21-09-2007, 04:15 PM
II. Abdülhamid ve Filistin Politikası
Teşkilatlı ve iyi organize olmuş Siyonizmin en büyük hedefi olarak deklare edilen Filistin
toprakları Osmanlı sınırları içerisindeydi . Dünya Siyonist Teşkilatının
başkanı Theodor Herzl ,dönemin batılı emperyalist devletlerince borç
batağında ki "Hasta Adam" olarak nitelendirilen Osmanlı devletinin
padişahı sultan 2. Abdülhamid'den Filistin'e yerleşme müsaadesi alacağına
inanıyordu.Nitekim bu dönemde 1891-1892 yıllarında Rusya'da Yahudi
aleyhtarlığının şiddetlenmesi ile yeni bir yahudi göç dalgası ortaya
çıkmış ve bunlar dan bir kısmı Osmanlıya sığınmışlar bunlar perişan
halleri Padişah Abdülhamid'i etkiledi ve Yahudilere karşı müsbet
düşünceler beslemesine vesile oldu. Theodor Herzl doğrudan 2. Abdulhamid'e
başvurmadan önce bu sırada Osmanlı Devletiyle yakın münasebetler içinde
bulunan Alman imparatoru 2. Wilhelm;den yararlanmak istedi.Bir yolunu
bulup İmparatorun Osmanlı devletini ziyareti sırasında 1898 Ekiminde
kendisinden durumu Osmanlı padişahına açacağı yönünde somut bir işaret
almaya muvaffak olamadı..Ve nihayet kendisi 17 Mayıs 1901yılında padişahla
görüşmeyi başardı Aslında 2.Abdülhamid'in Herzl i kabül etmesinin sebebi
bu sırada Avusturya Macaristan İmparatorluğunun Makedonya meselesi ile
yakından ilgilenmesi ve Herzl'in de bu ülkenin nufuzlu gazetelerinden
birinin muhabiri olmasıydı .
Siyonistler önce belirli bir meblağ karşılığında Filistin topraklarını
satın almayı ardından da Duyun-ı Umumiyenin kendileri tarafından
konsolidasyonunu teklif ettiler. Ve bu husus belirsiz bir şekilde
sürüncemede kaldı. 2.Abdülhamid'den istediği tavizleri alamayan
Siyonistler 1908 inkılabını bir ümit ışığı olarak gördüler .Ve 2
Abdülhamid'in Kudüs'ü ziyaret edeceklere geçici olarak uygulanan tezkire
adlı izin belgesini kaldırdılar ve Filistin'de toprak satın almayı serbest
hale getirdiler. Fakat bu durum uzun sürmedi. Zira 31 Mart Vakasından
sonra azınlıkların bağımsızlık ve ayrılma yönünde faaliyetlerini
arttırmaları, İttihatçı yönetim nezdinde siyonistlerinde bu bağlamda
değerlendirilmesine sebep oldu. Bu sebeple İttihatçı yönetim tarafından
yeni kısıtlamalar ve yaptırımlar yürürlüğe kondu. Aslında bu tepkinin en
önemli nedeni Fransa'da başlayan 1789 ihtilalinin sonucu olarak
milliyetçilik akımından en çok etkilenen Osmanlı idarecilerinin,yeni bir
ayrılıkçı akımla uğraşmak istememeleriydi. Fakat korktukları bir başka
cepheden başlarına geldi. Bu dönemde bağımsızlık güdüsüyle ve özellikle
Suriye ve Lübnan'da etkin gizli cemiyetlerin bünyesinde bir Arap
milliyetçiliği gelişti. Bu hareket içinde yer alanlar Filistin'de Osmanlı
hakimiyetinin Musevi yada Siyonist hakimiyeti ile değişmesini kesinlikle
istemiyorlardı. Bu arada Siyonistlerin Filistin'de başlattıkları
kolonizasyona engel olmak için ellerinden geleni yapıyorlar ve Filistine
yahudi göçünü durduramayan Osmanlı yönetimini şiddetli bir şekilde karşı
çıkıyorlardı. Bu sıralarda Arap tepkilerini en fazla çeken ve zamanla
milliyetçi bir harekete dönüşen gelişmelerden biri de bütün yasaklamalara
rağmen yahudilerin toprak kazanımlarının artışı idi.
Burada yahudilerin toprak kazanımlarındaki artışta yahudilere ellerindeki
toprakları yüksek meblağlar karşılığında satan Arapların payınıda
zikretmek gerekmektedir. O dönemde içte ve dışta çeşitli sorunlarla
uğraşan merkezi hükümet ise bu gelişmelere engel olamıyordu. Ve sonuçta
yahudi-siyonist yerleşimine karşı Arap milliyetçiliği harekete geçti.Arap
ve Yahudi milliyetçiliklerinin çatıştığı Filistindeki karmaşayı arttıran
bir diğer önemli unsur da bu stratejik bölge üzerinde farklı çıkarları
bulunan Emperyalist Avrupalı güçlerin -aşta Ortadoğu-işin içine girmesiydi
Özellikle İngiltere başta olmak üzere Avrupa devletleri, etkisi günümüze
değin sürecek .arap-israil çatışmasının tohumlarını atmışlar ve iki tarafı
desteklemekten ve Osmanlı Ortadoğu'sunu sömürebilmek için çeşitli etnik
grupları dış politikalarına alet etmekten çekinmediler Bu grupları ve
cemaatleri himayeleri altına alarak İmparatorluk içinde kendilerine beğlı
unsurlardan nufuz bölgeleri oluşturdular Böylece Osmanlı Devleti
dağıldığında bu nufuz bölgelerine dayanarak imparatorluğun mirasını
aralarında paylaşabilecekleri bir ortam hazırladılar.
Teşkilatlı ve iyi organize olmuş Siyonizmin en büyük hedefi olarak deklare edilen Filistin
toprakları Osmanlı sınırları içerisindeydi . Dünya Siyonist Teşkilatının
başkanı Theodor Herzl ,dönemin batılı emperyalist devletlerince borç
batağında ki "Hasta Adam" olarak nitelendirilen Osmanlı devletinin
padişahı sultan 2. Abdülhamid'den Filistin'e yerleşme müsaadesi alacağına
inanıyordu.Nitekim bu dönemde 1891-1892 yıllarında Rusya'da Yahudi
aleyhtarlığının şiddetlenmesi ile yeni bir yahudi göç dalgası ortaya
çıkmış ve bunlar dan bir kısmı Osmanlıya sığınmışlar bunlar perişan
halleri Padişah Abdülhamid'i etkiledi ve Yahudilere karşı müsbet
düşünceler beslemesine vesile oldu. Theodor Herzl doğrudan 2. Abdulhamid'e
başvurmadan önce bu sırada Osmanlı Devletiyle yakın münasebetler içinde
bulunan Alman imparatoru 2. Wilhelm;den yararlanmak istedi.Bir yolunu
bulup İmparatorun Osmanlı devletini ziyareti sırasında 1898 Ekiminde
kendisinden durumu Osmanlı padişahına açacağı yönünde somut bir işaret
almaya muvaffak olamadı..Ve nihayet kendisi 17 Mayıs 1901yılında padişahla
görüşmeyi başardı Aslında 2.Abdülhamid'in Herzl i kabül etmesinin sebebi
bu sırada Avusturya Macaristan İmparatorluğunun Makedonya meselesi ile
yakından ilgilenmesi ve Herzl'in de bu ülkenin nufuzlu gazetelerinden
birinin muhabiri olmasıydı .
Siyonistler önce belirli bir meblağ karşılığında Filistin topraklarını
satın almayı ardından da Duyun-ı Umumiyenin kendileri tarafından
konsolidasyonunu teklif ettiler. Ve bu husus belirsiz bir şekilde
sürüncemede kaldı. 2.Abdülhamid'den istediği tavizleri alamayan
Siyonistler 1908 inkılabını bir ümit ışığı olarak gördüler .Ve 2
Abdülhamid'in Kudüs'ü ziyaret edeceklere geçici olarak uygulanan tezkire
adlı izin belgesini kaldırdılar ve Filistin'de toprak satın almayı serbest
hale getirdiler. Fakat bu durum uzun sürmedi. Zira 31 Mart Vakasından
sonra azınlıkların bağımsızlık ve ayrılma yönünde faaliyetlerini
arttırmaları, İttihatçı yönetim nezdinde siyonistlerinde bu bağlamda
değerlendirilmesine sebep oldu. Bu sebeple İttihatçı yönetim tarafından
yeni kısıtlamalar ve yaptırımlar yürürlüğe kondu. Aslında bu tepkinin en
önemli nedeni Fransa'da başlayan 1789 ihtilalinin sonucu olarak
milliyetçilik akımından en çok etkilenen Osmanlı idarecilerinin,yeni bir
ayrılıkçı akımla uğraşmak istememeleriydi. Fakat korktukları bir başka
cepheden başlarına geldi. Bu dönemde bağımsızlık güdüsüyle ve özellikle
Suriye ve Lübnan'da etkin gizli cemiyetlerin bünyesinde bir Arap
milliyetçiliği gelişti. Bu hareket içinde yer alanlar Filistin'de Osmanlı
hakimiyetinin Musevi yada Siyonist hakimiyeti ile değişmesini kesinlikle
istemiyorlardı. Bu arada Siyonistlerin Filistin'de başlattıkları
kolonizasyona engel olmak için ellerinden geleni yapıyorlar ve Filistine
yahudi göçünü durduramayan Osmanlı yönetimini şiddetli bir şekilde karşı
çıkıyorlardı. Bu sıralarda Arap tepkilerini en fazla çeken ve zamanla
milliyetçi bir harekete dönüşen gelişmelerden biri de bütün yasaklamalara
rağmen yahudilerin toprak kazanımlarının artışı idi.
Burada yahudilerin toprak kazanımlarındaki artışta yahudilere ellerindeki
toprakları yüksek meblağlar karşılığında satan Arapların payınıda
zikretmek gerekmektedir. O dönemde içte ve dışta çeşitli sorunlarla
uğraşan merkezi hükümet ise bu gelişmelere engel olamıyordu. Ve sonuçta
yahudi-siyonist yerleşimine karşı Arap milliyetçiliği harekete geçti.Arap
ve Yahudi milliyetçiliklerinin çatıştığı Filistindeki karmaşayı arttıran
bir diğer önemli unsur da bu stratejik bölge üzerinde farklı çıkarları
bulunan Emperyalist Avrupalı güçlerin -aşta Ortadoğu-işin içine girmesiydi
Özellikle İngiltere başta olmak üzere Avrupa devletleri, etkisi günümüze
değin sürecek .arap-israil çatışmasının tohumlarını atmışlar ve iki tarafı
desteklemekten ve Osmanlı Ortadoğu'sunu sömürebilmek için çeşitli etnik
grupları dış politikalarına alet etmekten çekinmediler Bu grupları ve
cemaatleri himayeleri altına alarak İmparatorluk içinde kendilerine beğlı
unsurlardan nufuz bölgeleri oluşturdular Böylece Osmanlı Devleti
dağıldığında bu nufuz bölgelerine dayanarak imparatorluğun mirasını
aralarında paylaşabilecekleri bir ortam hazırladılar.