08-10-2007, 05:13 PM
Şimdi Adil devlet düzenin yerleşmesi ve İslami siyasetin yürütülmesi yolunda hem fikri hem de fiili hizmet gören din büyüklerimizin başlıcalarını arz edelim.
İMAM CA’FER-İ SADIK
Hilafet talebiyle ortaya çıkan amcası Zeyd bin Ali Zeynelabidin ve diğer ehl-i beytin, Emevi hükümdarları tarafından nasıl gaddarca katledildiklerine ve kendilerine bağlılık gösterisi yapan Şiilerin dönekliklerine ve hıyanetlerine bizzat şahit olan İmam Cafer-i Sadık Hz.’leri, fiili siyaset yolunun tıkandığını ve zahiri bütün imkanların tükendiğini görünce, talebelerine ve yakın çevresine “fikri siyasetin” prensiplerini ve geleceğe dönük projelerini öğretmeye başlamıştır.
Halife El-Mansur’la karşılaştığı yerlerde ise, Onu ikaz ve irşad etmekten asla geri durmamıştır. Hatta yine beraber bulundukları bir mecliste, bir sinek Mansur’un yüzüne konup kalkarak rahatsızlık verince, Mansur, Cafer-i Sadık’a dönüp: “-Allah bu sineği, acaba niye yaratmış?” diye sormuş.
Cafer-i Sadık da “Büyüklük taslayanları küçültmek ve acizliklerini göstermek için!” cevabını vermiştir.
Halife Mansur, “Ey İmam, niçin meclisimize katılmıyorsun ve yanımızda bulunmuyorsun? Şeklinde mektup yazdığında ise, Ona:
“Bizim sizden ne bir korkumuz ne de dünyalık bir umudumuz yoktur ki, yağcılık yapalım. Sizin ise, ahiret derdiniz ve adalet düşünceniz yoktur ki size nasihatta bulunalım. Öyle ise, dünya peşinde olanlar sana Hakkı ve hayrı söylemezler. Ahiret peşinde olanlar ise, senin gibilerle arkadaşlık etmezler” diyerek teklifini reddetmiştir.
İMAM-I AZAM EBU HANİFE
Büyük Mezheb imamımız ömrünün 52 senesini Emeviler, 18 senesini ise, Abbasiler döneminde geçirmiştir.
İmam-ı Azam Hz’leri “Devlet ve hükümet eliyle tatbik edilmeyen ilmin faydasız olacağını” peygamberimizin ise, “Faydasız ilimden Allah’a sığındığını” çok iyi biliyordu. Bu nedenle İslami Kurallara ve ilmi kararlara uyacak bir hükümetin kurulmasını istiyor ve işte bu maksatla Emevi zorbalarına karşı Ehl-i Beyti destekliyor ve halkı bu yolda teşvik ediyordu.
Hatta Emevi hükümdarı Hişam bin Abdülmelik’e karşı Kufe’de ayaklanan Ehl-i Beytten Zeyd bin Ali Zeynelabidin için: “Zeyd’in bu çıkışı, Resulullah’ın Bedir’deki çıkışına benziyor” demiştir. Ve yine “eğer Kufelilerin ve şiilerin dedesi Hz. Hüseyin’i terk edip kaçtıkları gibi, şimdi de Zeynilabidin’i yalnız ve yüzüstü bırakacaklarından korkmasam ve yanımda duran halkın emanetlerini teslim edecek birini bulsam, gidip Onunla birlikte savaşırdım” buyurmuştur .
Bu durumu farkeden Emevi valileri, İmamı Azam’ı tesirsiz hale getirmek ve zulümlerine ortak etmek için O’na resmi vazife teklif etmişler, kabul etmeyince de hapse atıp ölesiye dövmeye başlamışlardır.
Bu zulümden kurtulan İmam-ı Azam Hz.’leri, mecburen Hicaz’a dönmüş ve Beytullah’a sığınmıştır.
Daha sonra Abbasiler döneminde tekrar Bağdat’a dönen ebu Hanife Hz.’leri bu sefer de İmamı Malik Hz.’lerinin “Bu çıkış meşrudur” fetvasıyla H. 145 yılında Medine’de ayaklanan, Ehl-i Beytten Muhammed En-Nefsü-z Zekiyye ve Irak’ta ayaklanan kardeşi İbrahim’i desteklemeğe ve hatta Abbasi hükümdarı Mansur’un bazı komutanlarını ikna edip, İbrahim’in tarafına geçirmeğe başlayınca, yani yeniden ve fiilen siyasete karışınca, tekrar takip ve tehdit altına alınmıştır.
Abbasi halifesi Mansur imam-ı Azam’ı etkisiz hale getirmek, O’nu halkın gözünden düşürüp iki yüzlü gibi göstermek ve zulümlerine alet etmek amacıyla kendisine başkadılık
(şimdiki Diyanet İşleri ve Anayasa Mahkemesi Başkanlığı) teklif etti. Büyük imam bu oyuna gelmedi ve Mansur’a: “Bu göreve atanacak insan gerekirse senin, çocuklarının ve komutanlarının aleyhine bile olsa, doğru hüküm vermek zorundadır. Halbuki siz, buna katlanamazsınız. Bana gelince Allah’ın rızasını sizlerin hatırına feda edemem” diyerek bu rüşvet makamını reddetmiştir.
Bunun üzerine hapse atıldı ve her gün artırılamak suretiyle kırbaçlanarak işkenceye tabi tutuldu. Sağlık durumu kötüleşince serbest bırakılmış, ama göz hapsine alınarak ders ve fetva vermesi yasaklanmış ve zaten çok geçmeden H. 150 yılında Rahmet-i Rahman’a kavuşmuş ve o işkencelerin tesiriyle şahadet şerbetini içmiştir.
Ve şimdi açıkça İslâm düşmanlığı yapan ve Kur’an hükümlerini savunanları zindanlara tıkan Mason ve münafık siyasilerle uzlaşan, ama Hakkı temsil ve tebliğ eden hareket ve liderinden ise, devamlı uzaklaşan ve buna rağmen kalkıp “Biz İmam-ı Azam’ın Mezhebi ve mesleki üzerindeyiz” iddiasında bulunan birtakım hocalar bundan ibret alsınlar ve utansınlar!..
İMAM MALİK
Bu büyük imam da Kur’an ahkamına ve İslam ahlakına riayet etmedikleri ve sünneti ve adaleti gözetmedikleri için Emevi ve Abbasi yönetimlerini açıkça tenkit etmiş, Muta nikahının haram sayıldığını ve ikrah ile (istemeyecek zorla) alınan biatın geçersiz olacağını söylemiş ve özellikle Ehli Beytten Muhammed En-Nefsü-z Zekiyyenin zulüm yönetimine karşı Medine’deki ayaklanmasına fetva vermiş olduğundan, ikinci Abbasi Halifesi El-Mansur’un emriyle hapse atılmış, çok ağır işkenceler yapılmış ve hatta bir kolu ta omuzundan çıkarılmıştır .
İMAM ŞAFİİ
İmamet ve Hilafetin ve İslami ölçüler içerisinde şekillenecek bir hükümetin kurulmasının Müslümanlar üzerine yerine getirilmesi gereken bir farz olduğunu savunan İmamı Şafii, üstünlük bakımından Hz. Ebubekir”den sonra geldiğini kabul ettiği ve çok özel bir muhabbet beslediği Hz. Ali evladının, haklı ve hayırlı çıkışlarını devamlı desteklemiş ve 34 yaşında iken “şiilik propagandası yapıyor” iftirasıyla Yemende hapsedilmiştir. Kendisi ile birlikte tutuklanan 9 arkadaşı öldürülmüş İmamı Şafii ise bazı hatırlı taraftarlarının iltimasıyla son anda salıverilmiştir.
İmam Şafii Siyasette tarafsız kalmak gibi bir kolaycılığa ve hele makam ve menfaat için zalimleri desteklemek gibi bir yanlışlığa asala tenezzül etmemiştir.
İMAM HANBEL
“Kur’an mahluktur ( sonradan yaratılmıştır)” gibi sapık bir düşünceyi siyasi saltanat ve sömürü aracı yapan ve bu batıl düşünceye bağlı olanları yüksek görevlere atayarak hükümdarlığını garantiye alacağını hesaplayan Abbasi halifelerinden Me’mun ve sonra Mu’tasım dönemlerinde, İmam Ahmed bin Hanbel bu zülüm ve haksızlıklara karşı çıktığı için çok büyük sıkıntılara maruz bırakılmıştır.
Önce Halifenin emriyle Bağdatta tutuklanmış, hergün bayılıncaya kadar işkence yapılmış, ama bazı sapıkların siyasi ihtirasları için dinin yozlaştırılmasına asla razı olmamıştır.
Daha sonra ayaklarına zincir vurularak ta Tarsusta bulunan Me’mun’un yanına götürülmek üzere yola çıkarılmış, ama halifenin ölüm haberi gelince yarı yoldan geri çağırılmıştır.
Yeni halife Mu’tasım da yine İmam Hanbeli hapse atmış, yıllarca zulüm ve işkence altında bırakmıştır.
“Kur’an mahlukmudur, değilmidir” münakaşaşı işin zahiri kılıfıdır. Zalim hükümdarların asıl korkusu İmam Hanbelin, halkı adil bir yönetim için şuurlandırması ve her yönüyle İslami bir düzen ve dönem için çalışmasıdır.
Tarihler O’nun 14 yılının zindanlarda ve geri kalan ömrününde göz altında geçtiğini yazmaktadır.
Akidevi ve ahlaki sapıklığa ve siyasi sultaya karşı çıktığı ve İslami adalet ve istikamet düzenini yerleştirmeye çalıştığı içindirki, bu denli hıyanet ve hakaretlere uğratılmış, ama O asla hainleri ve zalimleri alkışlamamıştır.
İBN HAZM
İspanyada Kurulan Endülüs Emevi Devletinin başkenti ve islam Medeniyetinin önemli merkezi olan Kurtuba’da dünyaya gelen ve Ehli sünnetin Zahiri mezhebinin kurucularından olan bu büyük müctehid, Endülüs Emevi hükümdarlarından hem Murtaza Abdurrahman bin Muhammed’in, daha sonra da Abdurrahman En-Nasır’ın veziri olarak bizzat hükümet ve siyaset işlerine karışmıştır. Dönemindeki alimler onu kıskandığından, amirler ise siyasi feraset ve cesaretinden korktuğundan dolayı pek büyük sıkıntı ve sürgünlere uğramış, ama bu zat İslami adalet için siyasi ve ilmi çalışmalarından asla yılmamış ve usanmamıştır.
İMAM CA’FER-İ SADIK
Hilafet talebiyle ortaya çıkan amcası Zeyd bin Ali Zeynelabidin ve diğer ehl-i beytin, Emevi hükümdarları tarafından nasıl gaddarca katledildiklerine ve kendilerine bağlılık gösterisi yapan Şiilerin dönekliklerine ve hıyanetlerine bizzat şahit olan İmam Cafer-i Sadık Hz.’leri, fiili siyaset yolunun tıkandığını ve zahiri bütün imkanların tükendiğini görünce, talebelerine ve yakın çevresine “fikri siyasetin” prensiplerini ve geleceğe dönük projelerini öğretmeye başlamıştır.
Halife El-Mansur’la karşılaştığı yerlerde ise, Onu ikaz ve irşad etmekten asla geri durmamıştır. Hatta yine beraber bulundukları bir mecliste, bir sinek Mansur’un yüzüne konup kalkarak rahatsızlık verince, Mansur, Cafer-i Sadık’a dönüp: “-Allah bu sineği, acaba niye yaratmış?” diye sormuş.
Cafer-i Sadık da “Büyüklük taslayanları küçültmek ve acizliklerini göstermek için!” cevabını vermiştir.
Halife Mansur, “Ey İmam, niçin meclisimize katılmıyorsun ve yanımızda bulunmuyorsun? Şeklinde mektup yazdığında ise, Ona:
“Bizim sizden ne bir korkumuz ne de dünyalık bir umudumuz yoktur ki, yağcılık yapalım. Sizin ise, ahiret derdiniz ve adalet düşünceniz yoktur ki size nasihatta bulunalım. Öyle ise, dünya peşinde olanlar sana Hakkı ve hayrı söylemezler. Ahiret peşinde olanlar ise, senin gibilerle arkadaşlık etmezler” diyerek teklifini reddetmiştir.
İMAM-I AZAM EBU HANİFE
Büyük Mezheb imamımız ömrünün 52 senesini Emeviler, 18 senesini ise, Abbasiler döneminde geçirmiştir.
İmam-ı Azam Hz’leri “Devlet ve hükümet eliyle tatbik edilmeyen ilmin faydasız olacağını” peygamberimizin ise, “Faydasız ilimden Allah’a sığındığını” çok iyi biliyordu. Bu nedenle İslami Kurallara ve ilmi kararlara uyacak bir hükümetin kurulmasını istiyor ve işte bu maksatla Emevi zorbalarına karşı Ehl-i Beyti destekliyor ve halkı bu yolda teşvik ediyordu.
Hatta Emevi hükümdarı Hişam bin Abdülmelik’e karşı Kufe’de ayaklanan Ehl-i Beytten Zeyd bin Ali Zeynelabidin için: “Zeyd’in bu çıkışı, Resulullah’ın Bedir’deki çıkışına benziyor” demiştir. Ve yine “eğer Kufelilerin ve şiilerin dedesi Hz. Hüseyin’i terk edip kaçtıkları gibi, şimdi de Zeynilabidin’i yalnız ve yüzüstü bırakacaklarından korkmasam ve yanımda duran halkın emanetlerini teslim edecek birini bulsam, gidip Onunla birlikte savaşırdım” buyurmuştur .
Bu durumu farkeden Emevi valileri, İmamı Azam’ı tesirsiz hale getirmek ve zulümlerine ortak etmek için O’na resmi vazife teklif etmişler, kabul etmeyince de hapse atıp ölesiye dövmeye başlamışlardır.
Bu zulümden kurtulan İmam-ı Azam Hz.’leri, mecburen Hicaz’a dönmüş ve Beytullah’a sığınmıştır.
Daha sonra Abbasiler döneminde tekrar Bağdat’a dönen ebu Hanife Hz.’leri bu sefer de İmamı Malik Hz.’lerinin “Bu çıkış meşrudur” fetvasıyla H. 145 yılında Medine’de ayaklanan, Ehl-i Beytten Muhammed En-Nefsü-z Zekiyye ve Irak’ta ayaklanan kardeşi İbrahim’i desteklemeğe ve hatta Abbasi hükümdarı Mansur’un bazı komutanlarını ikna edip, İbrahim’in tarafına geçirmeğe başlayınca, yani yeniden ve fiilen siyasete karışınca, tekrar takip ve tehdit altına alınmıştır.
Abbasi halifesi Mansur imam-ı Azam’ı etkisiz hale getirmek, O’nu halkın gözünden düşürüp iki yüzlü gibi göstermek ve zulümlerine alet etmek amacıyla kendisine başkadılık
(şimdiki Diyanet İşleri ve Anayasa Mahkemesi Başkanlığı) teklif etti. Büyük imam bu oyuna gelmedi ve Mansur’a: “Bu göreve atanacak insan gerekirse senin, çocuklarının ve komutanlarının aleyhine bile olsa, doğru hüküm vermek zorundadır. Halbuki siz, buna katlanamazsınız. Bana gelince Allah’ın rızasını sizlerin hatırına feda edemem” diyerek bu rüşvet makamını reddetmiştir.
Bunun üzerine hapse atıldı ve her gün artırılamak suretiyle kırbaçlanarak işkenceye tabi tutuldu. Sağlık durumu kötüleşince serbest bırakılmış, ama göz hapsine alınarak ders ve fetva vermesi yasaklanmış ve zaten çok geçmeden H. 150 yılında Rahmet-i Rahman’a kavuşmuş ve o işkencelerin tesiriyle şahadet şerbetini içmiştir.
Ve şimdi açıkça İslâm düşmanlığı yapan ve Kur’an hükümlerini savunanları zindanlara tıkan Mason ve münafık siyasilerle uzlaşan, ama Hakkı temsil ve tebliğ eden hareket ve liderinden ise, devamlı uzaklaşan ve buna rağmen kalkıp “Biz İmam-ı Azam’ın Mezhebi ve mesleki üzerindeyiz” iddiasında bulunan birtakım hocalar bundan ibret alsınlar ve utansınlar!..
İMAM MALİK
Bu büyük imam da Kur’an ahkamına ve İslam ahlakına riayet etmedikleri ve sünneti ve adaleti gözetmedikleri için Emevi ve Abbasi yönetimlerini açıkça tenkit etmiş, Muta nikahının haram sayıldığını ve ikrah ile (istemeyecek zorla) alınan biatın geçersiz olacağını söylemiş ve özellikle Ehli Beytten Muhammed En-Nefsü-z Zekiyyenin zulüm yönetimine karşı Medine’deki ayaklanmasına fetva vermiş olduğundan, ikinci Abbasi Halifesi El-Mansur’un emriyle hapse atılmış, çok ağır işkenceler yapılmış ve hatta bir kolu ta omuzundan çıkarılmıştır .
İMAM ŞAFİİ
İmamet ve Hilafetin ve İslami ölçüler içerisinde şekillenecek bir hükümetin kurulmasının Müslümanlar üzerine yerine getirilmesi gereken bir farz olduğunu savunan İmamı Şafii, üstünlük bakımından Hz. Ebubekir”den sonra geldiğini kabul ettiği ve çok özel bir muhabbet beslediği Hz. Ali evladının, haklı ve hayırlı çıkışlarını devamlı desteklemiş ve 34 yaşında iken “şiilik propagandası yapıyor” iftirasıyla Yemende hapsedilmiştir. Kendisi ile birlikte tutuklanan 9 arkadaşı öldürülmüş İmamı Şafii ise bazı hatırlı taraftarlarının iltimasıyla son anda salıverilmiştir.
İmam Şafii Siyasette tarafsız kalmak gibi bir kolaycılığa ve hele makam ve menfaat için zalimleri desteklemek gibi bir yanlışlığa asala tenezzül etmemiştir.
İMAM HANBEL
“Kur’an mahluktur ( sonradan yaratılmıştır)” gibi sapık bir düşünceyi siyasi saltanat ve sömürü aracı yapan ve bu batıl düşünceye bağlı olanları yüksek görevlere atayarak hükümdarlığını garantiye alacağını hesaplayan Abbasi halifelerinden Me’mun ve sonra Mu’tasım dönemlerinde, İmam Ahmed bin Hanbel bu zülüm ve haksızlıklara karşı çıktığı için çok büyük sıkıntılara maruz bırakılmıştır.
Önce Halifenin emriyle Bağdatta tutuklanmış, hergün bayılıncaya kadar işkence yapılmış, ama bazı sapıkların siyasi ihtirasları için dinin yozlaştırılmasına asla razı olmamıştır.
Daha sonra ayaklarına zincir vurularak ta Tarsusta bulunan Me’mun’un yanına götürülmek üzere yola çıkarılmış, ama halifenin ölüm haberi gelince yarı yoldan geri çağırılmıştır.
Yeni halife Mu’tasım da yine İmam Hanbeli hapse atmış, yıllarca zulüm ve işkence altında bırakmıştır.
“Kur’an mahlukmudur, değilmidir” münakaşaşı işin zahiri kılıfıdır. Zalim hükümdarların asıl korkusu İmam Hanbelin, halkı adil bir yönetim için şuurlandırması ve her yönüyle İslami bir düzen ve dönem için çalışmasıdır.
Tarihler O’nun 14 yılının zindanlarda ve geri kalan ömrününde göz altında geçtiğini yazmaktadır.
Akidevi ve ahlaki sapıklığa ve siyasi sultaya karşı çıktığı ve İslami adalet ve istikamet düzenini yerleştirmeye çalıştığı içindirki, bu denli hıyanet ve hakaretlere uğratılmış, ama O asla hainleri ve zalimleri alkışlamamıştır.
İBN HAZM
İspanyada Kurulan Endülüs Emevi Devletinin başkenti ve islam Medeniyetinin önemli merkezi olan Kurtuba’da dünyaya gelen ve Ehli sünnetin Zahiri mezhebinin kurucularından olan bu büyük müctehid, Endülüs Emevi hükümdarlarından hem Murtaza Abdurrahman bin Muhammed’in, daha sonra da Abdurrahman En-Nasır’ın veziri olarak bizzat hükümet ve siyaset işlerine karışmıştır. Dönemindeki alimler onu kıskandığından, amirler ise siyasi feraset ve cesaretinden korktuğundan dolayı pek büyük sıkıntı ve sürgünlere uğramış, ama bu zat İslami adalet için siyasi ve ilmi çalışmalarından asla yılmamış ve usanmamıştır.