05-01-2008, 06:27 PM
Arkadaşlar 1.000.000 Salavat-ı Şerife ve 10.000 Yasin-i Şerif okuma kampanyası başlatmak istedik. Şu kış günlerinde zamanımız sırf boş şeylerle, sırf eğlenceyle geçmesin.. Süre sınırlaması da olmasın dedik ya gönlümüzden geldiğince, elimizden geldiğince çok okuyalım inşallah. Lütfen Allah rızası için katılım çok olsun. Günde (en azından)100 Salavat çekilse 1 ayda 3000 eder.. Bu kampanyada da oldukça katkınız olur 
+ Okunan Yasin-i Şerifler tüm ölmüşlerimizin ruhuna hediye edilecek inşallah..
Allah rızası için bu başlığı okuyup geçmeyin, Siz de katılın...
iconSALAVAT-I ŞERİFE
Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de Peygamber Efendimiz (sav)’in hayatı üzerine yemin etmiş, yüce ismini, onun ismiyle birlikte zikretmiş ve zatı uluhiyyesine imanı, onun nübüvvetine iman şartına bağlamıştır. Huzurunda seslerin yükselmesine razı olmamış, mübarek isminin sıradan bir isim gibi zikredilmesini istememiş, bütün bunlara ilaveten kendisinin ve meleklerinin onu yad ile çokça salat ü selam ettiklerini bildirerek Ümmet-i Muhammedin de aynı şekilde ona bol bol salat ü selam getirmelerini ferman eylemiştir.
Nitekim ayet-i kerimede: “Allah ve melekleri, peygamberi çok salat ederler, Ey müminler! Siz de ona salavat getirin ve tam bir teslimiyetle selam verin.” (El-Ahzab-56) buyurduğu veçhile o yüce varlığa salat ü selam getirmek müminler için ilahî bir emirdir.
İslamî âdâba göre dualarda, Allah’a hamd ve Rasulullaha salavat ile başlayıp yine onlarla nihayete erdirilir. Zira Peygamber (as) hakkında Cenab-ı Hakka bir dua ve niyaz hükmünde olan salavat-ı şerifenin reddedilmeyeceği yolunda bir kanaat mevcuttur. Dualarımızın başını ve sonunu salat u selam ile süslemek de bu gerçekten kaynaklanmaktadır. Yani kabul edileceği umulan iki duanın arasına kendi dualarımızı sıkıştırmak onların da kabulünü sağlamak düşüncesiyledir. Hz. Ömer (ra) buyurmuştur ki:
“Duâ sema ile arz arasında durur. Rasulullaha salavat getirilmedikçe Allah’a yükselmez.” (Tirmizi, Altınoluk yayınları Üsve-i Hasene-33)
Hazret-i Ali (ra) kerremallahu vecheden şöyle rivayet olunmuştur. Ayetin başındaki ya Eyyuha’nın “ya”sı neyse “Eyyu”su kalbe, “Ha”sı ruha hitabtır sanki Cenab-ı Hak habibime salat ederken onun şanını yalnız dilinizle değil, nefislerinizle, kalplerinizle, ruhlarınızla da tâzim ve taksim edin buyurmuştur. Mişkatül Envar’da şöyle geçmektedir, Allahümme salli ala Muhammed demek “Ya Allah Muhammedin zikrini ilâ, davetini galip ve şefaatini daim kılmak suretiyle onu dünyada da, ahirette de terkim ve tâzim buyur, onu ümmeti hakkında şefaatçi kıl. Ecrini ve derecesini kat kat artır demektir.”
Bu ayet Peygamberimize (sav) nazil olunca kendisine selam verilmesini ashabına emretti, onlardan sonra gelenler de gerek Peygamber (sav)’in kabrini ziyarette, gerek ismi âlîleri anıldığı zaman ona selam vermekle memur olmuşlardır.
Salavat-ı şerife vesilesiyle pek çok mükafata nail olacağımız, hatta ahirette peygamberimizin şefaatına ecir ve mükafata vesile olacağı bellidir.
"Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, gönüllerde olan dertlere bir şifa, mü'minler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir."Yunus-51
"Kur'an-ı Kerime sarılınız ve ayrılığa düşmeyiniz"Al-i İmran-5
+ Okunan Yasin-i Şerifler tüm ölmüşlerimizin ruhuna hediye edilecek inşallah..
Allah rızası için bu başlığı okuyup geçmeyin, Siz de katılın...
iconSALAVAT-I ŞERİFE
Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de Peygamber Efendimiz (sav)’in hayatı üzerine yemin etmiş, yüce ismini, onun ismiyle birlikte zikretmiş ve zatı uluhiyyesine imanı, onun nübüvvetine iman şartına bağlamıştır. Huzurunda seslerin yükselmesine razı olmamış, mübarek isminin sıradan bir isim gibi zikredilmesini istememiş, bütün bunlara ilaveten kendisinin ve meleklerinin onu yad ile çokça salat ü selam ettiklerini bildirerek Ümmet-i Muhammedin de aynı şekilde ona bol bol salat ü selam getirmelerini ferman eylemiştir.
Nitekim ayet-i kerimede: “Allah ve melekleri, peygamberi çok salat ederler, Ey müminler! Siz de ona salavat getirin ve tam bir teslimiyetle selam verin.” (El-Ahzab-56) buyurduğu veçhile o yüce varlığa salat ü selam getirmek müminler için ilahî bir emirdir.
İslamî âdâba göre dualarda, Allah’a hamd ve Rasulullaha salavat ile başlayıp yine onlarla nihayete erdirilir. Zira Peygamber (as) hakkında Cenab-ı Hakka bir dua ve niyaz hükmünde olan salavat-ı şerifenin reddedilmeyeceği yolunda bir kanaat mevcuttur. Dualarımızın başını ve sonunu salat u selam ile süslemek de bu gerçekten kaynaklanmaktadır. Yani kabul edileceği umulan iki duanın arasına kendi dualarımızı sıkıştırmak onların da kabulünü sağlamak düşüncesiyledir. Hz. Ömer (ra) buyurmuştur ki:
“Duâ sema ile arz arasında durur. Rasulullaha salavat getirilmedikçe Allah’a yükselmez.” (Tirmizi, Altınoluk yayınları Üsve-i Hasene-33)
Hazret-i Ali (ra) kerremallahu vecheden şöyle rivayet olunmuştur. Ayetin başındaki ya Eyyuha’nın “ya”sı neyse “Eyyu”su kalbe, “Ha”sı ruha hitabtır sanki Cenab-ı Hak habibime salat ederken onun şanını yalnız dilinizle değil, nefislerinizle, kalplerinizle, ruhlarınızla da tâzim ve taksim edin buyurmuştur. Mişkatül Envar’da şöyle geçmektedir, Allahümme salli ala Muhammed demek “Ya Allah Muhammedin zikrini ilâ, davetini galip ve şefaatini daim kılmak suretiyle onu dünyada da, ahirette de terkim ve tâzim buyur, onu ümmeti hakkında şefaatçi kıl. Ecrini ve derecesini kat kat artır demektir.”
Bu ayet Peygamberimize (sav) nazil olunca kendisine selam verilmesini ashabına emretti, onlardan sonra gelenler de gerek Peygamber (sav)’in kabrini ziyarette, gerek ismi âlîleri anıldığı zaman ona selam vermekle memur olmuşlardır.
Salavat-ı şerife vesilesiyle pek çok mükafata nail olacağımız, hatta ahirette peygamberimizin şefaatına ecir ve mükafata vesile olacağı bellidir.
"Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, gönüllerde olan dertlere bir şifa, mü'minler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir."Yunus-51
"Kur'an-ı Kerime sarılınız ve ayrılığa düşmeyiniz"Al-i İmran-5