21-09-2007, 04:49 PM
Zindan Şehirler
İsrail işgal devletinin zulmünün geniş zamana yayılması ne yazık ki dünya kamuoyunun bu konuya ilgisini zayıflatmıştır. İşgal devleti bu konuda toplum psikolojisini çok iyi değerlendirerek sinsi bir politika izlemektedir. Bu yüzdendir ki işgalcilerin Filistin halkına karşı uyguladıkları zulümler artık rutin uygulamalar olarak algılanmakta, bu zulümlere karşı ciddi bir hareketlilik söz konusu olmamaktadır. Uluslararası platformda ise emperyalist güçlerin ve onların kuyrukları durumundaki kukla yönetimlerin siyonist zulme genellikle sessiz kalmaları çoğu zaman da onu himaye etmeleri işgalci saldırganların biraz daha rahat hareket etmelerine imkan sağlamaktadır.
Belirttiğimiz sebeplerden dolayı Filistin'deki siyonist zulüm büyük ölçüde dikkatlerden uzak kalmaktadır. Oysa işgalci siyonistlerin zulümleri bütün şiddetiyle devam etmektedir. Batı Yaka bölgesinde son günlerde en çok öne çıkan zulüm uygulaması ise bu bölgedeki şehirlerin ve kasabaların hemen hemen tamamının zindan haline getirilmiş olmasıdır. İşgal güçleri bu bölgedeki şehirlere iyice yerleşti. Bunun yanı sıra sürekli sokağa çıkma yasağı uyguluyor. Yani insanlar kendi evlerine hapsedilmiş durumdalar. Böylece düne kadar sözde "barış (!)" anlaşmalarıyla ve uzun süren pazarlıklardan sonra, üstelik büyük tavizler koparılması karşılığında özerk yönetimin kontrolüne verilen şehirler bugün oraların ahalileri için zindan olarak kullanılıyor. İnsanların kendi evleri hapishane hücreleri olarak değerlendiriliyor. İnsanlar küçük yaştaki bebeklerine süt almak için bile dışarı çıkamıyorlar. Çıkmaları durumunda cadde ve sokak başlarını tutmuş işgalci saldırganların mermilerine hedef oluyorlar. Dışarıya çıkanların çocuk ya da yaşlı olması bir şeyi değiştirmiyor. İşgalci saldırganlardan biri tarafından fark edildikleri anda mermi yağmuruna veya bir tank mermisine hedef olabiliyorlar. Sokağa çıkma yasağı uygulaması sebebiyle bazen ölülerini bile gömme fırsatı bulamıyorlar. Örneğin 7 Temmuz Pazar günü Batı Yaka'nın Kalkiliya şehrinde, daha önce işgalcilerin attığı bir mermiyle yaralanmış olan 6 yaşındaki Şukri Faik adlı çocuk hayatını kaybetti. Fakat şehirde uygulanan sokağa çıkma yasağı sebebiyle uzun süre cenazesi kaldırılamadı.
Evlerine hapsedilen insanlar evlerinde de güven içinde değiller. İşgal kuvvetleri gecenin geç saatlerinde insanların uykuda olduğu vakitlerde bir baskın düzenleyerek arama yapabiliyorlar. Arama esnasında evin bütün eşyalarının altını üstüne getiriyor, birçoğunu kırıp parçalıyorlar. Sonra da ailenin geçimiyle ilgilenen kişileri sorgulama için toplama kamplarına götürüyorlar.
İşgal devleti bazen, insanların zorunlu ihtiyaç maddelerini satın almaları için birkaç saatliğine sokağa çıkma yasağını kontrollü bir şekilde kaldırıyor. Fakat insanlar bu saatlerde de güven içinde değiller. Çünkü işgal güçlerinden bir vahşi saldırgan, yasağın kaldırıldığının ilan edildiği bu saatlerde de üzerlerine mermi yağdırabiliyor. Nitekim Cenin'de yasağın kaldırıldığı saatlerde insanların ihtiyaç maddelerini satın almak için bir marketin önünde toplandıkları sırada işgal güçlerine ait bir tank üzerlerine mermi attı ve üçü çocuk dört kişinin ölümüne, dokuz kişinin de yaralanmasına sebep oldu. Bu saldırının yanlışlıkla yapıldığını iddia eden işgal devleti yanlışlığı yaptığını ileri sürdüğü askere sadece "kınama" cezası verdi. İşin gerçeğinde bu bir ceza değil, benzer saldırılar gerçekleştirmek isteyenleri teşvik amacı taşıyan bir mükafatlandırma idi.
Biz burada işgal devletinin Batı Yaka bölgesinde uyguladığı sokağa çıkma yasağının ne anlama geldiğini sadece kısa örneklerle izah etmeye çalıştık. Bir insanın bunun gerçekte ne olduğunu anlaması için her türlü serinletme, klima vs. imkanlarından mahrum bir eve gün boyu hapsedildiğini tahayyül etmesi yeterlidir. Üstelik evinin her an bir baskına veya ya havadan yahut karadan bir saldırıya maruz kalabileceği korkusuyla.
İsrail işgal devletinin zulmünün geniş zamana yayılması ne yazık ki dünya kamuoyunun bu konuya ilgisini zayıflatmıştır. İşgal devleti bu konuda toplum psikolojisini çok iyi değerlendirerek sinsi bir politika izlemektedir. Bu yüzdendir ki işgalcilerin Filistin halkına karşı uyguladıkları zulümler artık rutin uygulamalar olarak algılanmakta, bu zulümlere karşı ciddi bir hareketlilik söz konusu olmamaktadır. Uluslararası platformda ise emperyalist güçlerin ve onların kuyrukları durumundaki kukla yönetimlerin siyonist zulme genellikle sessiz kalmaları çoğu zaman da onu himaye etmeleri işgalci saldırganların biraz daha rahat hareket etmelerine imkan sağlamaktadır.
Belirttiğimiz sebeplerden dolayı Filistin'deki siyonist zulüm büyük ölçüde dikkatlerden uzak kalmaktadır. Oysa işgalci siyonistlerin zulümleri bütün şiddetiyle devam etmektedir. Batı Yaka bölgesinde son günlerde en çok öne çıkan zulüm uygulaması ise bu bölgedeki şehirlerin ve kasabaların hemen hemen tamamının zindan haline getirilmiş olmasıdır. İşgal güçleri bu bölgedeki şehirlere iyice yerleşti. Bunun yanı sıra sürekli sokağa çıkma yasağı uyguluyor. Yani insanlar kendi evlerine hapsedilmiş durumdalar. Böylece düne kadar sözde "barış (!)" anlaşmalarıyla ve uzun süren pazarlıklardan sonra, üstelik büyük tavizler koparılması karşılığında özerk yönetimin kontrolüne verilen şehirler bugün oraların ahalileri için zindan olarak kullanılıyor. İnsanların kendi evleri hapishane hücreleri olarak değerlendiriliyor. İnsanlar küçük yaştaki bebeklerine süt almak için bile dışarı çıkamıyorlar. Çıkmaları durumunda cadde ve sokak başlarını tutmuş işgalci saldırganların mermilerine hedef oluyorlar. Dışarıya çıkanların çocuk ya da yaşlı olması bir şeyi değiştirmiyor. İşgalci saldırganlardan biri tarafından fark edildikleri anda mermi yağmuruna veya bir tank mermisine hedef olabiliyorlar. Sokağa çıkma yasağı uygulaması sebebiyle bazen ölülerini bile gömme fırsatı bulamıyorlar. Örneğin 7 Temmuz Pazar günü Batı Yaka'nın Kalkiliya şehrinde, daha önce işgalcilerin attığı bir mermiyle yaralanmış olan 6 yaşındaki Şukri Faik adlı çocuk hayatını kaybetti. Fakat şehirde uygulanan sokağa çıkma yasağı sebebiyle uzun süre cenazesi kaldırılamadı.
Evlerine hapsedilen insanlar evlerinde de güven içinde değiller. İşgal kuvvetleri gecenin geç saatlerinde insanların uykuda olduğu vakitlerde bir baskın düzenleyerek arama yapabiliyorlar. Arama esnasında evin bütün eşyalarının altını üstüne getiriyor, birçoğunu kırıp parçalıyorlar. Sonra da ailenin geçimiyle ilgilenen kişileri sorgulama için toplama kamplarına götürüyorlar.
İşgal devleti bazen, insanların zorunlu ihtiyaç maddelerini satın almaları için birkaç saatliğine sokağa çıkma yasağını kontrollü bir şekilde kaldırıyor. Fakat insanlar bu saatlerde de güven içinde değiller. Çünkü işgal güçlerinden bir vahşi saldırgan, yasağın kaldırıldığının ilan edildiği bu saatlerde de üzerlerine mermi yağdırabiliyor. Nitekim Cenin'de yasağın kaldırıldığı saatlerde insanların ihtiyaç maddelerini satın almak için bir marketin önünde toplandıkları sırada işgal güçlerine ait bir tank üzerlerine mermi attı ve üçü çocuk dört kişinin ölümüne, dokuz kişinin de yaralanmasına sebep oldu. Bu saldırının yanlışlıkla yapıldığını iddia eden işgal devleti yanlışlığı yaptığını ileri sürdüğü askere sadece "kınama" cezası verdi. İşin gerçeğinde bu bir ceza değil, benzer saldırılar gerçekleştirmek isteyenleri teşvik amacı taşıyan bir mükafatlandırma idi.
Biz burada işgal devletinin Batı Yaka bölgesinde uyguladığı sokağa çıkma yasağının ne anlama geldiğini sadece kısa örneklerle izah etmeye çalıştık. Bir insanın bunun gerçekte ne olduğunu anlaması için her türlü serinletme, klima vs. imkanlarından mahrum bir eve gün boyu hapsedildiğini tahayyül etmesi yeterlidir. Üstelik evinin her an bir baskına veya ya havadan yahut karadan bir saldırıya maruz kalabileceği korkusuyla.