METİN YÜKSEL
(17 Temmuz 1958 – 23 Şubat 1979)
Metin Yüksel, Bitlis’e bağlı Kolongo Yaylasında, 17 Temmuz 1958 günü dünyaya geldi. Doğduğunda sağ kulağına Ezan-ı Muhammedi, sol kulağına da Kâmet okundu. Babası, ülkemizin yetiştirdiği büyük alimlerden birisi olan Sadreddin Yüksel Hoca’dır. Annesi ise, Doğu’nun en tanınmış simalarından, Norşin’li Şeyh Masum Efendi’nin kerimesidir.
Metin dokuz yaşındayken, babasıyla birlikte İstanbul’a göç ederek, Fatih’e yerleşir. Hüsambey mahallesinde bulunan Akşemseddin İlkokulu’nda ilköğrenimini tamamlayarak, Sinanağa mahallesindeki Gelenbevî Ortaokuluna kaydolur. İlk tahsili esnasında babasından İslami temel dersler ve Kuran-ı Kerim tahsil eder. Gelenbevî Ortaokulu 2. sınıfına geçtikten sonra okula devam etmek istemez. Babasının bütün ısrarlarına rağmen, okula devam etmez.
Metin, İslam'i mücadeleye ilk olarak bu yıllarda başlar. İlkokul 4. ve 5. sınıftayken, küçük kardeşleri Nedim, Müfit ve mahalleden bazı arkadaşlarıyla birlikte İslam’ın güzelliklerini tebliğ çalışmalarına başlar. Hatta bu çalışmalarına bir teşkilat adı vermeyi tasarlar.
Ve İslam Cemiyeti isminde karar kılar…
İslam’a Adanan Kısa Ömür
Ortaokulu tek eden Metin Türkiye genelindeki İslami hareketlerle tanışmaya başlar. Hatta başka grupların çalışmalarını yakın takibe alır. Metinle tanıştığımız ilk günler kendisinin de Müslümanların provoke edildiğini sonradan kavradığını belirtiyor. Katıldığım ilk eylem dediği taksim meydanında amerikanın 6. filosunun İstanbul’a gelişini protesto eden sol görüşlü kimselerle meydana gelen olaylardır.
Önce Solcular Kurşunladı
Metin şehit olmadan önce bir defa da solcular tarafından kurşunla vurularak yaralanmıştı. Bu olay 26 ekim 1977 tarihinde Fatih-Çarşamba semtindeki Darüşşafaka lisesinin önünde meydana gelmişti. Metin ile birlikte Ömer Osman Muzaffer ismindeki arkadaşları sekiz komünist tarafından pusuya düşürülürler. Bu pusuda diğer arkadaşları birer Metin ise ikisi midesine biriside diz kapağının altına olmakla üzere üç kurşun yarası alır. Vakıf Gureba hastanesinde yapılan müdahale ile iyileşir.
O Artık Her Dara Düşenin Yanında
Bu hadise Metini daha da biler ve çalışmalarını geliştirmesine vesile olur. O artık milletin yiğit bir evladından daha ziyade mağdurların bir can simidi olmuştur. Nerede dara düşen bir Müslüman varsa metin imdadına yetişmektedir. Bugün İstanbul’un bir semtinde yarın Ankara’da diğer bir gün Adıyaman da Müslümanların dertlerine derman olmaya çalışırken İslam’ı tebliğ ilerde meşgul görürsünüz Metini. Uluslar arası emperyalizmin uzantıları metinin çalışmalarını engellemeye çalışmakta fakat bunu bir türlü becerememektedir. Fatih cami çevresi ve bölgesi o günlerde karşı görüşteki insanların pek etkinlik göstermedikleri bir bölgedir.
Kavmiyetçilere Merhamet Gösterdi
Özellikle o günün kavmiyetçileri fatih bölgesi üzerine kendilerine göre hesaplar yapmaktadırlar. Bunu zaman zaman yaptıkları eylemlerle de bölge insanına hissettirirler. Metin bütün bunlara rağmen onlarla mücadele etmemiş onların bölgede bulunmalarına ses çıkarmamıştır. Bu hakikati fatih ve çevresinde oturan kavmiyetçiliği ön planda tutanlar çok iyi hatırlarlar.
Kendisini Vuranı Daha Önce Affetmişti
Metini kavmiyetçilere gösterdiği yumuşaklık İslami hassasiyetinden kaynaklanmaktadır. Bunun en canlı misali de metini vuran iki kişiden biri olan ve o günlerde Fatih ilçesi Sinan ağa mahallesinde bulunan Nevşehir öğrenci yurdunun müdürlüğünü yapan şahsın Fatih camii avlusunda silahlı olarak yakalanmasında gelişen olaylardır. O kişiyi “camii avlusunda silahla dolaşmayacaksınız demedik mi?” diye ikaz edip silahını da geri vererek gönderdiğini daha bugün gibi hatırlıyorum.
Ve Şahadet Şerbeti
23 şubat 1979 gününe gelindiğinde bu şahıs ve kavmiyetçi arkadaşları fatih camii avlusunda bir komplo hazırlığı yaparlar. Maksatları İslamcıları-akıncıları sindirip bölgeyi hakimiyetleri altına almaktır.
Bunun içinde o günlerde İstanbul’daki en seçme adamlarını getirip caminin avlusunda konuşlandırırlar. Cuma namazı çıkışında kurdukları pusuyla rabbimizin bir tecellisi olarak Metin Yükseli şehit ettiler.
Edirne Kapıda Yatıyor
Kutlu şehidimiz vurulduğunun üçüncü günü on binlerce insanın katılımıyla eda edilen cenaze namazı sonrası Metin Yüksel in hayatına yaraşır bir cenaze merasimiyle İstanbul Edirnekapı’daki Necati bey şehitliğine defnedildi. Bu günkü konumuna göre mezarı, Edirnekapı’dan Gaziosmanpaşa-Küçük köy-500 Evler istikametine giderken E-5 karayoluna haliç köprüsüne olan sapağa henüz daha varmadan önceki otobüs durağının arkasında bulunan mezarlıktadır. Metin Yükselin şehit edilmesinden sonra her 23 şubat günü mezarı başında anma merasimleri tertiplenmektedir. Bu merasimler, seksenli yılların ilk başlarında 20-25 kişinin katıldığı çok mütevazı gruplarla son yıllarda ise binlerce insanın katılımıyla yapılmaktadır. 1980’li yılların ikinci yarısından sonra ise şehitler günü etkinlikleri geniş kutlamalarla gerçekleştirilmeye başlandı. Özellikle doksanlı yılların başından itibaren Türkiye’nin bir çok şehrinde ve kazalarında şehitler günü etkinlikleri değişik cemaatlerce kutlanmaktadır.
Ne mutlu şahadet özlemi çekenlere !.....
AFGANİSTAN CEPHESİNE GİDECEKTİK
“Ey insanlar doğrusu bizi sizleri bir erkekle ir dişiden yarattık. Sizi milletler ve kabileler haline koyduk ki birbirinizi kolayca tanıyasınız. Şüphesiz Allah katında en değerliniz ona karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Allah bilendir, haberdardır.” Hucurât Suresi 13
Metin Yüksel’in şehit edilmesi ile ilgili olarak şehit olduğu andan beri her ne zaman yazı yazma ve konuşma yapmam ihtiyacı hasıl olduğunda hep bu ayeti tekrar tekrar düşünmüşümdür. Çünkü metin yükselimizi vur(dur)anlar ile o yıllarda fiili bir mücadelenin içerisinde idik. Şehit reisimiz metin yükseli vur(dur)anlar ile ilgili olarak konuşurken ve yazarken hissi davranıp da haksızlık yapmak veya olayı kendi lehimize çevirecek şekilde yazıp anlatmaktan hep Allah’a sığındım. Her nerede olursam olayım her ne şart altında olursam oluyum metin yükselimizle ilgili herhangi bir soruya muhatap olduysam olayı olduğu gibi hiçbir şey katmadan veya eksiltmeden anlattım.
Buna bir misal olması için 1979 yılı nisan ayı ortalarında akıncı arkadaşlarımla birlikte Sivas’ın kangal ilçesinde o dönemde sol grupta bulunan bir kesimle çıkan kavga sonucunda gözlem altına alındık. Çıkarıldığımız kangal savcılığınca yapılan sorgulama sonucunda 11 arkadaş ile birlikte tutuklandım. O günlerde bölgede sıkı yönetim olduğundan dolayı bizleri Erzincan’da bulunan askeri cezaevine sevk ettiler. Her türlü ikazlarımıza rağmen bizleri ülkücülerin bulundukları bloğa verdiler. O günlerde bu blokta Sivas olaylarından tutuklanmış MHP il başkanı, ülkü ocağı başkanı ve bazı idarecileri Sivas eğitim enstitüsü öğretim üyeleri vb. bir çok ileri gelen kimseler bulunuyorlardı. Bizleri de aksine ileri gelenlerin koğuşuna verdiler. Bu koğuşta yaklaşık bir hafta kadar kaldık. Bu süre zarfında hemen hemen her akşam Metin Yüksel üzerine tartıştık. İlk bir iki tartışmada metin ile olan yakınlığımızı taktik gereği söylememiş sadece akıncılık duygusuyla tartıştık. Bize karşı metin yüksel ile ilgili olarak şunları ileri sürüyorlardı: metin yüksel akıncıların arasına girmiş Maocu-Kürtçü bir ajandır.
Afganistan’a Gitmek İçin Ahitleştik
Metin Yüksel in şehit edilmesi olayına gelecek olursak olay bütün çıplaklığıyla şöyle gerçekleşmiştir: Metin Yüksel ve dört arkadaşı 25 aralık 1978 de Ruslar tarafından işgal edilen Afganistan cephesine gitmek üzere aramızda ahitleşmiştik. Gidiş içinde bazı kişilerle görüşmüştük. Bu görüşmelerden birisini de şubat 1979 başlarında Ö.Yorulmazın Beyazıt'taki evinde yapmıştık. Türkiye’de öğrenim gören İranlı tıp talebesi Abbas bize bu konuda yardımcı olacağına söz vermişti. Bizler pasaport almaksızın gitmeyi düşünüyorduk. Haber beklediğimiz günlerdeydi. 21 şubat 1979 akşamı evdeydim. Zil çaldı ve kardeşim Halit pencereden baktı ve Metin abi ve bir iki kişi seni çağırıyorlar dedi. Aşağıya indim Metin : acele İzmir’e gitmemiz lazım. Ali Ekber Mehdi bur bizim eve haber bırakmış hemen İzmir’e hareket etmemiz gerekiyor dedi. Kardeşime “Babama söyle ben İzmir’e gidiyorum bir iki güne gelirim.” dedim.
Metinden Yardım İstemişti
Beş kişi yola çıktık. Ali Ekber Mehdi bur İzmir’de öğrenim gören İranlı talebelere konferans verecekmiş. Bu konferansta sol görüşlü öğrencilerin problem çıkarabileceklerini düşünerek metinden yardım istemiş. Bu maksatla metin in evine “Metin ve arkadaşları 22 şubat günü İzmir de olurlarsa memnun olurum.” diye haber bırakmış.
Sabah otobüsten inip konferansın yapılacağı yeri aramaya başladık. Elimizde herhangi bir adreste olmadı için İzmir akıncılar derneğine gittik. Bu arada epeyi dolaşmıştık. Bu dolaşmamız sırasında duvarlarda çoğunlukla solcuların yazıları, ara da bazı yerlerde de, ülkücülere ait sloganlar gördük.
İzmir’de konferans sırasında çok küçük bir tartışma çıktı. Fakat büyük bir olay olmadan tartışmayı durdurduk. Konferans bittikten sonra Mehdipur “hep beraber İstanbul’a dönelim dedi.” Beraberce otogara gittik. Otogara vardığımızda ben Metin’e “ İstanbul’a dönmeyelim, buradan Ankara’ya oradan da Iğdır’a gidelim.” dedim. Metin bana “Yakup abi ile Cuma namazında fatihte buluşup bize para verecekti” dedi.ben “Yakup abi belki gelmez bile Ankara’ya gidelim ben Ankara’dan para bulurum” dedim. Metin “İstanbul’a gidelim hem son bir defa görmüş oluruz” dedi. Otobüse bindik.
Metin Aile Evlerine Gitmekten Pek Hoşlanmazdı
Sabah İstanbul’a indik, Ali Ekber Mehdipur otobüsten inince bize “hep beraber eve gidelim kahvaltı yapalım” dedi. Metin kabul etmedi. Metin aile evlerine gitmekten pek hoşlanmazdı.
Mehdipur ayak üstü metini ikna etmek için belki yarım saat uğraştı. Fakat metin gitmeye yanaşmadı. Mehdipur ile vedalaşarak ayrıldık.
Oradan hep beraber vakıflar yurduna geldik. Vakıflar yurdu 8 numarada oturan Nuh isminde bir arkadaş ve iki kişiyi akşam ülkücüler yurdun arka tarafında bir sokakta kıstırmışlar. Üzerlerini aramışlar ve bir şey bulamamışlar. Bunları baya dövüp bırakmışlar. Nuh yere düşmüş, böylece bırakıp gitmişler. Arkadaşlar hastaneye kaldırıp tedavisini yaptırmışlar.
Önce selam sonra kurşun
Biz yurda girdiğimizde olayı duyunca hemen arkadaşımızın odasına gittik. Hastanede ilk tedavisi yapıldıktan sonra emniyet açısından yurda getirilmiş. Arkadaşa geçmiş olsun dileklerimizi ilettik. Olayın nasıl cereyan ettiğini bize anlatınca metin “bu kahpeler çok ileri gitmeye başladılar” dedi.
Biz odadan ayrılıp hep beraber, yurtta verilen kahvaltıdan almaya gittik. Kahvaltı alırken:”herkes kendine yetecek kadar süt alsın, ben aldığım sütten kimseye vermem” diyerek, yarı şaka yarı ciddi ”kahvaltıma ortak olmayın” dedim. 11 numaralı Dr. H.Kahraman’ın odasında, hep beraber kahvaltıyı yaparken, Metin’in ve diğer arkadaşlarının sütleri bitti. Ben sütten fazlaca almıştım. Benden istediler, hiç birine vermedim. Reisimiz Metin, şakayla karışık, bana süt vermem için yalvarınca; ben de reise, ” senin yalvarmalarına dayanamam reis!” deyip, sadece Metin’e bir bardak süt verdim. Ben orta boy bir çaydanlığı mutfaktan alarak içine süt doldurmuştum.
Kahvaltıdan sonra, Metin ve iki arkadaş, 7 numaralı odada, Cuma namazına kadar yatmaya hazırlandılar. Metin bana ve Bahattin’e: “İ.Petrol’ün sahibi, bana para vereceğine dair söz vermişti. Gidip ondan isteyin. Namazdan sonrada, Yakup’tan bir şeyler alır, akşama da yola çıkarız.”dedi. biz ikimiz petrolcüye gittik. Biraz onunla görüştük ve bize o zamanın parasıyla 2,000 TL verdi, geri geldik. Başka odalarda yer olmasına rağmen, Metin’i kaldırıp:”petrolcü, ben metin falan tanımıyorum, para mara veremem dedi” diye bir şaka yaptık. Metin bizim ciddi konuştuğumuzu zannetti ve:”ben onunla hesaplaşırım. Bana hem söz verdi, hem de size para yok diyor” dedi.
Fatih Camii’nde Hava O Gün Değişikti
Biz Metin’in katlığı yere yattık. Biri iki saat sonra, Metin başucumuza dikilip: “Kalkın Cuma namazına gidelim. Aslında Cuma kılmak caiz değilmiş; Ahmet Selami’nin içtihadı üzerine isterseniz kılmayalım” dedi. Biz uyandık, Metin ile beraber abdest aldık, cami avlusuna çıktık. Cami avlusunda tip tip insanlar dolaşıyordu. Metin: “Bu itler birşeyler yapacaklar” deyip, yurda geri gittik. Bir iki arkadaşla durum değerlendirmesi yaptık ve tekrar avluya çıktık. Ben Metin’e “Namaza girmeyelim, bir şeyler bulalım öyle girelim” dedim. Metin “Bizim arkadaşlar yok, diğerlerinden de bir şey çıkmaz. En iyisi namazı bari kılalım” dedi.
Metin Ve Katili Camiye Giriyor!
Tam o sırada Ülkücüler kalabalık bir şekilde ve önlerinde Ali Bilir (Metin’in katillerinden biri), arkasında 25-30 kişiyle avluya geldi. Metin de o sırada, caminin merdivenlerine doğru yönelmişti. Metin, merdivenlerden çıkarken Ali Bilir de, çıkmaya başladı. Ben uzaktan selamlaştıklarını duydum, ama hangisi selam verdi diğeri aldı, onu tam olarak işitemedim. Böylece camiye girdiler. Biz avluda, Mehmet Kınacı ve Mithat Öztürk (ulu büyük reis) ile beraber kaldık. Mithat veya Mehmet Kınacı (Tam hatırlamıyorum birisi): “Gidip polise haber vermek lazım” deyince ben: “polis gelse bunlara yardım eder, hiç haber verme, kendimiz bir şeyler yapmalıyız” dedim. Mithat (veya Mehmet) bizi dinlemedi ve “Ben gidiyorum. Siz ister gelin ister gelmeyin” dedi ve yanımızdan ayrıldı.
Aynı Anda Başka Yerde De Saldırı…
Tam o sırada, benim yanıma, o zaman İstanbul İmam-Hatip Lisesi orta bölümü 1 yada 2. sınıfında okuyan Şakir Börekçi ismindeki çocuk geldi ve: “Mehmet Ali Ağabey, Küçük Hacıların (Çay Ocağı) orada, Pala ve iki arkadaşı kıstırdılar, çatışma çıktı” dedi. Ben: “Sen buralarda dolaşma ortalık iyi değil. Buralardan uzaklaş” dedim. Çocuk oradan ayrıldı. Biz biraz orada oyalandık, bir süre sonra da, abdest alınan yere doğru yürüdüm. Tam o sırada, Pala geldi ve: “Abi bizi Küçük Hacıların orada kıstırdılar. Allah’tan yanımızda emanet vardı. Yoksa şimdi postu deldirmiştik” dedi. Pala, abdest alırken, ben de orada volta atmaya başladım.
Katilin Biriyle Olay Öncesi Omuzlaştık
Yerler 5-10 cm karla kaplıydı ve hava soğuktu. Ellerim kabanın cebinde, volta atıyorum. Bu esnada bir iki defa, hiç tanımadığım birisi ile, omuzlarımızla birbirimize vurduk. Bu omuzlaştığım kişinin, daha sonra Metin’e, Ali Bilir ile birlikte ateş eden kimse olacağını, nereden bilirdim. Şakir bir ara yine gelip: “Abi şunlar (Büyük çınar ağacını göstererek) ağacın arkasındakiler, seni göstererek “Buna dikkat edin iki tane tabancası var” diye konuşuyorlardı. Şakir omuzlaştığımız kimseyi gösteriyordu. Şakir’e: “Aslanım, ben sana buralarda dolaşma, vurulabilirsin demedim mi? Hala buralarda niye dolaşıyorsun? Çabuk buralardan uzaklaş” dedim.
Metin Tek Başına Avluda Yürüyordu
Pala abdestini bitirdiğinde, yanıma geldi. Omuzlaştığımız şahıs da, bu arada yanımızdan geçti. Pala ile camiye girerken bana: “Bizlere ateş edenlerden biri de buydu” dedi. Beraber camiye girdik, camide hutbe okunuyordu. Biz girişte sol üst kata çıktık, orada cumayı kıldık. Farzdan sonra sadece 4 rekat Zuhr-u Ahir kılıp çıktım. Kapıdan çıktığımda, Metin avlunun ortasında ve ileriye doğru gidiyordu. Tam o sırada aklımdan “Bizim herhangi bir gurupla bir çatışma ortamı olduğunda bir taktiğimi vardı. Bir arkadaşı ortaya salar diğerleri uygun yerlere geçer ve Metin’in en müsait gördüğü anda, önceden aramızda kararlaştırdığımız parola sözcüğü bağırması ile saldırıya geçerdik. Metin böyle bir taktik güdüyor herhalde, halbuki hiç birimizde bir şey yoktu. Bu alçaklar, korkularından silahları çekip ateş ederler, vururlar. Gidip Metin ile beraber çıkış kapısından çıkıp gidelim” diye geçirdim.
Katil Ali Bilir: “Metin Dur” Diye Bağırdı
Metin’e doğru yürümeye başladım. Ben avlunun sağ tarafından yürüyordum. Metin avluyu çevreleyen duvarın dibine kadar gidip, geriye döndü ve bize doğru yürümeye başladı. Benim yaklaşık 5-6 m sol arka tarafımdan, avluda bulunan çimenlikli mahallin, 2-3 m kadar kenarından Metin’e doğru; Ali Bilir ve benim namazdan önce omuzlaştığım, Pala’lara Küçük Hacıların yakınında ateş eden kişi Metin’e doğru yürüyorlardı. Ali Bilir bu arada kısa aralıklarla Metin’e “Metin dur!” diye üç defa bağırdı. Üçüncü bağırmasının akabinde; iki eli de parkasının cebinde olan Metin, sağ elini cebinden çıkararak ve boş bir şekilde öne doğru uzatarak “Gelin konuşalım” dedi.
Metin’e 2 Kişi Ateş Açtı
Metin sözünü bitirir bitirmez ali bilir ve yanındaki şahıs tabancalarını çekerek ateş etmeye başladılar. Ben tam o anda caminin yakın olan iki büyük çınar ağacının arasına gelmiştim. Metin ben ve ali bilir sanki üçgenin köşelerinin birbirine uzaklığı 8-10 m ancak vardı. Ben olduğum yerde donup kaldım.
Tam bu sırada vakıflar yudu Karadeniz blok kısmının yanından dışarıya açılan ana kapıların oguğu bölgeden yirmibeş kişilik ülkücü grubun “ allah’ü ekber” diye tekbir ve silah seslerinin duyuyordum. Benim arkamda bulunan iki çınar ağacının arkasından iki kişi çıkıp bana “Mehmet ali kaldır ellerini” diye bağurdı. İki elim cebimde arkama döndüm. Ben arkama dönerken metin’in ileriye uzattığı sağ elini yüzüne doğru geriye çektiğini ve sağ veya sol iyice hatırlayamıyorum bacağının birisinin hafif büküldüğünü gördüm. Arkama döndüğümde ihsan barutçu ve yanında brisi ikisinin de ellerinde bana doğrultulmuş tabanca vardı.
BENİ DE VURACAKLARDI
O sırada silah saesleri devam ediyordu. İki elimi ceplerimden çıkarıp üzerimi aradılar. Bende bir şey olmadığını tesbit ettiler. İkisi birer birer koluma girerek caminin duvarının dibinden kıble tarafındaki avlu ana çıkış kapısına doğru iki üç adım atmıştık. Tam o sırada arka tarafımızdan polislein “kanun namına teslim olun silahlarınızı atın” seslerini duyduk. İkiside beni bırakıp kıble tarafındaki çıkış kapısına doğru koşarak kaçmaya bsaşladılar. Ben polislerin kurşunlarına hedef olmamak için kendimi yere attım.
METİN ALNINDAN VURULMUŞ YERE DÜŞMÜŞTÜ…
Tam o sırada caminin çıkış kapısının önündeki kalabalıktan bir ses “metin metin ..!” diye bağırıyordu. Benim o anda aklım başıa geldi. Çömeldiğim yerden geriye dönüp baktım. Metin upuzun yerde yatıyordu.
VE BİR ŞUBAT AYI DAHA GELDİ....NİCE ŞEHİTLER VERİLEN BİR AY.....
VE BİR ŞEHİD......METİN YÜKSEL.........
17 TEMMUZ 1958 DE BİTLİSTE DÜNYAYA GELMİŞ ŞİMDİKİ GENÇELERE ŞEHADETİN NE OLDUĞUNU ÖĞRETMEK İÇİN ÇABA GÖSTERMİŞTİ...
ÇÜNKÜ O ŞEHADET BİR ÇEĞRIDIR TÜM NESİLLERE VE ÇEĞLERE...DİYEREK ŞİMDİKİ GENÇLİĞİDE UYANDIRMIŞTI...
HENÜZ İLKOKUL 5. SINIFDAYKEN OKULU BIRAKIP ÇOKTAN TEBLİĞE BAŞLMIŞTI....
O ARTIK GENCECİK BİR DELİKANLI OLMUŞ TÜRKİYENİN DÖRTBİR TARAFINA TEBLİĞİSİNİ YAYIYORDU....
HER MİTİNGDE ÖN SAFDAYDI....MİTİNGLERİN UZAKLIĞI YAKINLIĞI ÖNEMLİ DEĞİLDİ...
YURDUN DÖRT BİR YANINDA ZALİMLERE VE İŞBİRLİKÇİLERİNE KARŞI AMANSIZ BİR MÜCADELE İÇİNDEYDİ.....
ŞEHİT OLMADAN BİR ÖNCEKİ GÜN İZMİRDEKİ MİTİNGDE İDİ....
1977 YILINDA FATİH TE KOMİNİSTLER İLE GİRDİĞİ ÇATIŞMADA ÜÇ KURŞUN İLE YARALANMIŞTI...
FAKAT NE KURŞUNLAR NE TAHDİTLER YILDIRMADI....ONU...
MİLLİ GENÇLİK VAKFI VE MİLLİ SELAMET PARTİSİ TEŞKİLATLARINDA AKTİF OLARAK ÇALIŞTI...
HER DAİM MÜSLÜMANLARA ÖRNEKTİ....VE ÖYLE ÖLDÜ....
TIPKI BİR ŞEHADET ÖĞRETMENİYDİ....
VE. O ÇOK ÖZLEDİĞİ MERTEBEYE KAVUŞTU....
23 ŞUBAT 1979 CUMA GÜNÜ NAMAZ ÇIKIŞINDA ÜLKÜCÜ GURUPLAR TARAFINDAN VURULARAK ŞEHİT EDİLDİ.....ŞEHİT EDİLDİĞİNDE YAŞI 20 İDİ.....
ALLAH (cc) CC ŞEHADETİNİ KABUL ETSİN....
VE ANNESİ..METİNİNİN ŞEHİTLİK HEBERİNİ ALDIĞINDA AĞZINDA ÇIKAN TEK KELİME.....(ELHAMDÜLİLLAH) OLDU.....
VE SENİN ARDINDAN.....
KİMBİLİR BİZİDE BULURMU ŞEHADET
BİR ŞUBAT SOĞUĞU BİR NAMAZ ÇIKIŞI BİR CAMİİ AVLUSUNDA.....
BULURMU METİN YÜKSELCE BİR ŞEHADET BİZİDE....
METİN YÜKSELCE BİR CİHAT SIRASINDA....