16-02-2008, 01:36 PM
Soru sormak ilmin anahtarıdır. Bu anahtarı düzgün kullanmakta her mü'minin görevidir. Günümüzde siyonist ve misyonerlik çevreleri islam dini hakkında olduk olmadık fikirler üreterek yaygınlaştırmakta, çeşitli mahfillerde kasıtlı üretilen sorular mütedeyyin mü'min kardeşlerimiz arasında da virüs gibi dolaşmaktadır.
- insanda iki tane göz var? Bir tane olsaydı ne olurdu?
- Niye burunda iki tane delik var? Nasıl olsa ikisi de ilerde birleşiyor ve bir delik oluyor. İki tane olmasının ne faydası var?
- Neden insanda otuziki diş var?
- Allah her şeyi yarattı, (haşa) O'nu kim yarattı?
- Allah kainatı yaratmadan önce ne yapıyordu?
şeklinde mantıki düzeye oturmayan sorular Resül-ü ekrem dönemindede soruluyordu. Bugünde soruluyor.Bu tür sorulara bilgi sahibi olmadan cevap vermeye çalışmak hata olduğu gibi bilgili olunduğu takdirde doyurucu cevaplar verememek de hatadır.
Resül-ü ekrem efendimiz bir hadis-i şerifinde
S''izden önceki ümmetler, kesret-i sualle (gereksiz yere çok soru sormakla) helak oldular''
S''izden önceki ümmetler, kesret-i sualle (gereksiz yere çok soru sormakla) helak oldular''
Efendimiz'e çok soru soruluyordu. Bu sorulardan bazıları nübüvvet makamına yaraşmayan ve işin nezaketini ihlal edici mahiyette olduğundan Allah Resülü (sallallahu aleyhi ve sellem) çok rahatsız oluyordu. Özellikle zenginler, fısıltı halinde (necva) bazı özel isteklerde bulunuyorlardı. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)'in de buna canı sıkılıyor ancak nezaketinden dolayı reddedemiyordu. Bunun üzerine,'Ey iman edenler! Şayet Resulüllah ile baş başa görüşmek isterseniz, bu özel görüşmeden önce bir sadaka verin.' (Mücadele, 58/12) ayet-i kerimesi nazil oldu ve Allah Rasulü (sallallahu aleyhi ve sellem) ile görüşme teşebbüsünde bulunmadan önce sadaka vermek sünnet kılındı. Esasen bu sadaka emrinde, fısıltı halinde gelen sorular karşısında rahatsız olan Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) bu rahatsızlığını giderme ve böylesi görüşme taleplerinde aşırılığı önleme gibi hikmetler de söz konusudur.
Gereksiz Sorular İnsanı Zora Sokabilir
Dini öğrenmek için Allah Resülü'ne toplumun hemen her kesiminden değişik insanlar geliyor ve sorular soruyorlardı. Bu gelen kişilerin bazen çok münasebetsiz halleri de olabiliyordu. Fakat O, insanları ihya etme konumunda olduğu için, bütün bunlara katlanıyordu. Allah Rasulü (sallallahu aleyhi ve sellem) bir gün mescitte iken kendisine sorulan lüzumsuz sorulardan bir ölçüde bunaldı, celallendi ve ayağa kalkıp, 'Bugün burada durduğum müddetçe bana ne sorarsanız cevabını vereceğim!' buyurdu. Arkasından da birisi kalkıp, 'Ben nereye gideceğim?' diye sordu. Allah Rasulü de 'Cehennem'e gideceksin!' karşılığını verdi. Daha sonra Abdullah b. Hüzafe de şöyle bir soru sordu: 'Benim babam kim ya Rasulallah?' ona da, ''Senin baban Hüzafe'dir'' buyurdu.
Bu şekilde herkesin bir şeyler sorduğu esnada Allah Resulü'nün o andaki ruh haletini çok iyi kavrayan Hz. Ömer (radıyallahu anh) ayağa kalktı ve ''Biz, Rab olarak Allah'tan, din olarak İslam'dan, peygamber olarak da Muhammed'den razıyız'' deyiverdi.
Onun bu ince, manidar tavrı, Allah Resulü'nde eşsiz tebessümler oluşturuyordu.
''Ziyarete gücü yeten herkese Beytullah'ı ziyaret etmek, Allah'ın onun üzerindeki hakkıdır.' (Âl-i İmran, 3/97) ayeti indiğinde, birisi: 'Ya Rasulallah! Her yıl mı hacca gideceğiz?' diye bir soru sormuştu. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), haccın bir kere farz olduğunu Kur'an'ın ifadelerinden anlamıştı. Ancak O, belki gücü yeten herkesin nafile de olsa hacca gitmesini, orada diğer mümin kardeşleriyle beraber kaynaşmasını ve böylece bir vifak ve ittifak havasının oluşmasını istiyordu. Bu sebeple Allah Rasulü susmayı tercih etmişti. Ancak ''Her yıl mı?' şeklinde ısrarla sorulan sorular karşısında sert bir üslupla: 'Hac, ömürde bir keredir' buyurmuştu. Bu olay üzerine de şu ayet inmişti:
[size=x-large]'Ey iman edenler! Netice itibarıyla açıklandığı takdirde hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın!' (Mâide, 5/101)
Allah Rasulü (sallallâhu aleyhi ve sellem) kendisine sorulan bu soru karşısında ihtimal, hac, ömürde bir kere farz olmakla beraber, isteyen ve gücü yeten daha fazla da hac yapabilir şeklinde düşünüyordu. Israrlı sorular karşısında ise, 'Eğer ben evet deseydim her yıl hacca gitmeniz zorunlu olurdu ve siz, bunun altından kalkamazdınız.' buyurdular. Ardından, lüzumsuz soru sormanın mahzurlarına dikkat çeken şu sözler dudaklarından döküldü:
Bu şekilde herkesin bir şeyler sorduğu esnada Allah Resulü'nün o andaki ruh haletini çok iyi kavrayan Hz. Ömer (radıyallahu anh) ayağa kalktı ve ''Biz, Rab olarak Allah'tan, din olarak İslam'dan, peygamber olarak da Muhammed'den razıyız'' deyiverdi.
Onun bu ince, manidar tavrı, Allah Resulü'nde eşsiz tebessümler oluşturuyordu.
''Ziyarete gücü yeten herkese Beytullah'ı ziyaret etmek, Allah'ın onun üzerindeki hakkıdır.' (Âl-i İmran, 3/97) ayeti indiğinde, birisi: 'Ya Rasulallah! Her yıl mı hacca gideceğiz?' diye bir soru sormuştu. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), haccın bir kere farz olduğunu Kur'an'ın ifadelerinden anlamıştı. Ancak O, belki gücü yeten herkesin nafile de olsa hacca gitmesini, orada diğer mümin kardeşleriyle beraber kaynaşmasını ve böylece bir vifak ve ittifak havasının oluşmasını istiyordu. Bu sebeple Allah Rasulü susmayı tercih etmişti. Ancak ''Her yıl mı?' şeklinde ısrarla sorulan sorular karşısında sert bir üslupla: 'Hac, ömürde bir keredir' buyurmuştu. Bu olay üzerine de şu ayet inmişti:
[size=x-large]'Ey iman edenler! Netice itibarıyla açıklandığı takdirde hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın!' (Mâide, 5/101)
Allah Rasulü (sallallâhu aleyhi ve sellem) kendisine sorulan bu soru karşısında ihtimal, hac, ömürde bir kere farz olmakla beraber, isteyen ve gücü yeten daha fazla da hac yapabilir şeklinde düşünüyordu. Israrlı sorular karşısında ise, 'Eğer ben evet deseydim her yıl hacca gitmeniz zorunlu olurdu ve siz, bunun altından kalkamazdınız.' buyurdular. Ardından, lüzumsuz soru sormanın mahzurlarına dikkat çeken şu sözler dudaklarından döküldü:
''Ben size bir şey demedikçe siz de beni bırakınız. Zira sizden öncekileri, suallerinin çokluğu ve peygamberleri karşısında ihtilafları helak etmiştir. Öyle ise ben, sizi bir şeyden nehiy mi ettim (niçin ve neden diye sormaya kalkmadan) ondan kaçının. Bir şey emrettiğimde de onu elinizden geldiğince yapmaya çalışın, (hasılı sizi zora koşan sorular sormayın).' (Buhari, İ'tisam, 2; Müslim, Hac, 412; Tirmizi, İlim, 17)
Bazende Allah Rasulü'ne, insanlar için hayati önem taşıyan sorular yerine bir astronomi bilginine soru sorar gibi, 'Ay, niçin inceliyor ve sonra kalınlaşıyor?' şeklinde sorular soruluyordu. Bunun üzerine Cenab-ı Hak da şöyle buyurdu:
''Sana hilalleri sorarlar. De ki: Onlar insanlar için; özellikle hac için vakit ölçüleridir.' (Bakara, 2/189)
Halbuki bu ifadeler, onların sordukları sorunun tam cevabı değildi. Zira Ay'ın incelip kalınlaşması onları ilgilendirmeyen ve onlara pek fazla faydası olmayan bir husustu. (Böylece ayette, onların sordukları soru vesilesiyle asıl verilmek istenen şey anlatılıyordu ki, bu da ayrıca üzerinde durulmaya değer.) Evet, Allah Rasulü, kendisine bu türlü soruların sorulmasını istemiyordu.
Bazıları Efendimiz'e gelip ''Bir kadın ile bir erkek bir araya geldiklerinde çocukları nasıl erkek veya kız oluyor?' şeklinde, hatta bazen bunun da ötesinde uygunsuz sorular soruyorlardı ki, bu tür soruları bir peygambere sormak su-i edepti. Men edilen de işte bu kabil sorulardı.
''Sana hilalleri sorarlar. De ki: Onlar insanlar için; özellikle hac için vakit ölçüleridir.' (Bakara, 2/189)
Halbuki bu ifadeler, onların sordukları sorunun tam cevabı değildi. Zira Ay'ın incelip kalınlaşması onları ilgilendirmeyen ve onlara pek fazla faydası olmayan bir husustu. (Böylece ayette, onların sordukları soru vesilesiyle asıl verilmek istenen şey anlatılıyordu ki, bu da ayrıca üzerinde durulmaya değer.) Evet, Allah Rasulü, kendisine bu türlü soruların sorulmasını istemiyordu.
Bazıları Efendimiz'e gelip ''Bir kadın ile bir erkek bir araya geldiklerinde çocukları nasıl erkek veya kız oluyor?' şeklinde, hatta bazen bunun da ötesinde uygunsuz sorular soruyorlardı ki, bu tür soruları bir peygambere sormak su-i edepti. Men edilen de işte bu kabil sorulardı.
İlim öğrenmek kadın ve erkeğe farzdır.İlim almanın en önemli yollarından birisi de pek tabiiki soru sorarak öğrenmektir. Kişi sorarak sorgulayarak öğrenir ve öğrendikçe diğer soru soranların sorularına cevap verecek kapasiteye ulaşır. Lakin yukarıda da belirtildiği gibi çok fazla ve gereksiz sorular sormak Efendimiz A.s tarafındanda nehy edilmiştir, ince detaylara girmek ,verilen cevaptan tatmin olmayarak yeni yeni sorular sormak doğru değildir. İşittik itaat ettik ayetindeki gibi mü'min ayet ve hadisleri bu şekilde itirazsız kabul etmeli ve üzerinde düşünmeli. Allah c.c. Kur'anda bir çok ayette dikkatleri düşünmeye çekmiş ve '' Ne kadar az düşünüyorsunuz''buyurmuştur. Öğrendiğimiz bir şey üzerinde düşünmeden ufkumuz açılmayacaktır.Allahın izniyle tefekkür etmek bir çok soruya cevap getirir. Musa A.s ın kavmi çok soru sorduklarından dolayı kaybetmişlerdir, kendilerine bir buzağı kurban etmeleri emrolunmuş onlar ise bu emri ' ne renk olsun?, genç mi yaşlı mı olsun gibi türlü türlü sorularla emre hemen itaaat etmeyerek zorlaştırmışlardır.
Evet, bu tür münasebetsiz sorular, çoğu defa bir dalaleti kapatırken, yeni bir dalaletin de kapısını aralayabilir. Bu sebeple, Allah Rasulü (sallallâhu aleyhi ve sellem): '...Sizden önceki ümmetler, kesret-i sualle (gereksiz yere çok soru sormakla) helak oldular.' buyurarak doğru yerde, doğru zamanda ve doğru soruların sorulmasının önemini ifade etmiş oluyordu.
Evet, bu tür münasebetsiz sorular, çoğu defa bir dalaleti kapatırken, yeni bir dalaletin de kapısını aralayabilir. Bu sebeple, Allah Rasulü (sallallâhu aleyhi ve sellem): '...Sizden önceki ümmetler, kesret-i sualle (gereksiz yere çok soru sormakla) helak oldular.' buyurarak doğru yerde, doğru zamanda ve doğru soruların sorulmasının önemini ifade etmiş oluyordu.