfürdür. Zira, Muhammedün Resulullah’ın inkarı; tabiatıyla Kur’an’ın reddi sözkonusudur.
(Nisa:42, Enam:33, Araf:184, Yunus:2, Rad:63, İsra:94, Saffat:35–38, Feth:13) Diğer kitaplar, hükümleri kaldırıldığından ve de insanlar eliyle tahrif edildiğinden ilahilik vasıfları bozularak beşerileşmişlerdir.

Kur’an’a ve Resül’e ters düşen bu grup, Cenab–ı Hakk’ın zatına ve sıfatlarına cahil kalıp; O’na şirk koşmaktan kurtulamazlar. Ubudiyet ve kulluk esaslarını bilemezler.

Zira Allah–u Teala kendini, sıfatlarını ve insanların kulluk gereklerini Resulullah’ın Nübüvvet ve Risaleti ile Kur’an’da haber vermiştir. Tahrif edilmiş kitaplar ise bu Nur’dan ve bu gerçeklerden mahrum olup, küfür ve zulüm karanlığına garkolmuşlardır. İstikametleri bozulmuş, yönleri belirsiz olarak, karanlıkta bocalayıp kalmışlardır.

O halde Hıristiyan ve Yahudilerin biz Allah’a inanıyoruz demeleri ve diyalogcuların “Allah’da buluşalım” teklifleri ilmi ve itikadi mesnetten mahrum kandırmacalardır.

Nitekim Hıristiyanlar; “İsa Allah’ın oğludur” diyerek ve ona Ruhul Kudüsü de eş koşarak üçleme yani teslise sapmışlardır. Yahudiler de keza Üzeyr Allah’ın oğludur demektedirler. Kur’an literatüründe ve akaid esaslarında bu hal açık şirk olarak tanımlanır.

Ehl–i Kitap’ın İslam’ı seçenler hariç, hepsi küfürdedir. (Al–i İmran:32–64–100 ve 19’un devamı; Beyyine suresinde Ehl–i Kitabın, müşriklerden önce zikredilmiş olması.)

Tarih boyunca bütün Peygamberler Allah’ın tek olan dinini yaşamış ve tebliğ etmişlerdir. Akaid esaslarında değişme yoktur. Değişme hükümlerdedir.


Şunu da kesinlikle bilinmeli ki, hüküm koymak ve kaldırmak yalnız Allah–u Teala’ya aittir. Hiç bir Peygamber’e dahi böyle bir yetki verilmemiştir. Çünkü, hüküm koymak ve kaldırmak Cenab–ı Hakk’ın Uluhiyyet ve Rububiyet sıfatlarının gereğidir.

Bir şeyin farz veya haram kılınmasındaki ölçü hikmete uygun olmakla beraber ancak Allah’u Teala tarafından konulabilir.

O halde ilk Peygamber Hz. Adem’den son Peygamber Hz. Muhammed’e (SAV) kadar gelen bütün Nebi ve Resuller Allah’ın tek ve hak olan dinini yaşamış ve tebliğ etmişlerdir.

Bu dinin adı “İslam’dır. Bu adı da ALLAH koymuştur. (Al–i İmran:19, Maide:3)
O halde tek olan İslam dini hiçbir zaman çoğul ifadeyle, “dinler” şeklinde ifade edilemez.


Son Peygamber Hz. Muhammed’in (SAV) teşrifiyle Tevhid esaslı İslam kemale ermiş; Cenab–ı Hakk’ın kullar üzerindeki nimetini tamamlanmıştır. Hüküm ve amel, Kur’an’a göredir. Zaten Kur’an dışında amel edilecek İlahilik vasfı olan bir kitap da kalmamıştır.

Bunun iki sebebi vardır:

1– Hükümleri kaldırılmış olduğundan.
2– Tahrif edildikleri için.

O halde “Dinler” kavramı İslam’ın Tevhid inancı açısından küfrü icabettirir. Zira bu ifade İslam dışında da pek çok dinler olabileceği düşüncesini verir.

Tek ve yegane Din İslam’dır. Bu hüküm Al–i İmran 19. ve Maide 3. ayetlerde çok açık bildirilmiştir.

Peki acaba İslam’ı mükemmel kabul etmekle beraber “İslam dışındaki bazı dinler de o kadar mükemmel olmasa da doğru olabilir mi” ?

Bu görüş de açık bir küfürdür.
Zira Al–i İmran 85’te şöyle buyurulmaktadır: “Her kim İslam’dan başka bir din ararsa bu ondan asla kabul edilmez. Ve o ahirette de hüsrana uğrayanlardan olur.”

O halde sonuç, tek ve hak Din İslam’dır. Onun dışında başka hiçbir din geçerli değildir. Yok hükmündedir. Varlığın kabul edilmesi batıldır, yanlıştır ve küfürdür.

Buna göre “üç büyük din, üç semavi din veya semavi dinler” gibi kavramlar tam bir demagojik aldatmacadır.

Geçmiş dinlerin Peygamberleri varsayılarak onlara tabi olmak gibi bir telakki de yanlıştır. Zira o Peygamberler kendi dönemlerinde görevlerini tamamladılar; açık adres olarak son Nebi ve Resul’ü Hz. Muhammed’i gösterdiler. Bu gün O Peygamberler hayatta olsa son ve Hakk Din İslam’a tabi olmaktan başka çareleri olmazdı.


Nitekim bir Hadis–i Şerifte Resulullah “Kardeşim Musa hayatta olsaydı, bana tabi olmaktan başka çaresi olmazdı” buyurmaktadırlar.

Yine son Peygamberin şerefi ve ulviyetindendir ki Hz. İsa (AS) gibi ululazim bir Peygamber O’nun ümmeti olmak istemiş, yaşadığı zaman itibariyle bu mümkün olmadığından, ALLAH (CC) onun duasını zamanı geldiğinde semadan indirip Resulullah’ın vekili olan Mehdi Al–i Resule tabi olması tarzında kabul etmiştir.

O halde Ehl–i Kitap denen Hıristiyan ve Yahudilerin kendi Peygamberlerine tabi oldukları iddiası tamamen yalandır; samimi değildir.

Ancak müşrik olarak putperestliğe sürüklenen bu dinlerden o yüce Resulleri de tenzih etmek gerekir. Bütün bu fikir ve düşüncelerden çıkan sonuç şudur ki;


İslam’a alternatif üretmek dini çoğul olarak kullanan ve de telakki ettikleri birden fazla dini eşitlemeye kalkan diyalog mantığı açık küfürdür.

Buradaki sinsi hedef Muhammed Resulullah’ın inkarı veya dışlanmasıdır. Bu dışlamada İbrahimi dinler tabirinin kullanılması batılı hak göstermenin şeytani yöntemidir ve bu aynı zamanda Deccal mantığı ve fitnesidir.


Tarih boyunca yaşanılan İslam müteselsilen her Peygamber döneminde uygulamada, farklılıklar göstererek Resul–i Ekrem Hz. Muhammed ile (SAV) kemale ulaşmıştır.

Bu anlamda Hz. Muhammed (SAV) vasfı, görevi ve gayesiyle yüce İslam’da daha önceki Peygamberler döneminde yaşanılan en mütekamilidir.
Kafirlerin hoşuna gitmese de gerçek budur.

Bu gerçek şu Ayet–i Kerime ile vurgulanır;

“Dinini bütün dinlere üstün kılmak için Peygamberini hidayet ve hak din ile gönderen O’dur. İsterse müşrikler hoşlanmasınlar.” (Tevbe:33)
DİYALOGÇULARA.YAHUDİ VE HIRİSTİYANLAR CENNETE GİREMEZ.(GİRER.! DİYENDE GİREMEZ.)

Sapıkların dine aykırı diğer görüşleri:

1- Yahudiler de, Hıristiyanlar da cennete girecek demek.
2- La ilahe illalah diyen cennete girer, Muhammedün resulullah demeye gerek yok demek.
3- (Deccal bir akımdır, İsa ve Mehdi de manevi şahıs yani ruh olarak gelecek) demek.
4- Hazret-i İsa, gelince hakiki Hıristiyanlığı yayacak demek.
5- Hazret-i Mehdi’nin vasıfları uymadığı halde, birilerine Mehdi demek.
6- İbni Teymiyye’yi, mason Abduh’u, diğer mezhepsizleri ve bid'at ehlini savunmak.
7- Enbiya ve evliyanın kabirlerine gidip onların hürmetine dua etmek, onlardan yardım istemek caiz değildir demek.
8- Tesadüf kelimesini kullanmak caiz değildir demek.
9- Vehhabi olsun, Mutezile olsun, yani bid’at ehli de olsa, herkesi severim demek.
10- Ruh ölür, ruhlar ve ölüler işitmez demek. Telkini, devir ve iskatı inkâr etmek.
11- Naylon çoraba meshi caiz görmek.
12- İslam halifelerini, Osmanlı sultanlarını kötülemek.
13- Ölmeden önce ruhunu Allah’a ulaştırmak gerekir demek
14- Kaza namazı kılmak gerekmez demek.
15- İhtiyaç veya zaruret halinde dört hak mezhepten birini taklit etmeyi kabul etmemek veya her mezhepten kolay gelen hükümle amel etmek.
16- Mezhebe bağlanmak için, mezhep taassubu tabirini kullanmak, ictihad kapısı açıktır demek.
17- Zuhr-i âhir diye bir namaz yoktur demek
18 - Organ nakline haram demek.
19- İslami görüş, İslam düşüncesi, İslam felsefesi, İslamcı gibi tabirler kullanmak.
20- İslâm âlimlerini kötülemek maksadıyla, kitaplarında uydurma hadis olduğunu söylemek.
21- Ahmet Kadiyani; Behaullah, Beykiyef, C. Efgani, Ebul ala Mevdudi, Hasan el Benna, Hasan Sabbah, İbni Hazm, İbni Kayyimi Cezviyye, İbni Rüşd, İbni Sebe, İbni Teymiye, İzmirli İsmail Hakkı, M. Şevkani, M. Abduh, M. bin Abdülvehhab Necdi, Makdisi, M. Hamidullah, M. Ebu Zehra, M. İkbal, M. Sıddık Hasan Han, N. Elbani, Reşat Halife, Reşit Rıza, S. Kutup, Seyyid Sabık, Şeyh Bedrettin, Yusuf Kandehlevi, Yusuf Kardavi, Zuhayli gibi yazarları kaynak göstermek.
(Yukarıdaki bilgiler, Fıkh-ı ekber, Nuhbet-ül-leali, R. Nasihin, Mektubat-ı Rabbani, S. Ebediyye, F. Fevaid’den alınmıştır.)
Siteye;değişik konularda ,
Katkılarımızdan dolayı,
TEşekkürLEr..
Referans Adresler